Bağlı olmak mı, bağımlı olmak mı?

Bağlılık hikâyemiz anne karnından başlıyor. Annemizle göbek bağı üzerinden kurduğumuz bağ fiziksel bir bağlılık. Doğumla birlikte bu bağ kopsa bile anne ile çocuk arasında en az göbek bağı kadar ehemmiyetli yeni bağlar kuruluyor. Fiziksel bağlarından belki zamanla uzaklaşıyor ama duygusal, sosyal bağlar bunun yerini alıyor. Velhasıl insan bağ kuruyor, bağlıyor, bağlanıyor. Akıl da benzer bir işlevi yerine getiriyor; zira o da farklı durumlar, olayla ve olgular arasında bağ/bağlar kuruyor. İnsan bağlardan azade olamıyor; aslında olması da gerekmiyor. Tam tersine bağ kurabildiği, nereye bağlanacağını isabetle tayin edebildiği oranda daha güvende oluyor. Tıpkı kıyıya bağlı sandal gibi. Bağlarımız ne kadar güçlü ise esen rüzgâr, kopan tufan bizi önüne katıp sürükleyemiyor.  

Nelerle bağ kuruyoruz peki? İnsanlarla, değerlerle, ilkelerle, gelenekle, hayatla, vatanla vb. Örneğin sevdiğimiz insanlarla bir bağlılık ilişkisi tesis ediyoruz. Kendilerine güvendiğimiz bu insanların varlığı bizi de güvende hissettiriyor. İnsanlar söz konusu olduğunda bağlanmak karşılıklı bir durumu yansıtıyor. Söz kesmek, nişanlanmak, evlenmek bir bağlanma eylemi esasında. İki kişi gönüllerini, hayatlarını, yollarını, yolculuklarını birbirine bağlıyor. Aile çocuk ilişkisi de aslında bir bağlanma türü. Kişi anneye, babaya, aile bireylerine bağlanıyor. Akrabalık da bir bağlanma değil mi? Akrabalar kendilerini birbirlerine karşı sorumlu hissediyor, acısını acısı, sevincini sevinci biliyor.

Bağlanma ile bağımlılık kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bağlanma çift yönlü iken bağımlılık tek taraflı. Bağımlılıkta bir şey bizi kendisine bağlar ve bu bağları o kadar kavi yapar ki kurtulmak mümkün olmaz. Bağımlılıkta bir taraf süreci yönetir diğer taraf ise o sürece tabi olur. Bağlılık insanı özgür kılarken bağımlılık esarete mahkûm eder. Bağımlı olduğunuzda düşünemezsiniz, sağlıklı karar veremezsiniz. Bağımlı olduğunuz her ne ise o sizin adınıza bu işi yapar. Örneğin aile büyükleriyle olan ilişkimiz bağlılık ilişkisinin ötesinde bağımlılığa dönüşmüşse kendi ayaklarınız üzerinde duramazsınız, en basit konularda bile kendi kendinize karar veremezsiniz. Özgüven kazanamaz, kendinize saygı geliştiremezsiniz. Halbuki aile bağları sağlıklı olan, ailesinin desteğini arkasında hisseden bir çocuğun bunları zorlanmadan yapması beklenir.  Hakeza vatana bağlılık da bağımlılığa dönüşmemelidir. Zira yeri geldiğinde hicreti de göze almak ya da vatan için başka coğrafyalarda göreve gitmek de gerekebilir.  

O halde ilişkilerimizi bağımlılık değil bağlılık üzerine kurgulamalıyız. Burada “Neye bağlanmalıyız?” sorusu ile yüzleşmek gerekir. Yukarıda ifade edilen aile bağı bu işin temeli sayılabilir. Bunun yanında toplumun ortak tecrübesini, birikimini yansıtan gelenekle ilişkimiz de bağlı olmak üzerine inşa edilmeli. Geleneğe bağlılık bizi savrulmaktan korur. Ancak bağlı değil de geleneğe bağımlı olursak sesimiz kısılır, nefesimiz kesilir ve bugüne dair söz söylemekten de mahrum kalırız. Halbuki gelenekle ilişkimiz karşılıklı bağlılık üzerine oturursa ben geleneğe bağlı olduğum kadar o da bana bağlı olur; onun beni beslediği kadar ben de onu beslerim.

Bağlanmak hayati bir edim. Bağımız yoksa bağımlı olmaya çok daha açığız demektir. Aile bağları güçlü olan, gelenekle sağlam bir bağ kuran, ilkelerine bağlılığı kendine şiar edinen bir insan ise kendini bağımlılıktan korumakta daha mahirdir. Nitekim yapılan araştırmalar aile bağları zayıf olan, parçalanmış ailelerde yetişen çocukların içki, uyuşturucu gibi bağımlılıklara daha çok düçar olduklarını göstermektedir. Bugün teknoloji bağımlılığı, ekran bağımlılığı gibi yeni nesil bağımlılık türlerinin bireylerin; aile ve gelenekle olan bağlarının zayıflamasıyla bir ilişkili bir yönünün olduğu dikkat alınmalı.

Bizi kötülüklerden, bilumum bağımlılık türlerinden uzaklaştıracak en yetkin bağlılık türü ise Allah-kul ilişkisidir. Allah ile olan ilişkimiz de bağımlılık değil bir bağlılık ilişkisi esasında. Zira Allah bize cüzî irade vermiş, bizi âkil ve sorumlu kılmış, eylemlerimize yol gösterecek ilkeleri, kuralları da bize bildirmiş. Bunları en güzel şekilde kullanmamızı istemiş, tercihleri ise bize bırakmış. Başta ifade ettiğimiz gibi bağlanmak bizi güvende hissettiren bir davranış. Bağlandığımız şey ne kadar mükemmelse bize yaşatacağı güven duygusu da o nispette artıyor hiç şüphesiz. En mükemmel varlık olan Allah’a olan bağlılığımız o sebeple çok kıymetli. Başta söylendiği üzere bağlanmak bizi bağımlı olmaktan koruyorsa en mükemmel varlık olan Allah’a olan bağlılığımızın bizi bağımlılıktan koruma imkânı da o kadar büyük olmaz mı?

Kısacası Yaratıcı, aile, gelenek ve ilkelerle kurulacak bağ, bağımlılığa karşı bir panzehir görevi görüyor. Bağımlı olmadan bağlı kalabilmek önemli bir beceri ve bugün bu bağlara yönelik planlı bir saldırı olduğu da aşikâr. Bizi bu bağlardan koparmak için sistemli olarak canhıraş bir çaba içinde olan çevreler gençlerimizi hangi bağımlılık batağına çekmeyi amaçlıyor acaba? Modern toplum, geleneksel aidiyetleri yok ederek bireyleri köklü bağlarından kopardı. Bireyleri harici etkilere karşı koruyan bu bağlardan azade olmak savrulmayı da beraberinde getirdi. Modern toplumun akıl hocaları bireyi aileden, milletten, gelenekten koparıp kendileri için kullanışlı müşterilere çevirdi. Bu ise bağımlılık olarak isimlendirilen durumların daha da yaygın bir olgu olarak karşımıza çıkmasına neden oldu.

Bağlı olmak ya da bağımlı olmak noktasında bir tercih yapmak durumundayız. Ya bahse konu edilen noktalarla bağlarımızı güçlendirip kendimizi, varlığımızı, değerlerimiz, inancımızı, insanlığımızı güvence altına almaya çalışacağız ya da bağımlılık girdabında bambaşka bir varlığa dönüşeceğiz. Kısacası bağlı olalım ki bağımlı olmayalım.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Canan Bayram
Canan Bayram - 2 hafta Önce

Allah razı olsun çok güzel aile bağları güçlü olursa çocuklarımız daha güçlü olacak inşAllah.

banner19

banner36