Asım Gültekin’i neden sevdik?

Biz hikayeciler, şairler ve yazarlar Asım Gültekin’i neden sevdik? Bu soru Akif Emre ve İrfan Çiftçi için de sorulabilir. Fakat öncelik Asım Gültekin’de olduğu için soruya onun üzerinden cevap arayacağım.

Asım Gültekin onu tanıyanların, ardından konuşan ve yazanların ifade ve tekrar ettikleri gibi dergi, kitap, sohbet, genç yetenekleri keşfetme, yetiştirme, bir araya getirme, işe koşma bakımından tam bir ‘vakıf insan’ idi. Kendini bu işlere adamıştı. Benim anladığım kadarıyla Asım bu hasleti merhum Cahit Zarifoğlu’ndan tevarüs etti. Cahit Zarifoğlu’nun, gençlerin okumaya, yazmaya teşvik etmekle yetinmeyip yazdıklarını mektuplarla tek tek cevap vermesi, yetenekli bulduklarını yüreklendirip derginin sayfalarında yer açması, iz sürmesini bilen Asım’a da bir açılım oldu. Asım buna uygun bir iş ile iştigal ediyordu: Öğretmenlik.

Muhtemelen Asım’ı bu anlamda yetiştiren öğretmenlerinin de tesiri vardır. Zaten öğretmenlik sınıfla ve sadece dersine girilen talebelerle sınırlı bir şey değildir. Hatta öğretmenlik sınıftan çıkınca başlar ve öğrenmeye açık her yaştan talebeyi içine alır.

İnsan yetiştirmenin ne kadar önemli olduğunu biz zaten Mus’ab b. Umeyr’den bilmiyor muyduk Asım gibi? Biz bu kasetlerle yetişmemiş miydik? İşte Anadolu, talebeleriyle istikbali ellerimize bırakıyordu.

Asım Gültekin bu hususu erken keşfetmişti. Yabancılaşmak bize edebiyat-sanat vasıtası ile gelmişti. Yine bu vasıtalarla aslımıza dönebilirdik. İyi okur olmak bunun ilacı idi. Asım’ın da bu hususta hareket noktası; öncülerimizi tanımak, okumak, metodunu takip etmek oldu. Kitaplar, dergiler, bant tiyatroları, radyolar, konferanslar, imza günleri elimizdeki imkanlar idi. Asım Gültekin nasıl bu vasıtalarla yetişmiş ise yine aynı yolu izleyecekti.

Okumak, yazmanın şartı ve iyi okuyucu aynı zamanda gizli bir yazar-şair olduğu için Asım bir taraftan yazma eylemine geçerken diğer yandan yazdırma eylemine de destek verdi.

İlk kalem ürünleri dışında Asım Gültekin neler yazdı sorusu bizim için çok önemli. Çünkü yazının girişindeki sorunun cevabı bununla ilgili.

İlk kalem ürünleri içinde mutlaka şiir vardır, hikaye denemeleri de yapmıştır. Ancak Asım Gültekin’in kendini yetiştirip işe koyulduktan sonra yazdıklarına bakılırsa onun sanat metninden (öykü, şiir) uzak durduğunu ve deneme, eleştiri, haber-yorum, okuma notları, dil yazıları ve mizah gibi düşünce yönü ağır basan yazılar yazdığını göreceksiniz. İşte biz hikayeciler, şairler Asım Gültekin’i bundan dolayı sevdik. Çünkü bizim uhdemize (mülkiyetimize) aldığımız, iddialı olduğumuz sahalarda kalem oynatıp bizimle yarışa girmedi. Hikaye öyle değil böyle yazılır; bu yayınlanan/yazılanlar da şiir mi, bakın şiir dediğin budur, böyle yazılır; anlamlarına gelen sanat iddiası olsaydı; işin doğası gereği bazı yazar ve şairlere (poetika anlayışına, sanat tutumuna) daha yakın duracak, bazılarına da mesafeli olacaktı. Yakın durduğu sanat anlayışını övecek, uzak durduğuna burun kıvıracaktı. Sanattaki kıskançlıkları, bir şemsiye altına girmeden sanat alanında tebarüz etmenin zorluğu gibi hususları da buna ekleyiniz. İşte o zaman Asım Gültekin bugünkü Asım olmayacaktı.

Oysa deneme, düşünce, kitap yazıları, portreler, dil yazıları, mizah, sohbetler, okuma eylemi gibi hususlarda kimsenin ayağına basmıyorsunuz. Üstelik Asım “Beyaz Haberler” adı altında basın yayın dünyası başta olmak üzere İslam aleminde meydana gelen kültür olayları, kitap yayınları, paneller, imza günleri, sohbetler vesair konulara eğiliyor ve böylece sanat alanında hesaplaşıp ayağına basacağı kişileri yanına almış oluyordu. Çünkü onlar da bu haberlere konu oluyordu.

Kim sevmez kitabından, dergisinden, yazdıklarından bahsedilmesini! Kim sevmez, imza gününe, radyoya sohbete davet edilmeyi? Hele bir de adınıza Anadolu’da toplantılar, sohbetler düzenliyorsa…

İşte biz Asım Gültekin’i bundan dolayı çok sevdik. Çünkü varlığını bizim varlığımıza, mesaisini bizim mesaimize armağan etti. Şundan eminim. Hikaye yazarlığına soyunmuş ve kendince iyi bir çizgi geliştirip temayüz etseydi Asım bu kadar ne takdim edilirdi ne takdir! Etrafınıza şöyle bir bakınız bunun onlarca örneğini göreceksiniz.

Dikkat edilirse Asım’ın ardından akıtılan mürekkep onun kendini adadığı alanla sınırlıdır, eserlerine övgü yoktur. Adı geçen çalışmaları dışta bırakıp takdir ve takdimin hikaye veya şiir yazarı Asım’a gelmesi için, hayatta iken sadece düşüncede değil; dil kullanımında, temayı ele alışta, ‘usta’ların izini takip etmesi gerekecek ve Asım’dan “Biz neyiz ki, sizin izinizde acizane yürüyen biri, en büyük sizsiniz, bizimki sadece bir cür’et, lütfen cür’etimi bağışlayın, bakınız yazma şekli (üslup) olarak zaten sizi taklit ediyorum, size yaklaşmaya çalışıyorum, nasıl yaklaşabilmişim mi” demesi gerekecekti.

Asım Gültekin, sanat-edebiyat âlemine girdiği gün, dergilerde, gazetelerde, yayınevlerinde tanıştığı kişilerde bunu hemen görmüştü.

İster hikaye ister şiir yazsın bu böyle olacaktı. Çünkü büyükler, yanlarında başka büyük istemez. O böyle bir hikaye, şiir yazarı olmaktansa; bu alanlardaki yetkin eserleri okumakla yetindi.

Hülasa dostlar; Asım Gültekin, takdir edilmekten çok takdir ettiği için; takdim edilmeyi beklemekten çok takdim ettiği için çok sevildi, biz onu çok sevdik.

Şairin dediği gibi adımıza çekilişler düzenledi, afişler bastı, dağıttı, kitaplarımızı okuttu, yazılarımızı bastı. Neden sevmeyelim ki! 

Bu sevgi değil; ticarettir; alışveriştir. Sen beni çok sev, sevdiğini göster ve ilan et ki ben de seni sevebileyim sevgisidir bu.

Asım’ı bir de iyi bir öğretmen, bir dava adamı, din-i İslam-ı mübin’in yayılması, anlatılması ve yaşanması için emek verdiği gençler sever, seviyor.

Esas sevgi onların sevgisidir.

Bu Allah için, karşılıksız sevgidir.

Asım’ı gönüllerde yaşatacak, hayırla anacak ve Asım’ın amel defterinde görülecek sevgi de bu sevgidir. Gerisi laf ü güzaftır vesselam.

YORUM EKLE