Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri neden sakalını süpürge etti?

Bu sitede, bir önceki yazımızın konusu çileden çıkmak deyiminin sinirlenmek anlamında kullanılmasının yeni olduğunu, aslında manasının tasavvuf kaynaklı olduğunu yazmıştık. Bu yazımızda da aynı minvalde devam edeceğiz inşallah.

Özellikle sitemli ev hanımı deyimidir: “Senin için saçımı süpürge ettim.” Bu deyimi erkekler kullandığında sakalımı süpürge ettim şeklinde kullanılıyor. Deyimin ilk çıkışı da saç üzerinden değil, sakal üzerinden gerçekleşiyor.

Nasıl?

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nden bir anı… Aziz Mahmud Hüdayi, Bursa’da bir binanın tuvaletini temizlemekte… Tuvaleti süpürüyor. Bursa kadısı da istifa etmiş. İstanbul’dan Bursa’ya yeni kadı gönderilmiş. İşte o esnada kadı gelecek, bir karşılama töreni hazırlanacak tabii. Adettir. Işıltılı koşumlarıyla atlar, şık üniformalı atlılar, kaba tabirle jilet gibi giyinmiş devlet erkanı… Hepsi karşılama törenine gidiyor. Yoldan geçerlerken de Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri görüyor. Nefis işte. Bir an içinden geçiriyor: “Bir onlara bak, bir de senin şurada yaptığın işe bak…” Sonra, hemen pişman oluyor. Kendinden utanıyor. Öfkeyle süpürgeyi atıyor yere, başlıyor tuvaleti, yerleri sakalıyla süpürmeye. Azıcık geçiyor ki bir el ensesinden tutuyor, kaldırıyor. Karşısında Hz. Üftade: “Kıyamam” diyor.

Bırak sakalı bize tuvalet temizlemek zor gelir, gururumuza yediremeyiz, e tabii bizden de bir Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri çıkmaz…

İşte deyimin asıl çıkış noktası bu. O dönemin halkı genelde tasavvuf ehli olduğu için, ilk başta Bursa’da daha sonra diğer yerlerde bu hatıra anlatılıyor, naklediliyor ve dilden dile dolaşıyor. Zamanla da deyim halini alıyor tabii. Bugün bu hatıra bilinmez, deyimin çıkış hikâyesi kimsenin umurunda değil. Mana da değişmiş ama o da aynı, kimin umurunda? Geçmişle bağımız kopartılırken sadece lügat, anlam değil; ilgi, alaka da değiştirilmiş.

Bel bağlamak

Bir başka deyim: “Bel bağlamak.” Günlük hayatta çok sık duyarız, kendimiz de kullanırız. İşte, örnek vermek gerekirse: Kredi çektim, ona bel bağladık… Bir zengin bulduk, ona bel bağladık… Asıl manası ise tabii ki bu değil. Her tarikatta kemer bağlamak âdeti vardır. Ahilikte peştamal kuşatmak denir. Resmi adı şed bağlamaktır. Bektaşilikte tığbent bağlamak denir. Mevleviler elif-lam bent bağlar. Özel bir kemer… O kemeri takmak, bağlanılan şeyhe bağlılığın göstergesidir. Genel adı da bel bağlamaktır. Bugünden bakılınca gündelik hayattaki yeri zihinlerde oturmayabilir ancak eskiden Türk toplumunda gündelik hayatın bir parçasıydı tasavvuf, her mahallenin bir veya birden çok arifi vardı, herkesin bağlı olduğu bir şeyhi vardı.

İllallah etmek

Yine bir başka deyim: “İllallah etmek.” Birisine sinirlenince, bıkınca isyan ederiz; “Yeter be illallah ettik senden” gibi. Bu deyimin de ana kaynağı tasavvuftur yine. Dergâhlarda toplu zikir yapılırken mürşit zikrin sonunda yüksek sesle illallah der, zikri bitirir. Yine bitirme söz konusudur ama tamamen farklı bir şekilde. Her tekkede kullanılan tevhidin son cümlesidir. Biz onu günlük konuşmamızda muhatabımızın son cümlesi olması maksadıyla kullanıyoruz.

Yolsuzluk etmek deyince akla çalmak, hırsızlık gelir. Oysa bu deyimin de çıkış kaynağı tasavvuftur. Şeriata aykırı iş yapan mürit, mürşidi tarafından “düşkün” ilan edilirdi ve bu “düşkün” kişiler için “yolsuzluk etmek” “yolsuzluk etti” gibi deyimler kullanılırdı.

“Gidenin malı, dönenin canı” deyimi de genelde kavga, çatışma gibi anlarda, özellikle dizi film sahnelerinde hamasi amaçla kullanılır. Bu deyim de asıl Bektaşiliğe giriş töreninde yeni girene yaptığı nasihatlerden birisidir.

Goygoycu deyimi

“Goygoycu” deyimi, genelde çok konuşan, lüzumsuz konuşan insanlar için kullanılır. Oysa bu tabirin de aslı tasavvufla alakalıdır ve günümüzdeki anlamının gerçek manasıyla yakından uzaktan alakası yoktur. Muharrem aynının ilk günlerinde, toplu halde kapı kapı dolaşıp dilenenler için kullanılırdı. İçlerinden biri ilahi okur, her mısranın sonunda diğerleri ev sahibine “goy goy canım goy goy” derdi. Bu nedenle bu kişilere “goygoycu” denilirdi.

Şimdi bu yazıyı yazmanın ne anlamı var, manalar oturmuş, tekrar eski anlamında mı kullanalım, kullansak kim anlar gibi sorular aklınıza gelebilir. Öyle bir derdim yok. Kelime ya da manası yetmiyor çünkü. Toplum, tasavvuftan uzaklaştı ve uzaklaşmaya devam ediyor. Bugünün Türkiye’sinde tasavvuf için sapıklık diyen insanların maalesef çoğu Müslüman. Müslümanlar bile uzaklaşmış, neyi kime anlatacağız. Sadece bu yazıyı ve bir önceki yazıyı yazmamdaki maksadım, nereden nereye savrulduğumuzu, neyi kaybettiğimizi, geçmişle aramıza gerilen perdenin mahiyetini tek bir olgu üzerinden anlatmak, aktarmak. Allah, muvaffak eylesin.

Ve eğer duam kabul olur da, maksadım sonuca ulaşırsa, bir kişi bile merak edip iz sürerse bu topraklarda bin yıl boyunca hüküm sürmüş tasavvuf gerçeğiyle, evliyalarla, menkıbelerle karşılaşacak. Adına Anadolu irfanı dediğimiz ve özlemini çektiğimiz o kutlu hakikatle karşılaşacak. Bana gelince, ben daha ne isterim ki… Eyvallah! Hu!

YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail Kalfa
İsmail Kalfa - 1 ay Önce

EyvAllah, yüreğinize sağlık, huu..