‘Bana esenlik dileyin’: Bülent Keçeli şiiri üzerine kısa bir değerlendirme

Modern Türk şiirimizin dönüşümünde 90 kuşağı olarak adlandırdığımız şairler önemli bir aşamaya isabet eder. Şimdilerde orta yaşlarda bulunan bu şairler 80 kuşağını atlayarak II. Yeni ve öncesini şiirlerinde dönüştürmüşlerdir. Bu sebeple 90 kuşağı şairleri pek çok zorlukla mücadele ederek modern Türk şiirine dinamizm kazandırmaya çalışmışlardır.

Kimi eleştirmenler 90 kuşağının bu gayretlerinin yeterli ivmeyi sağlayamadığını iddia etseler de benim kanaatim 90 ile 2000 arasında çıkan dergiler ile buralarda yazan şairlerin özellikle eleştirel ve kimi zaman sarsıcı çıkışlarıyla şiirimize dinamizm kazandırdığı yönündedir. Unutulmaması gerekir ki şimdilerde yayın yapan edebiyat dergilerinin ekserisi bu dergilerde şiirlerini yayınlamaya başlayan şairler tarafından çıkartılmaktadır. Kısacası şimdilerdeki yayın zenginliğinin başlangıç noktası 90’larda yayınlanan ve sosyal medyayı da ilk kez etkin şekilde kullanmaya başlayan ve zengin tartışma platformlarına dönüşen bu ortamlardır.

Peki, 90’lardan önce edebiyat dergisi yok muydu? Elbette vardı. Lakin 90 öncesinde genellikle sağ ve sol şeklinde ayrılmış kesimlerin amiral gemisi olarak tabir edebileceğimiz dergiler vardı. Hemen herkes bu dergiler etrafında toplanır, bu dergiler üzerinden fikri/siyasi/kültürel çalışmalarını paylaşırlardı. Büyük Doğu, Diriliş, Mavera, Edebiyat, Hareket, Hisar, Varlık, Papirüs, Halkın Dostları, Yeni Dergi, Yazko, Türk Edebiyatı bu dergilerden bazılarıdır. 1930-1990 arasına yayılan bu dergiler ekseriyetle siyasi görüşlerin gölgesinde bir yayın çizgisine sahiptiler.

İlk defadır ki 90’larla birlikte yayınlanan kimi dergiler temel motivasyon olarak “Sağlam Şiir, Sağlam Edebiyat” kavramlarını kullanmaya başlamışlardır. Bu dergilerde kimin hangi görüşte olduğundan ziyade kişinin ortaya koyduğu esere odaklanılması tercih edilir oldu. Yinede 90’lardaki dergilerin de durduğu bir pozisyon bulunduğunu inkâr edecek değiliz. Fakat dediğimiz gibi bu siyasi pozisyon temel belirleyicilikten uzaktı. Aslolan şiirdi, öyküydü, eserdi. Hece,  Dergâh, Şehrengiz, Atlılar, Kaşgar, Kırkayak, Kırklar, Merdiven Sanat, Edebiyat Ortamı, Yolcular, Âşiyan, Mavi Kuş, Ülke, Düş Çınarı, Yalnız Ardıç, Kırağı, İkindi Yazıları bu dönemde etkin olan dergilerden bazılarıdır. Bu dergiler durağanlaşan edebiyat ortamını canlandırarak yeni bir dönemin inşasında etkin rol oynamışlardır.

Bülent Keçeli ve Ücra

Bülent Keçeli 90 kuşağı şairlerindendir. Kuşağının her sağlam şairinde bulunan “arayış” Bülent Keçeli’nin şiirlerinde de bulunmaktadır. Bu arayışı tek bir cümle ile özetleyebiliriz: Artık yeni şeyler söylemek lazım! Bülent Keçeli buna bir eylemi daha ekler: Artık yeni bir dil ve yeni bir imge anlayışını getirmek lazım. Buna kısaca yeni bir söyleyiş denemesi de diyebiliriz. Bülent Keçeli “Gen Tecrübeleri” isimli eserinden itibaren bunu matbu olarak da göstermeye çalışmıştır. Hastalık Şiirleri, Çarşılar İmgeseli ve Herkesin Çirkini ile bunu istikrarlı şekilde geliştirmiştir. Bülent Keçeli, şiirini kendisinden başlatarak ulaşabildiği son noktaya kadar temas ettirmeyi başaran, bunu kendine özgü imge evreni ile harmanlayan önemli bir şairdir. Modern Türk şiirinin 60’larda imge ağırlıklı, sonrasında toplumsal gerçekçi, lirik ve bireyci olan şiiri Bülent Keçeli ile adeta harmanlanarak yeni bir kisveye bürünür. Onun şiirinde birey de vardır, lirik de vardır, imge de vardır. Fakat onun şiiri hiçbir zaman bunların biri veya birkaçı değildir. Bülent Keçeli’de birey adeta topluma uzanan, toplum adına konuşan bir sestir. Onun şiiri çevresine duyarlıdır. Onun şiirlerinde ontolojik sorgulamaları da siyaseti de aşkı da tarihi de kavgayı da fukaralığı da evrenin yasalarını da yalnızlığı da hastalığı da mücadeleyi de bulabilirsiniz. Fakat tüm bu ele alışları Bülent Keçeli’nin kendine özgü imgesi ile hissetmek durumundasınız. Bülent Keçeli şiirini anlayabilmek için onun evrenine girmeniz ve ipuçlarını birleştirmeniz gerekir. Onun imgesinin işaretlerini takip etmeniz gerekir. Bu sebeple de zor bir şairdir, sizi zorlar, evrenine dâhil olmanız için kolaylık sağlamaz.

herkesten ve sezdiklerimden bahsederim

bu şehir bu uçlarda kime emanet dersen

emanet ehlinde midir ya da bu kavram ne

bunun evveliyatı var çok şanlı falan

önce liriktik biz (çoğul eki)

&&

biliyordum

yazı yazmayı sedirde falan

düzeyi aşk kitabelerinde falan

oku oku eklemesini mükerrer imgeden

ben imgeden tanım da bekliyordum:

imge efektif değildir:

zamana uyan yerdedir hal prova böyle başlar

aslında işgaliyesini seçersin onun sınırları belliliğinde

biri birinden çalar sınırını bende belirsizdir

hali ışığa kapamaksa aheng

yani nerden geldiğini bilemediğim eflatun

direnir ötekiye/ gölge daha iddialıdır bu donanımda

&&

yarın neden geçmez sınanmayan matemler için

bana sıçrayan ölümü isterim

nasılsa ölümden izim olur

bütün zuhurlar bulgudur bu tarafta

meftayı andığım zaman bir süs bırakırım

iyimi bilirdinizi deneyen konfetiler falan

sağlığa dönersem bundan sonra yani ölüme kefillikten sonra kani

kanaat ettim ki elime geçen ettir diyen de sefildir

Bülent Keçeli’nin şiirlerinde uzun süredir tedavi gördüğü hastalığının izlerini sıklıkla görmek mümkündür. Bunu kendisi de şu şekilde ifade eder: “Şiirim herkes gibi yaşantıma dayalıdır. “Şair bu değinilerini bireysel bir serzeniş olarak değil daha çok dünyasını anlamlandırmak için imge haline dönüştürür. Şairin benliğinden çıkan bu söyleyiş tüm çevresini kuşatacak şekilde genişler ve hemen herkesin derdi olan ontolojik bir hakikat arayışına dönüşür.

şiir bu yüzden acıyı ararken yaşamaz

şair acısını yaşarken şair değildir

&&

beni ikiye böldüler evlaydım

başından beri bildiler kaplaydı

sert bir kuleydim saplaydılar

beni bana anlattılar kurlaydım

&&

Yaşamayı ayıklayanların bir eli dünya

Artık envanter çıkarıyoruz

Bir de hu var hu’ya dayanamayan diller

&&

Anadolu’da şiirin kökeni çok derindedir

Özbahçe’nin tespitiyle söyleyecek olursak; “Bülent Keçeli, bilinçli bir tasarım olarak ortaya koyduğu pürüzlü bir dilin içinde pürüzsüz bir dil elde etmeye çalışıyor.” Yer yer bilinç akışı şeklinde ilerleyen itiraflar bunlar. Kendine has imge ile giydirildiği için anlaşılması zor fakat hissedilmesi mümkün olan şiirler. Bülent Keçeli’nin 2002 yılında Murat Üstübal ile çıkarmaya başladıkları ve aralıklarla 58. sayıya ulaşan Ücra dergisi her iki şairin şiire dair yaklaşımlarını ortaya koydukları önemli bir kaynaktır. Sadece şiir değil aynı zamanda eleştiri ve kuram yazılarıyla da besledikleri Ücra dergisi “özgün metin” uğraşısını temele alan bir yaklaşıma sahiptir. Merkezde değil Ücra’da kalmak isteyişleri, anti-modern tutumları bu özgün arayışın sonuçlarındandır. Şair, Ücra dergisi ile ilgili tasarımlarını bir söyleşisinde şu şekilde dile getirir: “Şiirin merkezîleşmesi, merkeze oturması mümkün mü ki biz de merkezde yer alalım. Ücra, Mustafa Irgat’ın deyimiyle ‘proce’ değildir. Proje dergilerinde de yer aldık ama barınamadık. Kelimenin tam anlamıyla barınamadık. Birçok dergiye dâhil olmak istemiyorum, birçok şair gibi birçok dergide yayınlanmak derdim yok. Dergiler bizim varlığımızdan bir yol alsın, şiirin sorunlarına, günümüzün yazılan şiirine eleştirel bir yol çizsin, istiyorum. Merkezi hedef edinen dergilerin eninde sonunda bir ayağı eksik kalıyor. Doğrusu eleştiri dengesini ellerinden kaçırıyorlar. Cumhuriyet dönemi şiiri, bir tezi alıp buraya kadar getirdi. Neydi o tez? Yeni harfler, yeni bir alfabe ve yeni de bir şiir falan filan…

Oysa Anadolu’da şiirin kökeni çok derindedir. Demem o ki, Cumhuriyet o şiir düşüncesini de kesip atmadı, atamadı. Bu minvalde ikinci yeniyle çıkan ‘Türkiye’de şiiri gerçek kıvamına getirme girişimi’ üzerinde bir tartışmayı sürdüren bir şiir çalışmasıdır Ücra… Ücra’nın derdi ikinci yeniyi aşmak olabilir. Murat Üstübal’ın söylemiyle ‘aşırılaştırarak aşmak’ olabilir. Poetik anlamda bir bağımız bulunabilir. Bu bağ ikinci yeni bağlamında şiirler çıkarmak değil, onların her anlamıyla ilerlettiği şiirin dinamiklerini tartışarak yeni bir eleştiri çıkarmak ve bu bağlamda şiirler yazabilmek. Bu süreçte İmgenin üzerine çok gittim sanırım, algısal oynaklık(!) buradan geliyor. Şiirim herkes gibi yaşantıma dayalıdır. Bu, ilginç gelebilir birçok kimseye, zira bizimle ilgili birçok yanlış kanı da bulunuyor. Kelime ile oynamıyoruz; kelime bu istim üzerine gelmişti zaten. Şunu belirtmeliyim ki İyi şiir kapalı havzalarda kalmaya mahkumdur. Bu havzaya yetkin bir eleştirel görüş değse bile. İkibinlerde ortaya çıkan anlayış, seksenlerin ve doksanların hımbıl havasını dağıtmış görünüyor. Gençler bu işe el atmış görünüyor, hem de kendi özgünlüklerini koruyarak ikinci yeni olgusu tamamlanıyor, diyebiliriz. Bu anlayış, var olan imge imajını dağıtmaya yönelik bir çaba arz ediyor. Bu dönem şairleri, çok okuyan ve bunu sahici şekilde değerlendiren bir yoldalar. Yine de burada ayakların yere basması ve temkinli gidilmesi gerekiyor. Önümüzdeki on yıl bu yapılanların değerini ortaya koymada belirleyici olacak, diyebilirim.”

Bir anı

Bülent Keçeli ile Konya’da tanıştım. Zaten takip ettiğim ve merak ettiğim bir isimdi. İnsan bazen gıyaben tanısa da kimi isimlere yakınlık hisseder. Bunun akılla izahı yok elbette. Bülent Keçeli’nin şiirlerinden dolayı oluşan bu ünsiyet kendisiyle ruberu tanıştığımda ete kemiğe büründü. O’na dair hissettiğim her şey kanlı canlı karşımdaydı. Omzuna başını rahatlıkla koyabileceğiniz babacan bir ağabey, sevgisini kelimelerle değil duruşuyla hissettiren bir dost, sessiz fakat vakur bir sima, az ve öz konuşan fakat içinde fırtınalar kopan bir Anadolu insanı. Hissettiklerim bunlardı ve Bülent Keçeli’yi tanımakla bu hislerim daha da kuvvetlendi. Kendisini tanımış olmaktan ve sevgimi, saygımı O’nun usulünce hissettirmiş olmaktan dolayı mutluyum. Allah, hakikat âleminde tüm sevdikleriyle buluştursun. Rahmet diliyorum.

Not: Bu yazı mahalle mektebi dergisinin 53. sayısında yayınlamıştır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Ali
Mehmet Ali - 2 ay Önce

Mekanı cennet olsun