Aşkın doksan dokuz adını bilmek yetmez

Ortadoğu'da geçen pek çok kitap okumuşuzdur. Kimi coğrafyanın mahkûm ettiği imkânsız aşkları konu alırken kimi de hiç durmayan savaşları işlemiştir. Bazen savaşın, kanın, çaresizliğin içinde bir aşkı da okuduğumuz olmuştur. Şimdi önümüzde bir ve hatta birden fazla aşk hikâyesinin olduğu bir kitap var.

Nerede olduğumuzu kitabın sonundaki teşekkür kısmındaki tek satırdan öğreniyoruz. Biz hikâyeyi okurken bu Ortadoğu şehrinde günlük yaşamın nasıl ilerlediğine ve bizimle olan benzerlikleri ya da benzemezlikleri didiklemeye başlıyoruz. Bu, ister istemez oluyor. Bir yabancı göz bize aktarıyor olayları. Bea ya da Betrice isimli bu yabancı öğrenci değişim programı çerçevesinde Suriye'nin Humus şehrine geliyor. Fakat dediğimiz gibi Suriye ve Humus adına tek kelime geçmiyor. Gerçekten de kitabın yazarı Emily Robbins 2007-2008 arasında Suriye’de eğitim maksadıyla bulunmuş. Orada yaşadıkları belki birebir gerçek değil ama dönemin Suriye’si ve karışık ortamı hakkında şimdilerde unuttuğumuz bilgileri veriyor ve hatırlatıyor. Burada bir ailenin evinde kira bedeli ödemek suretiyle kalıyor. Aynı evde kalan Nisrine ile ortak kaderi paylaşıyorlar: Bir yabancının evinde kalmak.

Nisrine Endonezyalı. Evin, ailenin belli kuralları var ve bu kurallar gündelik hayat içinde bir kural olmaktan çok bir yaşam biçimi şeklinde uygulanıyor. Bea bir Amerikalı, bir Batılı ve oralara, o coğrafyaya ve kültüre yabancı biri olarak uyum sağlama noktasında belirli zorluklar çekse de çabuk adapte oluyor diyebiliriz. Geldiği yer Müslüman bir ülkede Müslüman bir şehir. Dolayısıyla Müslüman geleneklere göre şekillenmiş bir düşünce yapısına ve yaşam tarzına da ayak uydurmak zorunda. Dönemin Suriye'si, dönemin Humus'u, dönemin Şam’ı... Şimdilerde yıkılmış, harap olmuş, insanların, binaların ve hayatların ülkesi… Henüz iç savaşın, yabancı güçlerin rejim güçleriyle birleşip mahvetmediği hayatlar, bölmediği ve hatta parça parça etmediği evler, aileler... Normal yaşamın, üniversitelerin, kütüphanelerin, dükkânların harap olmadığı zamanlar... Bu nedenle Bea'nın bahsettiği zamanlardan bahsetmek çok daha kolay, çok daha güzel. Bea gelseydi küçük küçük alışma, adaptasyon problemleri yaşasaydı ve sonra alışsaydı. Sonu kötü biten bir film bir senaristin son anda değiştirdiği kararıyla en iyi sonlar ödülünü alsaydı ya. Zaten kan, şiddet, ölüm, kaybolmalarla dünyanın kara deliği haline gelmiş bir bölge.

Aile, siyasal otoriteye muhalif bir aile. Baba olarak tanıtılan Hassan karakteri ailenin mutlak reisi ve dışarıda da fikrine başvurulan bir statüye sahip. Çünkü canlı yayınlara çıkıp politik analizler yapıyor. Bu analizlerin mevcut devlet başkanı ve oluşumu için pek hoş şeylerden oluşmadığını arabasına bomba konulacak mı konulmayacak mı şakasından anlıyoruz. Bu şaka, şaka olsa da tedirginlik yaratıyor. Neyse ki o bomba o arabaya kitap boyu hiç konulmuyor. Bize ve Beatrice'ye komik gelmese de her gün bu ve buna benzer tehlikelerle karşı karşıya olanlar için artık komik hale gelmiş olabilir. Gerek evde gerekse de dışarıda çerçevesi çizilmiş bir yaşam tarzı ve pratiği var. Bu yaşam kültürünün İslâm ile olduğu kadar gelenek göreneklerle de ilgisi var. Evin, odaların mahremiyeti, dışarıya karşı kapalılık gibi konular sadece din ile açıklanabilecek konular değil. Muhakkak daha içe dönük ve daha kapalı bir yaşam tarzının sonuçları bunlar. İlerleyen günlerde siyasi atmosferin de etkisiyle biri çalışan diğeri öğrenci olarak yabancı bir ev ve ülkede kalarak ortak kaderi paylaşan Beatrice ile Nisrine dar çevreli bu yaşamın sıkıcılığına karşı kalplerini büyütme fikrini ediniyorlar. Bu vakitten sonra daha çok şey sevecekler, daha hoşgörülü olacaklar ve olayların olumsuz yanlarını görmeyeceklerdi. Ancak bunu başarmak gerçekten çok güçtü. Nisrine Endonezya'da evlenmiş fakat Suriye'ye çalışmaya gelmiş biri. İyi bir evlilik yaptığı söylenemez çünkü çocuğuna ailesi bakıyor ve diyebiliriz ki her şey yolunda olsaydı o da Endonezya'da olurdu. Klasik bir diktatörlük içinde her yerde heykeller, büstler ve devlet başkanının zorunlu fotoğraflarının olduğu bir devlet ve şehirde bir Amerikalının uyum çabalarını da anlamaya çalışıyoruz.

Buruk bir aşk hikayesi

Aşk İçin Bir Kelime, sonuç olarak bir aşk hikâyesi. Bu aşk hikâyesinde bir yabancı Nisrine ile polis memuru Adel başrolde gibi görünse de ikisinin de zayıflıkları buna engel oluyor. Doğulu bir yabancı olmanın ezikliği, statüsü ve genç yaşında kendisini içinde bulduğu yaşam kavgası… Nisrine ailesini Endonezya'da bırakmış mutsuz ve kırgın bir karakter olarak karşımıza çıkarken Adel ülkesinin beyaz sınıfından bir karakter. Adel, devletinin polisi ve rejimin koruyucusu aynı zamanda. Yanında konuşulmaması gereken, onu şüphelendirici tüm davranışlardan uzak durulması gereken bir kişi ve yaşanan tüm acıların, haksızlıkların ve zulümlerin diğer tarafında kalan hatta bu zulüm mekanizmasının çarkının dişlisi konumunda.

Görüyoruz ki evlerin içi daha geleneksel bir yapıyla idare edilirken sokaklar ve renkli caddeler daha Avrupai ve Batılı bir yaşam biçimiyle idare ediliyor. İşte Adel de bu ikili yapıya ayak uydurmuş bir emniyet ve muhafaza memuru. Farklı kültürlerin ve farklı dinlerin bir arada yaşadığı ancak baskın tarafın çoğunluğu elinde bulunduran taraf olduğunu söylemek gerekiyor. Bir Yezidi, Sünni olan Baba'nın şoförü olarak görev alabiliyorken belirli kuralları uygulamadığı için Baba ile aynı tuvaleti kullanamıyor. Buna benzer kimi durumlar Bea için de geçerli. O da uzun elbiseler giymeli ve vücudunun yarısını Amerika’da olduğu gibi göstermemeli. Fakat bunlardan dolayı Beatrice herhangi bir şikâyette bulunmuyor. Beatrice gerçekten uyumlu, belirli şeylere hazır ve tepkisini geciktirebilen bir yapıya sahip. Üstelik kalbi sarışın polis dediği Adel için atmış olsa da Nisrine ile Adel aşkına saygı duyacak kadar da geniş gönüllü. Arada Nisrine'ye “onu ilk ben gördüm, ya kocan ve çocuğun ne olacak” türünden hatırlatmalar yapsa da polis üzerinde herhangi bir hak iddiası yok. Evi çekip çeviren ve iç disiplini sağlayan evin hanımı Madam hükümet gibi kadın profili çiziyor. Genel anlamda bir Polly Teyze ve Bayan Rottenmeier sertliği ve taviz vermez yanı var ve gerçekten güçlü bir kadın. Bunda siyasi iklimin rolü de önemli. Onun da yaşadıkları, çocukları, tehlikeler merhamet hissini almış götürmüş. Özgürlüklerin yaşanamadığı, devlet başkanının bir diktatör olduğu ve dört bir yanın muhbirler ve gammazlarla dolu olduğu bir ortam var. Tüm bunlara karşı önlem alan da bir aile... Fakat hikâyede yabancılar durdurulamıyor. Alışkın olmadıkları bir ülkede ve bir şehirde nerede, nasıl konuşacaklarını ve davranacaklarını bir türlü bilemiyorlar.

Arapçaya ilişkin de çok yüceltici ifadeler var. Zaman zaman Latin harflerle kıyas zaman zaman estetik güzellik ve anlamlardaki derinlik vurgulanıyor. Bunları bir Amerikalıdan duymak ayrıca dikkat çekici. Bölgeye yaptırımlar uygulayan ve muhalif ya da değil tüm halkı olumsuz olarak etkileyen Amerikan politikaları aile tarafından Bea'nın önüne pek getirilmiyor. Bu ancak Doğu kültüründeki misafirperverlikle açıklanabilecek bir durum. Baba'nın evdeki diğer yabancı yüzünden polis sorgusu sonrası sinirlenerek Amerika’dan,  Batı politikalarından bahsetmesi dışında kırıcı ve incitici bir hadise meydana gelmiş değil. Hatta Bea Amerika’ya döndüğünde bile telefon görüşmeleri, özlemler, karşılıklı sevgi dilekleri ve selamlar devam ediyor.

Kitap bir ev içi diyalog kitabı aynı zamanda. İçeride bilhassa Nisrine'den kaynaklı sorunlar Madam'ın onu evden göndermek isteyişi epey bir yer kaplıyor. Hem vazifelerini hem de Arapçayı unutuşu aynı döneme denk geliyor. Aşk İçin Bir Kelime, genel çerçeve itibarıyla Kays'ını bekleyen Leyla romanı. Leylalar’da sorun yok gibi ama Kayslar gerçekten sorunlu. Onların gerçekten doğru isimler olup olmadıkları hususu pek açık değil.

Esasında savaşın kötücül havası bir sis bulutu gibi görüş mesafemizi kısıtlıyor. Birazdan savaş çıkacak ve buradaki isimlerden birileri bir anda gözümüze başka türlü görünecek beklentisi var. İç savaşlarda sadece ülkeler bölünmez insanlar da bölünür. Sebep olanlar açısından iç savaşın konusu da sebebi de ve olması gereken sonucu da budur zaten. Fakat okuyucu kötü bir şeylerin olmasını istemiyor.

YORUM EKLE