Bendeki ben’ler ve benlik

Benlik kendi kendimizi tanımlama şeklimizi ifade eden bir kavramdır. Hepimizin kendimize dair olumlu olumsuz, bilinçli bilinçsiz, derinlikli ya da yüzeysel birtakım gözlemleri, tespitleri, algı ve tasavvurları vardır. “Ben kimim?” sorusu hepimizde bir şekilde karşılık bulur velhasıl. Lâkin bu soruya verdiğimiz cevapların kendimizi ne kadar yansıttığı meselesi üzerine durup düşünmek gerekir. Zira bu soruya sağlıklı bir cevap üretmemiz, benliğimizi yakalamamız hiç de kolay değildir; hatta bunun için imkânsız desek de yanlış olmaz. Zira benlik bize yakın ama bizden bir o kadar da uzaktır. Bu nedenle gölge metaforuyla anlatır benlik: Gölgemiz gibi hemen dibimizdedir ancak yakalamaya çalıştığımızda uzaktakinden de uzak olur bize. O yüzden kim olduğumuza dair sorulara kaçamak ya da temsili cevaplar üretiriz çoğu zaman. Kimi zaman benliğimizi bedenimizle, kimi zaman mensup olduğumuz ailemizle, kimi zaman oturduğumuz makamla, kimi zamana da sadece ismimizle ilişkilendiriveririz. Açıkçası bu basit bir tanımlamadır ve bize kendimizi anlatmaktan da uzaktır. Bunlar benliğin kabuğu mesabesindedir. Öze nüfuz etmek için daha derinlere gitmek, sahip olduğumuz tüm imkânlarla (akıl, gönül, duyu vb.) daha derinlikli bir sorgulamaya girişmek gerekir.

İnsan benliği farklı katmanlardan oluşur. En dışta maddi benlik bulunur ki bu bedenimiz de dahil olmak üzerek kendimizle ilişkilendirdiğimiz maddi varlıklarla ilişkilidir. Kendisini boy aynasında gördüğü şekilden ibaret sananlar, benliğin bu kabuk kısmında takılıp kalmışlardır. İkinci katman sosyal benliktir. Sosyal benlik, toplumda hâkim olan âdet ve alışkanlıkları merkeze alan, kendini toplumun talep ve beklentilerine göre şekillendiren ve konumlandıran benliktir. Bu benliğin iş gördüğü, gerekli olduğu durumlar olduğu yadsınamaz. Toplumun huzur ve ahengi, kolektif bilincin inşası, ortak gaye ve ideallere yönelme anlamında benliğin bu yönüne önemli işlevler düşmektedir. Toplum üzerinden gelen takdir, teveccüh ve hürmet kadar kınama, ayıplanma ve dışlanma da bu alanda iş gören önemli araçlardır. Ancak toplumdan gelen taleplerin sorgulanmaya, daha basit bir ifadeyle süzülmeye ihtiyacı vardır. Eğer bu yapılmazsa “ayıp, günah” gibi kavramlarla birçok hatalı davranışı çocuklarımıza aktarmamız kaçınılmaz olur. Bir başka ifadeyle çocuklarımız toplumdan gelen her türlü talebe karşı savunmasız, mutlak itaate yatkın hâle gelir. Bu sebeple sosyal benliğin baskın benlik hâline gelmesi, problemli bir durumdur. Bunun yerine çocuklarımızda, bilinçli eylemlere kaynaklık eden, bir şeyin ayıp diye nitelenip nitelenmemesine göre değil de o şeyin iyi ve doğru olup olmadığına, insan yaradılışına, insan olma onuruna uygunluğuna bakarak eylemde bulunmaya imkân tanıyan bir benlik katmanın iş görmesi öncelemelidir.

Üçüncü katman indî benliktir; yani beni ben yapan, beni diğer insanlardan ayıran, bana ait imkân, kabiliyet ve zaafları temsil eden alandır. Bu alanı daha çok becerilerle ilişkilendirmek mümkündür. İnsanın kendini bu yönüyle tanımasının muhakkak ki kıymeti haizdir. Zira imkânlarını fark edemeyen onları varlık sahasına da çıkaramaz, hayata aktaramaz. Kendindeki imkânları açığa çıkaramayan ise ne çevresine istenilen düzeyde katkı sunabilir ne de kendini mutlu edebilir. Bu kişiler sevmedikleri okulda okur, hoşlanmadıkları mesleklerle meşgul olurlar. Hayatta yön tayin etmekte zorlanırlar. Ama bu benlik sadece öznel ben’i merkeze alır. Ya ben’deki biz, yani insan olarak ortak özelliklerimiz?

Benliğin son katmanı ise kendimizle ilişkili daha temel ve derinlikli sorulara cevap arayacağımız kısımdır. Fıtrî benlik olarak isimlendirebileceğimiz bu benlik; madde ve mânâmızla kim olduğumuzu, bizi insan kılan hasletlere sahip olma durumumuzu sorguladığımız alan olarak kabul edilebilir.  İndî benlik benliğin öznel yönünü, fıtrî benlik ise nesnel yönünü temsil eder. Bu benlik diğer benlik katmanlarını bütünleyen bir işlev de görür. Daha derinlikli ve daha bütüncül bir benlik şuuru kuşanmamızı sağlar. Burada bizi insan kılan aslî özellikler üzerinden bir arayış kendini gösterir. Bu özellikler akıl, irade, iman, ahlâk ve anlam arayışı olarak ifade edilebilir. Fıtrî benlik kendiliğimizin referans noktası mesabesindedir. Yapıp ettiklerimiz burayla ilişkilendirildiği ölçüde gerçek anlam ve değerine kavuşur. Bu özellikleri kaybettiğimizde insanlığımız da bundan ağır yara alır.

YORUM EKLE

banner19

banner36