Bal ve Kan’ın coğrafyasından “Kayıplar Kosova”

“Savaşa girdin kalbim bin yara aldı beni/ Ne denli acı varsa aradı buldu beni…”

Savaşımız, acımız bitmedi bizim. Zulüm, İslâm coğrafyasında hiçbir zaman nihayete ermedi.

Zeki Bulduk’ un Tuzla Belediyesi’nin düzenlediği yarışmada ikincilik ödülü alan “Kayıplar Kosova” adlı romanı “Kosova” adıyla Arnavutça’ya çevrildi. TİKA’nın desteğiyle. 2000 yılında yazılmış bir roman Kayıplar Kosova ve Zeki Bulduk henüz üniversitede öğrenci o yıllarda. İlk eseri yazarın. Belgesel bir roman. Kosova’da, savaş yıllarında yaşananlar hikâye ediliyor bu romanda. Romandaki olaylar, romanda geçen on kahramanın bölümler halinde anlatılmasıyla oluşuyor. Nietzche’nin, “Beni öldürmeyen güçlendirir” sözüyle başlıyor Kayıplar Kosova. Asıl adının Adem olduğunu öğrendiğimiz Şarban’dan, İstanbul’da bir hastanede tedavi görürken Kosova’da yaşananları anlatması üzerine ondan dinlediklerini hikâyeleştiriyor. Sekizinci kahramanı anlatmadan önce, Feridüddin Attar’dan bir metin alıntı yapmış ki bu alıntı, kurtuluş vesilesi, Müslümanlar için kıssadan hisse… Kısa bir hikâye. Hikâye şöyle: “Avcılar, yakaladıkları kuşları kafese koyup beslerler. Bütün kuşlar, kafesin içinde beslendikçe şişmanlar ve kafesten kurtulamazlar. Ancak içlerinden bir tanesi açlığına rağmen bir şey yiyip içmez, gün geçtikçe zayıflayarak ağların arasından çıkmayı başarır. Diğer kuşlar, bakakalırlar ardından.”

Birileri çok iyi yaşar. Birileri çok iyi yaşasın diye birileri ölür. Ayrıcalıklı olanlar, yaşayanlar mıdır yoksa ölenler mi, bilinmez. Kosova’da, mülteci kamplarında yaşayanlar, acısını alıp gidenler, kalanlar, ölenler var romanda. Bir direniş ve mücadele romanı olmasına rağmen edebi bir üslubu var “Kayıplar Kosova” adlı romanın. Çok genç bir kaleme ait aslında ama kalem, toy değil tabiri caizse. Diğer kitaplarda da olan edebi ve samimi, sıcak Zeki Bulduk üslubunu görüyoruz bu romanda, ilk olmasına rağmen. Bosna’ya gidemediğinden Kosova’ya katkı olması için yazıyor bu  romanını yazar. “Kayıplar Kosova” romanı bizim için güzel bir kazanç aslında. Şimdi Kosova halkı için de bir güzellik oldu.

Kendini bir Sancaklı, bir Piriştineli gibi hissettiği anlaşılıyor romandan Zeki Bulduk ’un. Hikayeler gerçek, gerçekler de hikâyeymiş. Yazar ne kadar uğraşırsa uğraşsın kahramanlara şekil veren, onların yaşayacağı kaderleri… Roman kahramanları yazarın bizzat savaş yıllarında dinledikleri… Gerçekliğin kurgusu, kurgunun gerçekliği gibi.

Kayıplar Kosova’nın yeni bir baskısı yok bizde. Kitabı ilk okuduğumda yüreğimizden Gazze’ye gemiler kalkıp durmaktaydı. Mavi Marmara’da şehit olanlardan özellikle Furkan Doğan’dan bahsetmenin kolay olmadığını söylüyordu Zeki Bulduk yazılarında. Mavi Marmara’nın alnından öpmek istiyor, “Bazen bir metali öpmenin 36,5 derece insan sıcağını öpmekten daha güzel olduğunu iliklerime kadar hissedeceğim” diyordu.

Bosna’da, Kosova’da, Balkan şehirlerinde dolaşırken de okudum tekrar kitabı. Savaşın izlerini sürmeye, anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken. Şar Dağları’nı takip ederken yolumuz. Yollarımız kahramanlarla kesişmişti. Onlar şimdi neredeydi? Savaş, parçalamıştı, yıkmıştı. Yıkılanlar onarılmış mıydı? Kalplerdeki hasarlar nasıl onarılırdı?

“Beş kuruşa ölümler satılıyor o uzak kentte.” Rüyada kan görmek, ferahlıktı. Ölenleri, gidenleri, kalanları, direnenleri, yenilenleri yazmak düşürüyordu belki kalbi savaşta olanlara. Acı bir sevdalinkayı dinlemek, dinlettirmek gerekti. Türk yazarların romanlarının Arnavutça’ya çevrildiğini öğreniyordu romanda kahramanımız. Evet, Türk yazarların romanları Arnavutça’ya çevriliyordu romandan sonra.

Şehirlerin, evlerin ruhu vardır. Ortasından nehir geçen şehirlere ayrı bir hayranlığım var. Şehirler, nehirlerle sözleniyor sonra, şiir oluyor. Kitapların da kokusu ve bir rengi var kendine has ve ruhu elbette. Lacivert ağırlıklı, hüzünlü, ağzı dualı kitaplardan Kayıplar Kosova da.

Bal ve Kan’dan ibaretmiş Balkanlar. Coğrafya ise kader. Romanlar da. Roman kahramanlarından Alben ile Albanka’nın, Hana ile Hasan’ın kaderleri ile tanış olarak onları evlendirip mutluluklarını hissetmek… Bir romandan tam olarak ne beklenir, bilmiyorum. Kahramanlardan yola çıkarak oluşturulmuş romanlar, olaydan yola çıkılandan ziyade daha etkileyici ve sürükleyici gelmiştir bana.

Zeki Bulduk’un samimi mektupları vardır. Mektup zaten samimiyettir, değil mi? Mayakovski’ye mesela mektupları. Afganistan Mektupları ayrıca, İbrahim Tenekeci’ye yazdığı. Muhit Kitap’tan yayınlanan son eseridir Zeki Bulduk’un, “Afganistan Mektupları/ Evlat Babanın Sırrıdır.”

Kanaatim, mektup üslubunun okumayı kolaylaştırdığı, keyifli hale getirdiği. Salt bilgi, Afganistan’ı, Bağdat’ı, Kosova’yı okutmayabilirdi ama şimdi hislerimiz bizi diyar diyar gezdiriyor. Dünya, gurbet…

Zeki Bulduk, pes etmeyen bir kalemle bozkırdan dünyaya gurbetimizi yazmaya devam edecek.  Dünya, inatla dönecek ve dünyayı sevemeyecek.

Biz gidelim, sözümüz kalsın burada.  Sadrımıza şifa olsun satırlara aktarılanlar…

Hüdavendigarımız’a, Kosova’ya başını ve gönlünü verenlere selam olsun.

YORUM EKLE

banner26