Yaşamımız boyunca hüzünlendiğimiz ve neşelendiğimiz çeşitli süreçlerden geçeriz. Her yeni gün, her doğan güneş bizlere hayata dair farklı güzellikler, farklı imtihanlar sunar. Söz konusu zorluklara göğüs gerip başa çıkabilmek, güzelliklerin de şükrünü eda edip hakkını verebilmek bizlerin üzerine düşen sorumluluklardan biridir. Gelin bu gibi durumlara, bir örnek üzerinden birlikte göz atalım.
Mesela, bir çocuğunuz olacağını öğrendiniz. Daha küçücükken onun adına kurduğunuz hayaller, giyeceği kıyafetten seçeceği mesleğe kadar türlü dilekler uzayıp gider. Ya da öğretmen olduğunuzu hayal edin. Öğrencileriniz adına belirlediğiniz hedefler, peşi sıra gelen başarılar… Peki, bir gün aldığınız bir haberle tüm bu bahsi geçen konuların yerle bir olduğunu düşünün: Çocuğunuzda yolunda gitmeyen bazı durumlar sezdiniz ve uzun gözlemlerinizin ardından bir uzman desteği almaya karar verdiniz. Tüm incelemeler ve görüşmeler sonucunda çocuğunuzun ya da öğrencinizin üstün zekâlı olduğunu öğrendiniz. Böyle bir durumda tepkiniz nasıl olurdu? Bunu bir anormallik mi yoksa ayrıcalık olarak mı görürdünüz?
Anormal Nedir?
Toplum nezdinde dilden dile dolaşan ve dikkatleri üzerine çeken bir sözcüktür “Anormal”. Peki, normal ya da anormali birbirinden ayıran şeyler nedir?
Çoğunluğun kabul edip benimsediği, ortalamanın içinde bulunan davranışlar “Normal” bu ortalamanın dışında kalan ve az görülen davranışlar ise “Anormal” olarak nitelendirilmektedir. Psikoloji literatüründe ise mekân, zaman ve duruma uygun olan davranışlar “Normal” kabul edilirken aksi yönde olan davranışlar ise “Anormal” olarak gruplandırılmaktadır. Bu davranışların sınıflandırılmasında birkaç kriter örnek teşkil edebilir:
- Hiçbir davranış, tek başına anormal tanımı için yeterli değildir. Anormal tanımı, içinde bulunduğumuz sosyal ortama göre şekillenir. Örneğin, evde kendi kendimize konuşmak, sesli düşünmek normal bir davranış sayılırken bunu kalabalık bir caddede yapmak anormal bir davranış olarak görülebilir.
- Kültüre göre normallik tanımı da değişebilmektedir. Hangi kültürden söz ediyorsak onun normuna göre davranış nitelendirilebilmektedir.
- Davranışın niteliği ve niceliği de önemlidir. Örneğin, kendi kendine konuşma davranışı günde 1-2 kez gerçekleşiyorsa normal sayılabilirken günün %90’ında bu davranış sergileniyorsa durum incelenmelidir.[1]
Anormallik mi Ayrıcalık mı?
Netice itibarıyla normlardan sapan her duruma anormal demek doğru değildir. Daha önce verdiğimiz örneği düşünürsek zekâ seviyesi normalin üzerinde bulunan bireyler için bu anormallikten ziyade ayrıcalığa; tabiri caizse dezavantajlı bir durumdan avantajlı bir duruma çevrilebilir.
Örneğin, üstün zekâlı bireylerle yapılan görüşmeleri kapsayan bir çalışmada akranlarıyla aralarında ne tür farklılıklar gözlemledikleri sorulduğunda çalışkanlığın bir farklılık olmadığını, çalışan herkesin çalışkan olarak nitelendirilebileceğini ancak hızlı soru çözebilme ve akıl yürütme-sorgulama yeteneklerinin akranlarından ayırıcı özelliklerinden bazıları olduğunu ifade etmişlerdir. Gerçekleştirilen farklı bir görüşmede ise üstün zekâlı bireyin kendini akranlarından ciddi düzeyde farklı gördüğü daha bilgili ve olgun olduğunu düşündüğü hızlı soru çözebilme yeteneğinin olduğunu ifade ettiği belirtilmiştir. Üstün zekalı çocukları olan ebeveynler ise yapılan görüşmelerde, genel anlamda çocuklarının akranlarından, hatta bazısının ikiz kardeşinden bile farklı olarak daha hareketli, el becerisi yüksek, sorgulayan, üretken ve konuşkan olduklarını ifade etmişlerdir. Peki sizce bu olumlu ifadeler bir anormallik durumunu mu yoksa ayrıcalık durumunu mu akla getirmektedir? Burada belki en kritik cevaplardan biri de üstün zekalı bireylerin öğretmenlerinden gelmektedir. Öğretmenler tarafından verilen bilgilerde ise tüm bu olumlu özelliklerin yanı sıra söz konusu öğrencilerin akranlarına göre hiç hata yapma şanslarının olmadığı çevre ve aile baskısı nedeniyle çok daha fazla stresli oldukları, üstün zekâlı olmayan akranlarıyla iletişim kurmakta ciddi zorluklar çektikleri, bazı durumlarda ise ailelerin üstün zekâlı çocuklarını tabiri caizse şımartmaları sonucu çocukların akranlarına küçümser tavırla yaklaştıkları belirtilmiştir.[2]
Sendrom mu Dahi mi?
Farklı kaynaklarda “yüksek işlevli otizm” olarak ifade edilen “Asperger Sendromu” birkaç yönüyle otizm spektrum bozukluğundan ayrılmaktadır. Bunlardan bazıları; üstün hayal kurma yeteneği, yaşa uygun veya daha erken sözel gelişim sergilenmesidir. Bazı dönemlerde “Dahi hastalığı” olarak da ifade edilen asperger sendromu görülen bireyler, üstün sözel performans ve görsel-uzamsal beceriye sahip olmalarıyla birlikte ilgi alanları üzerinde müthiş bir yoğunlaşma ve uzmanlaşma söz konusu olabilmektedir. Doğruluğundan emin olamamakla birlikte tarihte “dahi” olarak nitelendirilebilecek isimlerin de asperger sendromu tanısı almış olabileceği söylenmektedir.[3]
Sonuç itibarıyla üstün zekâlı bireylerin söz konusu durumlarının zamana ve mekâna göre anormallik ya da ayrıcalık olarak kategorize edilmesi mümkündür. Örnek vermek gerekirse bu kişilerin akranlarına kıyasla hızlı algılama ve öğrenme becerileri büyük bir ayrıcalık olabilirken üstün zekâlı olmayan arkadaşlarıyla iletişim kuramamaları ve sosyal bağlamda ciddi sıkıntılar yaşamaları, belli anormal durumları beraberinde getirebilmektedir. Aynı şekilde asperger sendromu tanısı almış ve resme ilgi duyan bir bireyin, bu alanda uzmanlaşıp sanatını icra edebilmesi bir ayrıcalık denebilir ancak kişilerarası iletişimde yaşanabilecek ciddi sorunlar nedeniyle günlük hayatının sekteye uğraması da mümkün olabilir. Uzun lafın kısası, herhangi bir bozukluğu tek bir kategoriye indirgemek mümkün değildir. Alınacak iyi bir eğitim ve sosyal destek, anormal gibi gözüken bir tabloyu ayrıcalığa çevirmekte en büyük destek olacaktır. Sosyal destek bağlamında ailelere de büyük bir görev düşmektedir. Üstün zekalı olmanın hayatta biricik olmak anlamına gelmediği ve diğer bireylerden soyutlanmamak gerektiği bilincini evlatlarına aşılamaları; doğabilecek zorlukların bir nebze de olsa önüne geçecektir. Her şeyden önce bizi ayrıcalıklı kılan; zekâ puanımız değil “kul” olabilme yetimiz ve insani değerlerimizdir. Bu farkındalıkla yaşayabilme temennisiyle…
Rümeysa İnce Kul
Hüma Dergisi, Sayı:19
Dipnot:
[1] https://www.psikolojibilimi.gen.tr
[2] “Üstün zekalı olmak”, Nagihan Tanık Önal, Uğur Büyük, 2020.
[3] https://bilimfili.com/