Arnavutluk'ta en eski tarihli Osmanlı mezar taşı

Hollanda’da ikamet eden araştırmacı-yazar Mehmet Tütüncü Bey ile 2015 Kasım’ındaki sohbetimiz, Arnavutluk’taki Osmanlı mezar taşlarına gelip dayanmıştı. O tarihlerde Arnavutluk ve Karadağ’ı çalışan Mehmet Tütüncü, İşkodra ve Berat’ta el değmemiş Osmanlı mezar taşı olduğunu anlatmıştı. Hatta sonrasında “Corpus Of Ottoman Inscriptions From Albania  And Montenegro, 2017” kitabı için 15-20 kadar mezar taşının beraberce çevirisini yapmıştık.

Mezar taşlarından birinin çözümlemesi, görünüşte kolay olsa da oldukça zorlamıştı. Mehmet Tütüncü Bey, Arnavutluk’un tespit edilebilmiş en eski tarihli mezar taşı olduğunu söyleyince bu taşa daha bir yoğun, daha bir ciddi eğilmiştik. Ve Berat’ta bulunan bu mezar taşı birkaç yönü ile diğer mezar taşlarından ayrılıyordu.

Mezar taşı, dikdörtgen prizmal bir sanduka, düz gövdeli ve sivri kemerli baş taşından oluşturulmuş. Ayak taşı yerinde yok. Malzemesi tüf. Kemer alınlığı serlevha olarak değerlendirilip üzerine “Huve’l-Bâkî” yazılmış.

Kitabesinin tamamına yakını okunmuş olsa da iki üç yerdeki sorunlu kelimeler, tatmin duygusu yaşatmıyordu. Özellikle birinci, ikinci ve altıncı satır sonundaki kelimelerin anlamlı okunamaması hem merakı kamçılıyor hem de stres yapıyordu. Harf ve noktalarının seçilmesini engellediği için mezar taşının yarı gölgeli fotoğrafı, işimizi iki kat güçleştiriyordu.

Bozuk imlâlı kelimeler ortaya çıktı

İlk görüşte “pençe, netice” gibi okumalar yapabildiğimiz birinci satır ikinci kelimesinin “Hatîce” biçiminde yanlış yazımı bize şaşkınlığa uğrattı. Kulaktan duyuma göre yazıldığı anlaşılan “Hatice” isminin Arapça imlası “H, D, Y, C, T” okunuşu da “Hadîce”dir. Mezar taşında ise “H, T, C, Y, T” harfleriyle “Hatice” olarak yazılmıştı. Osmanlı Türkçesiyle yazılmış kitabe ve metinlerde nerdeyse hiç rastlanılmayan bu durum; mezar taşında başka kelimelerin de yanlış imla ile yazılabileceği, dolayısıyla diğer kelimelere de temkinli yaklaşmamız gerektiği sonucuna götürdü. Ve aynı durum son satırdaki yaratmak anlamındaki “halk” kelimesinde de vardı. “X, L, Q” harfli “halk” kelimesi maalesef tıraş etmek anlamındaki “H, L, K” kelimesiyle yazılmıştı.

Algı yanılsamasına sebep olan yanlış yazımlı kelimelerin tespiti kitabenin tam çözümüne yetmedi. İkinci ve altıncı satır sonlarındaki kelimeler hiçbir şekilde anlamlı okunamıyordu. Bu kelimeleri okuyabilmek için Mehmet Ali Bayrak Hoca ile istişare yapıldı. Doğrusunun neler olabileceği, harflerin nasıl yerleştirildiği, Arapça, Farsça ve Türkçe’de olasılıklı kelimelerin dize/satır ile uyumu gözden geçirildi. Ve son satırdaki noktaları başka kelimeler üzerine serpiştirilmiş iki kelime “layık-ı nur” olarak okunabildi. Fakat ikinci satırın sonundaki “ ‘A, R/Z, V, S, R, V, R” harflerinden oluşan ve “arûs ver/arv-i server” gibi okumalara müsait sorunlu iki kelime, 2015 yılında anlamlı okumaya izin vermedi. Ve bu yazıyı hazırlarken kitabe baştan sona bir kez daha süzüldü, gözden geçirildi. Dingin kafa ile zor görünen kelimeler daha kolay daha çabuk çözülebiliyordu. İkinci satır sonundaki o iki kelime; öncesiyle uyumlu ve anlamlı olarak “ ‘azzu vü sürûr” biçiminde okundu.

Mezar taşının tam kitabesi şöyledir:

Huve’l-Bâkî

ism-i Hatîce binti Ali Beg

sâhib-i devlet vü ‘azzu vü sürûr

virmiş emîn-i ‘âleme nûr-ı ziyâ

gûyâ mühür-i cihân kıldı ubûr

kıl anı her ki târîhini dedi

cennete halk eyle lâyık-ı nûr

sene 977

هو الباقی

اسم ختیجه بنت علی بك

صحب دولت و عز و سرور

ویرمش امین عالمە نور ضیا

گویا مهر جهان قلدی عبور

قل انی هر كه تاریخنی ددی

جنته خلك ایلە لایق نور

Kitabe metninin dil içi çevirisi şöyledir:

Allah sonsuzdur

Ali Bey kızı Hatice adı

talihli, saygıdeğer ve sevinçli (o kız)

vermiş alemin eminine bir nur aydınlığı

böylece cihan mührü (ahirete) verdi geçit

sözü öyle bir söyle ki, (olsun ölüm) tarihi

nûrunla onu cennete halk eyle

H 977 M 1569

Okuması ve çevirisi gelişime açık kitabenin son mısraında kişinin ölüm tarihi bir de ebced ile söylenmiş. “جنته حلك ایلە لایق نور” mısraında harflerin toplamı 969 çıkıyor. Kitabe tarihi ile arasında sekiz yıllık fark var!..

Arnavutluk’un fethi ile taşın tarihi arasında yüzyıldan fazla bir zaman dilimi var

Mezar taşı kitabesinin tamamı, aynı zamanda “ba, ca, da, ea, fa, ga” kafiyeli gazelimsi bir şiirdir. Şiirin vezni, ebcedli tarihi gibi kusurlu. Hem eksik hem de artık heceli mısralar var. Vezin kalıbı divan edebiyatının bilinen vezin kalıplarına tam uymamakta. Vezin kusurlarına rağmen ve çok uymasa da “_ _ . _ /_ . _ . /. . _” (müstefilün/fâ‘ilâtü/fe‘ilün) ve “ _ _ . / _ . _ . / _ . . _” (mef‘ûlü/fâ‘ilâtü/müfte‘ilün) düzeninde iki kalıp öne çıkmaktadır.

Arnavutluk’un fethi ile taşın tarihi arasında yüzyıldan fazla bir zaman dilimi var. İlk akla gelen, daha eski olması gereken mezar taşlarına ne olduğudur. Mehmet Tütüncü Bey’in araştırmalarına göre 1941-1985 arası Arnavutluk’u yöneten Enver Hoca, ülkedeki Osmanlı mezar taşlarının büyük çoğunluğunu kırdırmış. Ayrıca bu mezar taşından sonra tespit edilen en eski tarihli mezar taşı 1784 yılına ait. 215 yıllık zaman dilimi boşluğunu açıklayabilmenin şimdilik bir yolu yok.

Bu konuda TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü’ne büyük iş düşüyor. Arnavutluk örneğinde olduğu gibi ilgili diğer ülkelerdeki somut kültürel mirasın tamamının envanter dökümü, kataloglama, restorasyonu, korunması vb. konularda acilen projeler geliştirilmesi gerektiği gün gibi aşikardır.