Bayrağa hürmet, vatana hürmet ve sadâkat demektir

Bayrak denildiğinde eğitim düzeyi fark etmeksizin, vatan ve millet şuuruna sahip olan herkesin söyleyebileceği en azından birkaç cümlesi bulunur. Farklı görünseler de hepsi gönülden kopup gelen samimi cümlelerdir.

Sözlüklerde de birbirine benzeyen tanımlar karşılar bizi. Örneğin, Yaşar Çağbayır imzalı “Büyük Türkçe Sözlük” (Ötüken Neşriyat, 2016), “bir milletin kendine sembol olarak seçtiği işaret ve renklerden meydana gelmiş, bir gönderin ucuna takılı, toplumun birleşme sembolü olarak kullanılan, manevi değeri yüksek kumaş parçası” olarak tanımlar bayrağı.

Şüphesiz ki bayrak, kumaş parçası olmanın çok ötesinde bir anlama ve çok üzerinde bir konuma sahiptir vatanseverlerin kalbinde. Bu anlamda, bir milletin varlığı ve birliği ile vatanın bağımsızlığını sembolize eden en önemli unsurdur bayrak. Bunun içindir ki unvanları, pozisyonları, vatan için ürettikleri değer ne olursa olsun, bütün kişiler ve kurumlar bayrağın şahsında bir araya gelerek, bağımsızlık noktasında iç ve dış çevreler nezdinde tek yürek olarak temsil ederler milleti ve ülkeyi. Diğer bir ifadeyle canı dâhil her şeyinden vazgeçerek; vatanın varlığı ve bağımsızlığı ile milletin huzur ve refahı için gayret sarf edip değer üreten her kişi ve kurum, büyük bir teslimiyetle, bayrağın bağımsızlık sembolü olarak en üstte tutulmasından yanadır. Bu anlamda, kendi kimlikleri ve kişiliklerini bir an olsun akıllarına getirmez; varlıklarının, onun varlığıyla anlamlı ve geçerli olabildiğini düşünürler. Dün Çanakkale’de düşmana, bugün içeride ve dışarıda terör odaklarına karşı verilen mücadelede olduğu gibi…

…..

Bayrak denildiğinde, eşzamanlı olarak üç isim ve eserleri vatansever akıllara birerli kolda yürüyüverir. Mehmet Âkif Ersoy ve İstiklâl Marşı/mız, Arif Nihat Asya ve “Bayrak” isimli efsane şiiri, Mithat Cemal Kuntay ve “On Beş Yılı Karşılarken” adlı şiiri. Hadi dürüstçe söyleyelim, Mithat Cemal Kuntay denildiğinde -genellikle- Cumhuriyetin 15. yılı için yazdığı şiirin kendisi değil, şu pek meşhur iki mısraı gelir akıllara; Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır / Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. 

Âkif’in, “Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! / Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet bu celâl?” mısraları ile “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” mısraındaki hitap, Arif Nihat Asya’nın şaheserinde baştan sona bayrağın kendisiyle söyleşmeye, hatta sözleşmeye döner. Şairin şahsında aziz Türk milleti ile o milletin birliğinin sembolü olan bayrağın kısa ve uzun vadeli geleceğe dönük sözleşmesine.  

Tam bir kahramanlık şiiri olan Bayrak’ta Arif Nihat Asya, bayrağın Türk milleti için ne anlama geldiğini, sembol olması bağlamında önemini ve ayrıca, bugün ve gelecekte millet olarak onun için neler yapılabileceğini ifade ederek, bunun sözünü vermektedir.

Kısacası, işaret edilen üç şiirin özü itibariyle, bayrağa yönelik çok açık, net ve güçlü bir “saygı ve sevgi” yani “hürmet ve muhabbet” söz konusudur.  Ve bu saygı Bayrak şiirinin aşağıda yer alan son bölümüyle zirveye ulaşmaktadır;

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!

Şiirin bütününde gösterilen açık saygının yanı sıra bu bölümde verilen sözün günümüz gerçekliğinde nasıl yerine getirileceği hususunu başka bir yazıya bırakarak, bu yazının yazılmasına esas teşkil eden saygı bahsine hayatın içinden bakarak devam edelim… Şu günlerde herhangi bir siyasal oluşumun kongre, kutlama vs. etkinliği olmadığı için kastımızın doğrudan hiçbir gerçek veya tüzel kişiyle ilgisi olmadığının daha kolay anlaşılabileceğinden aldığımız cesaretle…

…..

Millet olarak bayrağımızı sevdiğimiz ve saydığımız çok açık. Kamu kurumlarındaki resmi uygulamaların yanı sıra, özel işletmelerimiz ve dahi ev, otomobil gibi özel mülkiyet alanlarında bu hürmet ve muhabbetimizi alabildiğine gösteriyoruz.

Gelin görün ki sevgimizin dozunu ayarlayamadığımızdan mıdır, bu tür konularda “şuur eksikliği sendromu”na dûçar olduğumuzdan mıdır bilinmez, bayrağımıza yönelik ihmâl ve özensizlik olarak nitelendirilebilecek davranışlar sergileyebiliyoruz zaman zaman. Üstelik aşağıda birkaç başlıkla örneklendirilen yanlışlar, 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Türk Bayrağı Tüzüğü’nün (Resmi Gazete, Tarih: 17.3.1985, No: 18697) son derece açık hükümlerine rağmen yapılabilmektedir (www.mevzuat.gov.tr).    

Bayrak sevgisi ile Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan vb. milli günler bir araya geldiğinde, evlerin camlarına, balkonlarına ay-yıldızlı al bayraklar gururla asılmaktadır. Ne var ki, bu bayrakların bir kısmı rengi solmuş, bazıları yıpranmış dahası yırtılmış olabilmektedir. Bunların da ötesinde, o iki gözüm bayraklar, asılmalarına vesile olan gün geçtikten sonra da uzun süre hatta sürekli olarak pencerelerde ve balkonlarda tutulabilmektedir. Okumakta olduğunuz yazıyı yazarken, her gün üzüntüyle gözlemlediğim bu durumla ilgili günceli saptamak için baktığımda (2.5.2021), fakirhanenin pencerelerinden -en azından bir cephesiyle- görülebilen otuz iki binadaki dokuz dairede on bir bayrağın asılı olduğunu gördüm. Ki sayının yirmileri otuzları bulduğunu biliyorum. Hatta ne yazık ki bunlardan birinde, şanlı bayrağımız, cam balkonun bir tarafında perde yerine sürekli asılmış durumda.

Yine kaygı verici bir uygulama olarak, mevzuat hükümleri bayrağın şeklini çok açık biçimde tarif etmekle kalmayıp, bayrak odaklı olarak “nelerin yapılamayacağını” tane tane açıklamasına rağmen, bayrağın üzerine tarihi şahsiyetler ile yaşayan liderlerin fotoğraflarının yerleştirildiği görülmektedir. Bu tür “bayrak”ların mevzuat hilâfına, şehirlerin en merkezi noktalarında dahi alenen satıldığı da bilinmektedir.

Başka bir yanlış, bayrağın değerinin korunmasına yönelik açık hükümlere rağmen, bilhassa seçim sürecine girildiği dönemler ile parti kongreleri gibi faaliyetler çerçevesinde dağıtılan bayrakların son derece niteliksiz ve mezkûr mevzuatta belirtilen ölçülerin dışında olmasıdır. O kadar ki, herhalde en düşük maliyetle üretilmesi planlanmış olsa gerek, söz konusu “bayrak”lar adeta şeffaf bir “şey” olarak arkasını gösterir özelliktedir.

Kısacası, o bayrak inmesin diye dün olduğu gibi, bugün de yurt içinde ve yurt dışında can verip can alan yiğitler varken, biraz daha değil çok fazla dikkat edilmesi gerekmektedir. Lütfen değil, zorunluluk olarak. Hem yasal, hem milli, hem de ahlâki bir zorunluluk olarak… Vatan sevgisine ve savunmasına yönelik din odaklı tavsiyeler ortadayken, aynı zamanda imanî bir zorunluluk olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

Bu çerçevede, bireysel ve kurumsal olarak, bayrağa karşı sorumluluk bilinciyle ve milli şuurla hareket edilmeli; her halükârda gerçekleşebilecek ihlâl durumlarında da devletin ilgili birimleri, aziz Türk milleti adına, mevzuat hükümlerinin gereğini yerine getirmelidir. Bu doğrultuda, düğün-dernek vs. faaliyetler ile siyaset odaklı etkinliklerde mevzuata uygun Türk bayrağı kullanılması konusunda kararlı ve ayrıcalıksız davranılmalıdır.

Aynı şekilde, evlerde ve özel mülkiyet işyerlerinde uygun bayrakların asılması hususunda devletin kolluk güçleri, öncelikle, cezaî uygulamalar yerine -hediye olarak- uygun bayraklarla değişim yapma gibi olumlu yaklaşımlar sergilemelidir.

Bu bağlamda, bütün zamanlarda sürdürülebilecek bir uygulama olarak, devlet tarafından her tür başarı çerçevesinde (sportif, akademik, bilimsel, sanatsal vs.) ve nikâh, doğum/ nüfus kaydı vs. işlemler sırasında ilgili vatandaşlara mevzuata uygun bayrakların hediye edilmesi düşünülmelidir.

…..

Milletin birliği ve vatanın bağımsızlığının “bir numaralı” sembolü olan bayrak ile başladığımız sözü, vatan odağında kaleme aldığımız “Vatan Her Şey Demektir” adlı şiirimizin son bölümüyle nihayete erdirelim;

Vatandan önce ve sonra ne gelir?

Elbette hiçbir şey!

Çünkü vatan, her şey demektir!

YORUM EKLE

banner26