Antep’i merak edenler için: Uzun Çarşının Uluları

Herkeste olur mu bilmem. Gezdiğim, gördüğüm şehirlerle ilgili yazılmış kitapları merak ederim. Kapadokya’yla ilgili az kitap aramamıştım. Bulabildiğimi söyleyemem. Bulduğum birkaç kitabı okuduğumdaysa, hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü Kapadokya’daki mağara kiliselerini, Selçuklu döneminden kalma han ve camileri tanıtmaktan öteye geçememişlerdi. Oysa bir şehri şehir yapan, o şehrin insanlarıdır, toplumudur. İnsanı atladığınızda, hanlar, camiler, taç kapılar, kiliseler her ne kadar büyük sanat eserleri olsalar da birer taş ve kum yığınına dönüşür. Şehre anlamını kazandıran, o şehrin insanlarıdır. Nesneler de zaten yaşanmışlıkları hatırlattığı için değerlidir.

Her gezdiğim, gördüğüm şehre dair yazılmış kitaba ilgi duyar mıyım? Sanmıyorum. Bazı şehirler ilgi uyandırıcıdır. Konya’da dolaşıp da, Konya tarihini merak etmeyen var mıdır? Vardır belki de. Ama ben onlardan değilim. Yukarıda Kapadokya örneğini verdim. Issız kayalıklar arasında kurulan, mağara kiliselerini gördükten sonra bunun anlamını merak etmeyen, kimlerin bu kiliselerde ibadet ettiğini sormayan, neden bu şekilde, ulaşılması zor yerlere kilise kurulduğunu sorgulamayan var mıdır? Vardır belki de, bilmiyorum. Bildiğim şu: Bazı şehirler, insanı kendine çeker. O şehirde adeta sizden bir parça vardır. Ya da aradığınız şey, o şehrin içindedir. Bunu hissedersiniz. Havası, kokusu, bitki örtüsü, dağlarının şekli, tarihi, sanat abideleri ve dediğimiz gibi, en önemlisi de insanı, size özel bir şey fısıldayacaktır sanki. O şehre doğru adımlarınız hızlanır. Arada sırada aklınıza düşer o şehir. Onu düşünmekten kendinizi alamazsınız. Dolayısıyla böyle bir şehirle ilgili bir kitapla karşılaştığınızda heyecanlanmamak elde değildir.

Benim için Antep de ilgi uyandıran şehirlerden biridir. O yüzden Mitat Enç’in ilk okuduğum kitabı Ulu Çarşısının Uluları (Ötüken Neşriyat, 2017, 11. baskı) olmuştu. Kitabın ismini okuduğumda tam isabet diye düşünmüştüm. Çünkü Antep’in ruhu adeta çarşılarında dolaşmaktadır. Antep çarşısına girdiğinizde, orada belli bir kültürel birikimin izleriyle karşılaşırsınız. Anlarsınız, yüzyılların getirdiği, kültürel bir birikimle muhatapsınız. Kültürel birikimden kastım, yaşanmışlıktır. Tecrübelerdir, hatıralardır. O yüzden Antep esnafı müşterileriyle nasıl ilgileneceğini bilir. Müşteriyi sadece bir kazanç kapısı olarak görmez. İnsanlığa dönük birer yatırım olarak da değerlendirir. Onlar müşteriyle konuşur, sohbet eder. Bir bardak çay olsun ısmarlamak isterler. Şahsen, hiçbir şey alacak olmasam bile Antep çarşısında gezmekten büyük keyif alırım. Peynir satan bir delikanlıyla konuşmak isterim mesela. “Bu peynir nerenin?”, “Hangi hayvanın sütünden üretilmiş?”, “Siz nereden aldınız?”, “Kendiniz mi üretiyorsunuz…” gibi sorular sorarım. Bu arada çeşit çeşit peynirlerinden tadarım. İkram ederler çünkü. “Yok yahu, gerek yok” desem de onlar bir parça kesip, bıçağın ucunda uzatmışlardır bile. Anlarsınız, karşınızdaki delikanlı, ya dedesinden ya babasından ya da ustasından çarşı kültürünü devralmıştır.

Mitat Enç değişimi anlatmayı hedeflemiş

Tabii günümüzde Mitat Enç’in anlattığı çarşıyı bulmak imkânsız. Kitapta anlatılan “ulular”la karşılaşmak da pek mümkün görünmüyor. Fakat onların izlerine rastlamak bile keyif verici. Mitat Enç zaten bu değişimi anlatmaktadır. Bir devrin kapanıp, yeni bir devrin açıldığını haber vermektedir. Devirler değişir. Zaman akıp gider. İnsanlar ölür. Yine de onlardan bir şeyler kalır. Mitat Enç o kalan şeyi yakalamaya çalışır. Onun özlemi içindedir zaten. Kaleme sarılmasının bir nedeni de budur. Bir devir gelip geçmiştir. Ondan geriye ne kalmıştır diye düşünür. Eskinin özlemini duyar. Yeniyi anlamaya çalışır. Yeniyi bütünüyle mahkûm etmez. Eskiyi olduğu gibi yüceltmeye kalkışmaz. Onu da eleştirir. Derin bir özlemle. Fakat eleştirdiği şeyleri de sever. Hiçbirini “gericilik” basmakalıbı içinde değerlendirmez. Eskideki incelikleri yakalamaya çalışır. Bunların geleceğe de aktarılacağını umarak yapar bunu. Yoksa Antep çok değişmiştir. Kitabın sonundaki Asiye teyze, “yeni Antep”de dolaşırken, ırmağı sorar, bahçeyi, bağı sorar. Hiçbirini bulamaz. O hanı, şu komşuyu, bu dükkânı sorar. Yine hiçbir şey bulamaz. Çünkü hepsi de yıkılmış, yerlerine iş hanları ve apartmanlar dikilmiştir. Ama insan yıkılmaz. Yıkıldığını sandığımız insanlarda bile atalarından izler vardır. Belki etkin, belki de edilgin, onlar vardır. Günü geldiğinde kendilerini gösterirler. Görmek isteyenlere, bakmayı bilenlere…

Uzun Çarşının Uluları’nı okuduğunuzda Antepliyle tanışıyorsunuz. Antep’te yaşanan hayatla karşılaşıyorsunuz. Antep halkını ve toplumunu görüyorsunuz. Bu, Antep’e dair soracağınız bütün sorulara verilmiş birer cevap oluyor. Oysa Kapadokya’yla ilgili edindiğim ve okuduğum kitaplarda insan yoktu. Toplum ve halk yoktu. Sadece kimin, neden ve nasıl yaptığını bilmediğimiz han, cami ve kiliselerin mimari özellikleri sıralanıyordu. Yani gayet soğuk, gayet hayattan uzaktılar. Oysa Uzun Çarşının Uluları’ndaki insanlar adeta halen yaşamaktadırlar. Öyle sıcak, öyle yakın. Onları yaşatan, Mitat Enç’in kalemidir. Onlardan duyduğu masal ve hikâyelerdir. Onları izlerken öğrendiği şeylerdir, hayata ve insana dair. Mitat Enç bu şekilde sadece bir dönemin insanını geleceğe taşımamıştır. Onlara kadar gelen kültürel birikimi de kitabına aktarmıştır. Dolayısıyla belki elli yıllık bir zaman diliminden söz etmektedir. Ama asırların birikimini de onlarla birlikte anlatmıştır. Çünkü anlattığı kahramanlardan dinlediği masallar, hikâyeler, fıkralar, maceralar, şehrin hafızasını oluşturan unsurlardır. Mitat Enç’in bu unsurları atlamaması, kitaba apayrı bir boyut katmış. İşin içine şehrin tarihini, örf ve adetlerini sokmuştur. Hepsinden önemlisiyse, Anteplinin inanç ve hayal dünyasını yansıtmıştır.

Şehri bütün boyutlarıyla okurlara taşıyan bir kitap

Belki de bu, edebiyatın gücüdür. 311 sayfalık bir edebi eser, bir şehri bütün boyutlarıyla okuyucusuna taşıyabilirken, cilt cilt ansiklopediler aynı işlevi görememektedir. Şehir rehberleri, tarih kitapları aynı şeyi gerçekleştirememektedir. Çünkü edebiyatın işi insan ve toplumladır. İnsan ve toplumsa, şehrin ruhudur, atan nabzıdır, alınıp verilen nefesidir. Mitat Enç bu yüzden portre yazılarına ağırlık vermiş olmalı, Antep’i anlatırken. Sahi ya Uzun Çarşının Uluları’nda sadece çarşı yoktur. Antep’in sokakları, yolları, köyleri, evleri, bahçeleri, hatta kuyuları vardır. Mitat Enç insanın peşine düşmüş, adım adım onu takip ederek, şehri de kitabına taşımayı başarmıştır.

Uzun Çarşının Uluları’ndaki yazıların çoğunluğu hikâye formatındadır. Başarılı hikâyelerdir bunlar. Bazıları bütünüyle portre denemesidir. Portre denemeleri çoğunluktadır. Onlarda da hikâye tadı yok değil. Kitabın bütününde ise, masalsılık dikkat çeker. Ayakları yere basan masallardır bunlar. Uçuk kaçık veya uydurma değildir. Mitat Enç anlattıklarını ya görmüştür ya da duymuştur. Dinlediği kişilerse, yalana meyledecek kişiler değildir. Anlatılan olayların tamamı da, gerçeklik taşır. Bunu okuyucusuna hissettirir. Mitat Enç, uydurduğu veya yakıştırdığı şeyleri Uzun Çarşının Uluları’na yamayarak elde edeceği bir şeyin olmadığının farkındadır. O yüzden bütünüyle hafızasına yaslanır. Hafızası onu yanıltmaz. Yazdığı şeylerin üzerinden epey zaman geçmiştir. Bu zaman zarfında dünya normalin üzerinde bir hızla değişmiştir. Modernizm her şeyi allak bullak etmiştir. Modernizmin geleneğe ve geçmişe saygısı yoktur. Modern zihinle anlaşılmayacak, düşünülemeyecek insanlar yaşamıştır, Mitat Enç’in anlattığı zaman diliminde. O yüzden modern insana bu kişiler birer masal kahramanı, birer fantastik karakter olarak görülürler. O yüzden Uzun Çarşının Uluları’nda anlatılan olaylar, her ne kadar gerçekten yaşanmış olsalar da, modern okuyucuya fantastik gelir. Bu da kitaba ayrı bir çeşni katar. Hem de bizden olan bir çeşni. Zorlama değil. Uydurma değil. Filmlerden veya çeviri kitaplardan aparılmış değil. Bütünüyle bize ait olan, adeta atalarımızdan kalan birer miras olarak… Gerçekle hayal birlikte dururlar Uzun Çarşının Uluları’nda. Akıllılıkla delilik, zenginlikle fakirlik, dostlukla düşmanlık, insani ilişkilerle ticari ilişkiler iç içedir. Hem de birbirileri itmeden, anlamsızlaştırmadan, kakmadan, öldürmeden, ötelemeden.

Uzun Çarşının Uluları sadece geçmişi öğretmez bize. Bugünü de öğretir. Daha doğrusu bugünü daha iyi anlamamızı, bugün üzerine daha derin düşünmemizi sağlar.