Bab' Aziz; self-oryantalizm mi, saf hâl mi?

Tunuslu yönetmen Nacer Khemir’in çektiği “Çöl İşaretçileri”, “Kayıp Güvercin Gerdanlığı” ve “Bab’ Aziz” filmlerinden oluşan Çöl Üçlemesi, sinemaseverler tarafından oldukça beğenilmişti. Fakat üçlemenin son filmi Bab’ Aziz, yer yer oryantalist unsurlar barındırdığı gerekçesi ile eleştirilmişti.

Birinci baskısı Temmuz 2011’de Külliyat Yayınları’nca yapılan Hakikatin Sineması kitabında Enver Gülşen de, Bab’ Aziz’e yönelik olarak filmin oryantalist unsurlar barındırdığı eleştirisinde bulunmuştu. Filmin sonundaki müzikli, danslı ‘cümbüşün’, filmi, Bab’ Aziz’in ölümüne kadar olan bölümünden kopardığını ve sönükleştirdiğini ifade etmişti. Kendi beklentisinin, bu menzilin aslında sufilerin vardığı nihai menzil olması olduğunu dile getirmişti. O sahnenin filmi egzotikleştirdiğini ve bu egzotikleştirmenin filmi bayağılaştırdığını ki bunun da Batı’ya bir göz kırpma olarak değerlendirilebileceğini eklemişti.

Filmden önce oryantalizm ve self-oryantalizm

İbrahim Sâki’nin sinemazingo.com sitesinde 9 Mart 2013 tarihinde yayımlanan Bab’ Aziz’e yönelik okuması ise, doyurucu olmanın yanında filme yönelik self-oryantalizm eleştirilerine bir karşı çıkış niteliğinde. Filme yönelik okumadan önce Sâki, söyleyeceklerinin yerli yerine oturması açısından oryantalizm ve self-oryantalizmin kısa bir tanımını yapıyor. En özet haliyle oryantalizmin, Batı’nın Batı gözü ile Doğu’ya bakması; self- oryantalizmin ise, Doğu’nun Batı gözü ile Doğu’ya -yani kendine- bakması olduğunu Sâki’nin yazdıklarından anlıyoruz.

Sâki yazısında, 11 Eylül’den sonra dünyada gelişen İslam’ı algılayış tarzına da değiniyor. Bu algıların radikal ve ılımlı olarak iki tür olduğunu, radikal formun daha çok, şiddet ve hoşgörüsüzlükten beslendiğini; ılımlı formun ise her şeye olumlu ve iyimser baktığını ve her iki bakışın da hakikati yitirmeye yol açtığını ifade ediyor. Filme yönelik self oryantalizm eleştirisinin ana kaynağının filmin bu ılımlı forma yakınlığı olduğunu ekliyor. Fakat radikal formun hor görüye, ılımlı formun boş görüye yaslanan eğiliminin aksine, filmin hoş görüye yaslandığını ve bu noktadan hareketle filme yönelik oryantalist unsurlar barındırdığı eleştirilerine katılmadığını dile getiriyor.

Hâldir hâl

Filmi tasavvufî referanslarla okumaya tâbi tutan Sâki, filmin sonunda yer alan - Enver Gülşen tarafından eleştirilen- sufilerin müzikli ve danslı buluşma sahnesini cennet olarak değerlendiriyor. Bab’ Aziz’in burada olmayışını da Bab Aziz’in, Yunus Emre’nin “Cennet cennet dedikleri/ birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/ Bana seni gerek seni” anlayışı ile hareket etmesinden kaynaklandığını ifade ediyor. Son sahneyi bu şekilde okuyuşuyla da Sâki, Bab’ Aziz’in self-oryantalizm ile saf hâl arasındaki salınımında, hâle işaret eden okumasını bir kez daha vurgulamış oluyor.

Bize de şu noktayı vurgulamak düşüyor ki gerek Enver Gülşen’in okuması, gerekse de İbrahim Saki’nin okuması bize bu istisnai filmin kapılarını açıyor.

YORUM EKLE