‘Ben sana küstüm küserek’

Dargınlık üzerine yazılmış bir kitap hatırlayan var mı? Bir makale de olabilir. Gök kubbe altında darılma eylemi üzerine kimse esaslı bir şey söylememiş. Dargınlık konusuna karşı adeta dargın bir tutum var. Kelimenin kökü “taru-mak”tan geliyor. Taru-gın, targın ve dargın kelimeleri zaman içinde şimdiki halini alıyor. Darlanmakla yakından alâkalı. Asıl olan insanın insana yurtluk etmesidir ki burada ferahlık vardır. Ne vakit durum değişir insan insana “kurtluk” etmeye başlarsa orada darlanma ile birlikte dargınlık vardır.

Dargınlık insan ilişkilerindeki yoğunluğa bağlı olarak artar veya eksilir. Ülkeler için de bu geçerlidir. Bir ülkenin en çok sorunlu olduğu ülkeler bu yüzden başta sınır komşuları olmak üzere yoğun ilişki içerisinde bulunduğu ülkelerdir. İnsan anlam yüklediği, ümit geliştirdiği, cümlesine kelime olarak dahil ettiği kimselere darılır. Çünkü o kimseler karşısındakinin gözlerinde çok büyük irtifa kaybı yaşatmıştır. Dostlarına dair beklenmedik bir durumla karşılaşan insanın darılmaktan başka yapabileceği bir şey de yoktur.

Darılan kişi darıldığı kişiyle sadece hâl üzere değil, mazi ve istikbal üzere de yaşanmışlık ve yaşanabilirlik noktasında hayatiyeti sıfırlamış kabul edilir. İpler en sağlam yerinden kopmuştur. Bir ucu varsa diğer ucu yoktur. Dargın kişiler birbirleriyle bir daha karşılaşmamak üzere dünyadaki varlıklarını “nazar-ı itibar” noktasından uzaklaştırırlar. Dargınlık öncesi yıllara ait eşyalar duygusal anlamda arabuluculuğa soyunur. Bazen bir kitap, bir tespih ya da bir fotoğraf hatırlatıcı rolünü üstlenerek kopan iki ipin uçlarını tatlıya bağlamaya çalışır. Lakin heyhat! Şimdiki zaman geçmişten, geçmiş gelecekten süratle uzaklaşmıştır.

Ömrü hayatımda yaşadığım dargınlıklar yaşattığım dargınlıkların hep üstünde seyretmiştir. Hayatımda hiçbir zaman yer etmemiş ve de etmeyecek kişilerle hiçbir sorunum olmadığı doğrudur. Benim darıldıklarım ilginç bir şekilde benimle eşzamanlı olarak bana darılmışlardır. Darılma önceliğini elinde bulundurmak haklılık hakkını elinde bulundurmak sayılmıştır ne de olsa. Dargınlığımın eksiksiz oluşmasında hep yanımda gözüküp karşımda olan bir yıkım ekibi her zaman hazır bulunmuştur. Hem bana hem ona darılmakla ne kadar haklı olduğumuz hakkında telkinler vermeyi hiç ihmal etmemişlerdir. Hatta içlerinden birisi “Abi bak bu çok daha iyi olacaktır. Olanda hayır vardır!” şeklinde durumu idealize etmeye bile kalkmıştır.

Gayr-i resmi adı “Arabozuculuk Timi” olan yıkım ekibi nerede dar sokaklar, izbe köşeler varsa birbirine dost olan kişileri sıkıştırıp üzerine nifak tohumları ekili ayrılık şarkıları söylemeye başlarlar. Darılan kişilere bir zaman sonra sorsanız “Nedir sizi birbirinize küs kılan sebep?” diye, emin olun hiçbir şey söyleyemeyecekleri gibi akıllarına da hiçbir şey gelmeyecektir. Çünkü hatırlanabilir bir sebep yoktur sorulan soruyu yanıtlayabilmeye.

Kimi zaman dargınlıklar organize bir eyleme dönüşür ve bir tür “konuşma boykotu” halini alır. Bir kişinin dargınlığı peşine topladığı onlarca hatta yüzlerce kişinin müşterek dargınlığıdır artık. Dargınlık kişinin karşısındakini adına sebep denilen bir bahaneye sığınarak silahsız şekilde öldürme teşebbüsüdür. Zira dargın darıldığı kişiyi kendi yaşadığı dünyadan uzaklaştırmak, hatta yok etmek istemektedir. Ne sevincinde ne kederinde onun evrenine dahil olacak hiçbir adımı atmaz.

“Evet dünya güzel, yaşamak harika; fakat bu huzur ve hoşnutluğu bozan birileri var. Onlar varken dünya güzel olması hiçbir anlam ifade etmez. Öyleyse hatıra ve anlam dünyamızdan bu kişileri uzaklaştırmamız gerekir.” Böyle düşünür dargınlar. Yüzlerinin bir tarafı yoktur. Birbirlerine bakacak yüzleri olmadığı için göz kapaklarıyla o girift aralıktan bakarlar küstüklerine. Gördükleri uçsuz bucaksız bir sis tabakasıdır.

İnsan bir dostuna veya yakınına bir anda, ilk harekette darılıyorsa, bu tavır bazı şeylerin ne denli yapay ve sahte olduğunun tescilidir. Halbuki kırgınlık dargınlıktan çok daha önce gelir. Çoğunlukla da kırgınlık çatıyı yıkmaya gelen dargınlığı ikna ederek yoldan çevirir.

Sahici darıldığım kişilere iç odalarımın anahtarlarını teslim etmem. Onları iç odalarıma ayak bile bastırmam. Sadece dış kapının önüne kadar gelip durabilirler. Bu kapı önünde ayaküstü üç beş cümle konuşmaktan ibarettir. Bunların sayısı son günlerde o kadar çok arttı ki.

Dün “haydi namazı cemaatle kılalım” diyenler bugün yüzlerini göstermemek için ekranlara, gazete sayfalarına ve de kalabalıklara saklanıyorlar. Ekranlar ve kalabalıklar ne de olsa modern saklanma mekanlarıdır. Bu muhteremlerin manzarası da her ne kadar kendileri farkında olmasa bile “post modern inceltilmiş dargınlıklar” kategorisine dahildir.

Size ne diyorum, hiç kimseyle durduk yerde darılmadım. İşlerinin daha hayırlı gitmesi için, bunu temin etmek için darıldılar bana. Darılma eylemi sükût ve karşılıklı eylemsizliği esas aldığı için de kendini savunmak ve derdini anlatmak gibi haklardan da mahrum bırakıldım.  Dargınlık lobisi kendine özgü bir savunma sistemi de geliştirmiştir. “Haklılığın patenti”ni ellerinde bulundurduklarından “daimî haklı olmakla müjdelenenler” grubuna dahil edilmişlerdir.  Ne kadar çok kişiyle darılmışlarsa o kadar “taze ilişki insanı”nı yakalamaya çalışarak bu açığı kapatmaya çalışmışlardır.

Ahmet Hamdi Tanpınar gibi teselli payı mı çıkaralım dargınlıklardan: “İnsan birisini bu kadar severse nasıl darılır?” diyordu. Hiç darılabilir mi? Muhakkak yorulmuştur.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Yoksa Behçet Necatigil gibi doğal bir dünya hali mi saysak bu küslükleri:

Ve susmak

Bir denizin çekildiği

Bir rüzgârın kesildiği

Anlaşılınca.

Dünya böyle gidiyorsa

Elbet bir nedeni var

Ben sana küstüm küserek

Bense susmayı severim böyle zamanlarda. Ne anlamlı ne derin şeyler söyler sükût; üç günden fazla konuşmamak üzerine.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aslı gibidir
Aslı gibidir - 10 ay Önce

Teşekkürler. Küsmek yerine sevmek için çareler aramayı unutmayalım.