Ayna ayna, söyle bana…

Aynalar hayatımızın önemli bir parçası; cep aynaları, boy aynaları vs. Aynaların karşısında epey bir zaman harcıyoruz. Aynada ne arıyoruz acaba? Gerçek yüzümüzü mü yoksa farklı yüzlerimizi mi görüyoruz orada? Ayna dışı gösterir göstermesine de ya içimiz? İçimizin izdüşümü hangi aynada yansır acaba? Ya da aynada gördüğümüzün gerçekten kendimiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Aynalar bizi kendimizle yüzleştirebilir mi gerçekten, ne dersiniz?

Günümüz insanının kendine (!) yönelik ilgisine dikkat kesildiğimizde buna “evet” diyebilmek zor doğrusu. Aynaların bize dair bir şeyler söylediği muhakkak; lâkin aynı zamanda aynalar bizi, bizden uzaklaştırıyor sanki. Aynaya baktıkça kendimizden kaçışımız hızlanıyor bir yönüyle. Nesnel olanın daha bir kıymet gördüğü modern dünyada aynalara yansıyanlar da doğal olarak maddi suretler oluyor. Aynalar kendimize dair ilgiyi sürekli bedenimize doğru çeviriyor. Estetik ve kozmetiğe harcanan para dudak uçuklatacak cinsten. Aynaya baktığımızda kendimize dönük bakışlarımız bedenimize saplanıp kalıyor. Bu bakışın daha içerilere nüfuzu mümkün olmuyor. Pamuk Prenses masalından aşina olduğumuz “Ayna ayna, söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?” söylemi aynanın, insanı bedenine mahkum eden işlevinin çarpıcı bir örneği aslında.

Aynada, özden çok kabuk kıymet görmeye başlıyor. Sanki aynalar bizi kendimizle kandırıyor. Aynada bedenimizle uğraşırken ruhumuzu yitiriyoruz. Ayna, bize bir bütün olarak kendimizi göstermekten aciz. Aynalar üzerinden bedenimize gösterdiğimiz ilgiyi, ruhumuzdan esirgeyen bir hâlimiz yok mu?

Aynayı biraz daha derinlere, iç alemimize çevirmeye ihtiyaç var. İnsanın ilgisinin daha çok dışa yöneldiği şu dönemde bu ihtiyaç daha da acil bir hâl almış durumda.  Peki burada iş görecek aynalar neler? Bu ayna kimi zaman bir arkadaş, kimi zaman bir Allah dostu, kimi zaman bir masumun yüzündeki tebessüm, kimi zaman zalimin gözündeki korku, kimi zaman da kendimize sorduğumuz derinlikli sorularda gizli. Esasında her yer ve yer şey bir ayna olma imkânına sahip bizim için. Bazen yolda giderken gözümüze ilişen bir çiçekte aynalarız kendimizi, bazen seherin sessizliğinde, bazen karın beyazlığında. Hoş, bildiğimiz aynalar da bu işlevi görebilir eğer bakış açımızı değiştirirsek. Aynalar yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı, bana ait vehmine kapıldığım bana ait olmayanları, bedenin arkasına gizlenmiş gerçek yüzümü de gösterebilir bana. Belki aynaya bakarken “Ben güzel miyim?”, “Havalı mıyım”, “Yakışıklı mıyım?” türünde soruların yanına “Ben iyi bir insan mıyım?”, “Ben iyi bir Müslüman mıyım?”,  “İnsanca bir hayatım var mı?” gibi soruları da eklememiz gerekiyor kendimize dönük bakışlarımızı bedenimizin ötesine taşıyabilmek için.

Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızı yetiştirirken bu ayna meselesine de dikkat etmek gerekiyor. Tabi ki düzenli, tertipli, hoş giyimli ve temiz olmak önemli. Bu amaçla aynanın kullanımı aynı zamanda bir nebevî sünnet. Ancak çocukların bizi insan yapan ve bedenden daha ötede bulunan özellik ve güzellikleri de keşfetmesini da sağlamak durumundayız. Manevi güzelliklerden mahrum bırakılmış bir beden güzelliğinin eksik kalacağı iyi anlatılmalı onlara. Aslında anlatmak, yarım kalmaya mahkûm bir hikâye; asıl olan yaşamak ve yaşatmak. Burada anne-babalar çocuklarına rehberlik etmek ve iç dünyalarını keşfetmeleri konusunda onlar için ayna görevi görmek durumundadırlar. İç dünyamızı yansıtan aynaları aramaya ve bunu yaparken bir taraftan da çocuklarımız için ayna görevi görmeye devam etmeliyiz vesselam.  

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayşe Baytekin
Ayşe Baytekin - 1 hafta Önce

Çok doğru Ayhan hocam yaşamak ve yaşamak lazım.
Halimizle çocuklarımıza halimizle örnek olmamız çok çok önemli. Bizlerden öğrenerek büyüyorlar.

banner19

banner26