Aşinâ olmadığımız bir ayrılık: Cami ve cemaatten ayrılmak

"Havsalam almıyordu bu hazîn hâli önce,

Âh, ey zavallı câmi, seni böyle görünce…"

Minareleri, kubbeleri, mihrap ve minberleriyle camilerimiz; bizleri bin yıllardır şefkat kanatları altına alarak sarıp sarmalayan, içinde dert ve sıkıntılarımızı unuttuğumuz, ibadetin, birliğin, kardeşliğin, şefkatin, merhametin sembolü olan, yerini asla başka bir şeyle dolduramayacağımız cihân-kıymet mekânlardır.

Yakın bir zaman önce görülen zaruret üzerine bu mukaddes mekânlarda bir müddet toplu ibadet edemeyeceğimizi derin bir teessürle öğrendik.

Böyle ağır bir ayrılığa hiçbirimiz hazır değildik. Evet, belki pek ziyaret etmez olmuştuk son zamanlarda ancak camiler nasıl olsa oradaydı; ne zaman istesek gidip cemaate katılabilirdik, hele işlerimizi biraz kolaylayalım zaten tüm vakitleri camide kılacaktık, bunu kimse engelleyemezdi, böyle bir şey konuşulamazdı bile...

İşte hepimiz böyle düşünüyorduk.

Şimdi ise camiye ve cemaate gelmek malum hastalığın yayılmasına sebep olacağından ibadetlerimizi evlerimizde yapmamız isteniyor.

Peki bu durumda nasıl hareket etmeliyiz?

1. Cemaatle namaz kılamayışımıza üzülmeliyiz

Pek çoğumuz kurtuluşumuza vesile olacak en temel dini bilgileri; Kur'an'ı Kerim'i, Resûl-i Ekrem'i (s.a.s), ibadetlerin yapılışını, duaları ve daha bir çoğunu ilk defa camilerimizde öğrendik.

Yan yana durmayı, hal-hatır sormayı, büyüğe saygı, küçüğe sevgi duymayı, kısacası kan bağıyla değil gönül bağıyla kardeş olmayı hep camilerimizde talim ettik. Bu yönleriyle camilerimiz ve cemaat bilincimiz İslam toplumunun oluşmasındaki en önemli unsurlardandır, olmazsa olmazlardır.

Evet, her ne kadar büyük bir felaketin önüne geçmek için zorunlu olarak camilerde toplu ibadet edilmemesi yönünde böyle bir karar alınmışsa da her mü'min camisinden ve cemaatinden uzak kalacağı için üzülmeli, yeniden cemaatle namaz kılacağı günleri özlemle beklemelidir.

Zira camiler şuursuz zannettiğimiz çakıl taşlarının bile çıkmak istemedikleri, rahmet-i ilâhinin tecelligâhlarıdır. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır: "Mescidlerden çıkarılıp atılan çakılan taşları onları atana; 'N'olur beni buradan çıkarma.' diye feryâd ederler." (Ebû Dâvud, 460)

Bize de bu durumda en az küçük bir çakıl taşı kadar hisli ve hüzünlü olmak yakışır. Çünkü camisiz, cemaatsiz geçen her gün müminin içinde bir yerleri acıtır, acıtmalıdır.

2. Halimizi düzeltmeliyiz

Pek kabul etmek istemesek de insanın başına ne gelirse ancak kendi yapıp ettikleri sebebiyle gelir. Bu yüzden büyüklerimiz "Eden kendine eder" demişlerdir.

Öte yandan birçok ayet ve hadiste bu husus bizlere zaten hatırlatılmaktadır. Örnek olarak şu iki ayeti gösterebiliriz:

"Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir." (Nisâ 4/79)

"Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar." (Şûrâ 42/30)

Görüldüğü üzere kişi ya da toplumlar hayır işlerlerse başlarına hayır, şer işlerlerse başına şer gelir. Bu, geçmişten beri süregelen bir sünnetüllahtır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm iyilik edip mükâfat gören salihlerin haberleriyle dolu olduğu gibi aynı zamanda haddi aşıp cezalandırılan kavimlerin kıssalarıyla da doludur.

Tam da bu noktada her ne sebeple olursa olsun Müslüman bir beldede cemaat yapılamamasının salgın hastalıktan bile büyük bir felaket olduğu düşünüldüğünde, kabahati tamamen virüste aramak yerine neden bu zillet durumuna düştüğümüze dair derinlemesine düşünüp nefislerimizi kötü hasletlerden tezkiye etmek herhalde en yerinde tutum olacaktır.

Unutmayalım; “Her insan hata yapabilir. Fakat hata yapanların en hayırlısı çokça tevbe edendir.” (Tirmizî, Kıyâmet, 49/2499; İbn-i Mâce, Zühd, 30)

3. Alınan kararlara uymalıyız

Bu karmaşık günlerden geçerken aklımıza ister istemez şu soru geliyor: "Acaba oluşan zaruretten dolayı cuma namazının kılınmaması ya da vakit namazlarının evde kılınmasının İslam'da yeri var mıdır?"

Bu sorunun cevabını efendimizin (s.a.s) hayatında bulabiliyoruz. Zira Resûl-i Ekrem efendimizin (s.a.s) çok soğuk ve yağmurlu gecelerde arkadaşlarına namazlarını evlerinde kılmalarına yönelik tavsiyeleri hadis kaynaklarımızda mevcuttur. Bir rivayet şöyledir:

İbn-i Ömer (r.a) buyuruyor ki: "Peygamberimiz (s.a.s) çok soğuk veya yağmurlu gecelerde müezzine; 'Hayya ale's salah/Haydi namaza' yerine 'es Salat-u fi'r rihâl/Namazı  evlerinizde kılın.' diye nidâ etmesini emrederdi." (Ebû Dâvud, 1060)

Aynı tavsiyenin Abdullah b. Abbas (r.a) tarafından efendimizin (s.a.s) vefatından sonra cuma namazı için de verildiğini biliyoruz. (Buharî; hadis no: 901; Müslim, hadis no: 1128)

Efendimizin (s.a.s) sünneti bizim için Kur'an'dan sonra ikinci büyük kaynak olduğuna göre ve şu anda zaruret ortaya çıktığına göre bu konularda kafa karışıklığına gerek yoktur. Alınan karar salgın daha fazla yayılmasın, müminler bir an önce selâmete erişsinler ve camiler cemaatsiz kalmasın için alınan yerinde bir karardır. Gönül rahatlığıyla da tatbîk edilebilir.

Tüm bunların yanında Hanefî mezhebine göre bir yerde cuma namazının kılınabilmesi için devlet başkanının iznine ihtiyaç duyulduğunu, devlet başkanı uygun görmüyorsa cumanın zaten sâkıt olacağını unutmayalım.

İslam’a göre canın korunması esastır

İslam'ın temelde; nefsin (canın) korunması, aklın korunması, dinin korunması, neslin korunması ve malın korunması şeklinde beş temel gayesi vardır. Tüm emirler ve yasaklar işte bu beş amaca mebnîdir.

Hâl-i hazırda cemaatle namaza ve cuma namazlarına ara verilmesi canın ve dolayısıyla neslin korunması adına bir gereklilik arz etmektedir. Öncelikle bunu böyle kabul etmeli, işin ehli olan karar mercilerine güvenmeliyiz.

Bununla birlikte hata ve kusurlarımızı yeniden gözden geçirmeli, kulluğumuza bir kez daha bakmalı, bir müddet içimize dönerek halimizi düzeltmeliyiz. Yüreklerimizde dâima cami ve cemaate yeniden dönmenin özlemini taşımalıyız. İbadetler, dualar, yakarışlar, tövbe ve istiğraflar bize bu süreçte yardımcı olacaktır.

Önce milletimizin sonra tüm dünyanın bu hastalıktan felâhı için sorumlu hareket ederek sağlığımıza dikkat etmeli, yetkililerin tavsiyelerine bire bir uymalıyız.

Biz camilerimizden ayrılmaya aşinâ değiliz. Allah yeniden camilerimize kavuşmayı, tekrar güzel kubbeleri altında buluşmayı cümle ümmet-i Muhammed'e nasip eylesin… Bizi de camilerimizi de garip bırakmasın…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Can Çetiner
Mehmet Can Çetiner - 5 ay Önce

Elinize sağlık. Bu yazıyı inşAllah her müslüman okur.

Celalettin Alkan
Celalettin Alkan @Mehmet Can Çetiner - 5 ay Önce

Hepsi belki okuyamaz ama inşAllah hepimiz bir şeyler alırız :)

Gülcin kuley
Gülcin kuley - 5 ay Önce

Allah razı olsun tez zamanda selamete çıkma dileği ile.

Celalettin Alkan
Celalettin Alkan @Gülcin kuley - 5 ay Önce

Cümlemizden, inşAllah..

Bir Düşünen
Bir Düşünen - 5 ay Önce

Tez günde camilerimizin cemaatine kavuşması dileğiyle inşAllah