Beş madde ile edebiyatta isimler savaşı

1. İsmini anmayalım

İlkel bir davranış biçiminin güncellenerek taraftar bulmuş halidir. Yazdıklarıyla bir insanı yokluğa mahkûm etmek için ortaya konulan acil eylem planıdır. İstenmeyen kişinin elbette bir adı vardır, lakin zinhar bu ad güzel bir fiille yan yana kullanılmamalıdır. Ne yapıp edip bu isim kamufle edilmeli, hafızalara sirayet etmesinin önüne geçilmelidir. Sükût suikastı da diyebileceğimiz bu operasyonel hareketi yapanların temel gayesi yeryüzünde kendilerinin dışında hiç kimsenin adının anılmamasıdır. Marifet sahibinin yokluğu ile teselli bulmak günümüz edebiyat çevrelerinde hiç de az rastlanır bir durum değildir. İstenmeyen kişi on parmağında on hüner olan biri olabilir. Diyelim ki bu on hüneri bu on parmaktan söküp atamadınız, öyleyse hiç tereddüt etmeden on parmağı kökünden kesmeniz gerekir. Bir ismi yeryüzünden silmek isteyen kişi bunu kendince haklı bir gerekçeye bağlamayı da ihmal etmez. Nasıl olsa o ismi o kişiye kendileri kazandırmıştır, onu geri almak hakkını da kendilerinde görürler. Diyelim ki istenmeyen kişi bir cümleyi tamamlayan en anlamlı sözcük olmak gibi bir misyona sahip. Cümlenin anlamının değişmesi pahasına o isim cümleden uzak tutulur.

2. Ortamlardan kaçıralım, platformlara yaklaştırmayalım

Bu muamelenin de diğer kompleks davranış biçiminde olduğu en bariz vasfı bunu birbirlerine yapanların amca oğlu, teyze kızı ya da özbeöz kardeş olmalarıdır. Birbirine sokulan kişiler burada menfaati esas aldıkları halde bu birlikteliklerine mistik anlamlar yüklemişlerdir. Paneller bir eksik yapılmalı, selam bir eksik verilmeli, çay bir eksik söylenmelidir. Bu kişilerin duaları bile 1 (bir) eksiktir. Her ne kadar kişi ya da fert pozisyonunda önünüzde arzı endam ediyor olsalar da yaklaşımlarında hep bir devlet refleksi sırıtmaktadır. Her ne kadar ABD karşıtı gibi görünseler de sergiledikleri insan ilişkilerinde emperyalist hevesler öne çıkar. Amerikan ahlakı ile ahlaklandıklarını saklamaya çalışsalar da bunu başaramazlar.

3. Doyduğuna pişman edelim

Müdanasız insanlara ne denli müsamahasız oldukları anlaşılsın diye kendilerine muhtaç kılmaya çalışırlar. Susuz mahalleye çeşme yaptırarak kendilerinden olmayan insanların nasıl olsa susadıklarında bu çeşmeye mecburen koşacaklarını düşünürler. Suya koşan insanları kendilerine koşan insanlar topluluğu olarak fotoğraflayıp dört bir yana dağıtırlar. Kimin üne, şöhrete, özel muameleye, adamcılığa, alkışa ve de taltife ihtiyacı yoksa onun peşine düşerler. İstiğna duygusuna savaş açarlar. Taşınır taşınmaz silahlarını bu müstağni kişilerin kapısına yığarlar. Bütün dertleri hiç kimseden bir şey istemeyen, dünyalık geçici şeylere doymuş olanları yeniden önemsiz küçük hedefler peşinde koşturup kendi emellerinin zebunu kılmaktır.

4. Arkasından konuşalım

Güçlü insanlara tebelleş olamadıkları için, zayıf, desteksiz ve de mazlum kişilere musallat olurlar. Yüzlerine karşı konuşma cesareti olmadığından eski alışkanlıklarına geri döner ve istemedikleri, rakip gördükleri kişilerin arkasından konuşurlar. Arkadan konuşmaların temel vasfı, hakkında konuşulan kişileri savunmasız anlarında yakalamaktır. Bu sebepten önlerinden dolaşıp arkalarından konuşurlar. Oysa bilmezler ki bu mazlum kişilerin kendilerine destek çıkacak bir arkaları bile yoktur. Arkadan konuşmaların betimleyici ve de metaforik bir karakteri vardır. Gıyaptan konuşan kişiler bu sebepten edebiyat süsü verilmiş konuşmalarına kolaylıkla yalan, iftira ya da çarpıtmalı şeyler yükleyebilirler.

5. Haksızlığa uğradığında tarafsız kalalım ya da olaya bir başka türlü yaklaşalım

İstenmeyen kişi her şeye müstahaktır, zira onun sıkıntılarına kulak verecek kadar bol vakte sahip olmadıklarını söylerler. Çoğu devlet eliyle sevilip okşandıkları için, sevilen yerlerini kalabalıklardan korurlar. Susup seyirci kaldıkları durumlarda ağızlarından en çok dökülen sözcük “hayırlısı”dır. Kendilerinden tavır koymaları beklenirken ya istiareye yatmaya kalkarlar ya da olayı başka türlü yaklaşmayı denerler. Aslında bu yaklaşmada kuyruğunu kısıp bu meseleden uzaklaşma taktiği vardır. Kimseyle kötü olmama ideolojisine kendilerini fena halde kaptırmışlardır. Şiveli konuşmakla Anadolu ruhuna sahip olmayı her seferinde birbirine karıştırırlar. Tarihselciliği bütün meseleleri kendi kişisel tarihlerine dayandırmak, hermeneutiki ise haksızlığa kenar süsü yapmak için kullanırlar. Başkalarının ortaya koyduğu şeyleri zihinlerinde deforme etmeyi yapısökümcülük ya da yapıbozumculuk diye yutturmaya kalkarlar.