Almanların tarihindeki Türk izleri: Türk Almanlar

Bazı tarihçiler 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nu yıkan Odoacer'in Germen olduğunu söyler. Robert S. Lopez, Robert L. Reynolds, Edward Arthur Thompson, John Michael Wallace-Hadrill gibi tarihçilere göreyse Odoacer muhtemelen bir Türk’tü. Gerek Odoacer, gerek babası Edekon, gerekse kavmi Turcilingi'nin adlarının muhtemelen Türkçe kökenli olmaları bu tarihçiler tarafından Türklüğe delil olarak değerlendirilmiştir. Yine Edekon'un Attila'nın sadık adamı olduğu da bu tezi kuvvetlendirmiştir.

Bu doğruysa Doğu Roma İmparatorluğu’nu da Batı Roma İmparatorluğu’nu da yıkan bir Türk olmuş oluyor. Yani bin yılda bir Türk imparatorluk yıkmış oluyor.

Aslında 5. yüzyıl kavimlerin konfederasyon şekilde örgütlendiği bir dönem... Kuvvetle muhtemel Hun ve Germenlerin kavimler konfederasyonu içinde yaşadıkları bir dönem... Birbirlerine karışıyorlar.

Vaftiz edilen bir Selçuklu şehzadesi

Türk Almanlara dair ilginç bir tarih 1279 yılındaki Haçlı Seferinde esir alınan Selçuklu komutanına ait... Brackenheim'da vaftiz edilip Johann Soldan adını alan Mehmet Sadık Selim'in Rebecka Dohlerin'le evlendiğinden Eberhardus, Christianus ve Melchior adlı üç oğulları olduğundan bahsediliyor [1]. Baba ve üç oğlu Johanniskirche'de defnedilmişler. Kaynaklar Soldan'ın Goethe’nin büyük dedesi olduğu iddiasından da bahsediyor.

Kendisi de aynı soydan olan Benjamin adlı şahıs mezarların ve aile amblemi işlenmiş vitrayın 1903'te bulunup restore edildiğini söylüyor [2].

Viyana Kuşarması’nda esir düşen Türkler

Kaynaklarda 1683’teki II. Viyana Kuşatması'ndan sonra 1000 civarında Türk'ün esir alınıp Almanya’ya getirildiğinden bahsediyor. Bu sayının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değildir. Güçlü erkek ve güzel kadınlardan seçilen ganimet Türklerden çoğunluğu vaftiz edilerek Hristiyan yapılıyor ve Hıristiyan ismi alıyor. Vaftiz törenleri çoğu zaman kalabalık bir izleyici kitlesi önünde gösterişli bir şekilde yapılıyor.

Profesör Hartmut Heller’in aktardığına göre Hristiyanlar Türk esirlere bazen acımasız davranmışlardır. 1687 yılında Nürnberg St. Sebald bölgesinin kilise kayıtlarında Uyvar’daki bir subayın oğlunun annesinin kucağından alınarak buraya getirildiği yazmaktadır.

Stuttgart, Heidelberg, Hannover ve Münih’te yüzlerce Osmanlı savaş esiri, uşak olarak saraylarda çalışıyorlar.

Bazıları Müslüman kalmayı başarmış

Bazı Türk esirlerin Müslüman olarak yaşadıkları kayıtlarda yer almaktadır. II. Viyana Kuşatması'nda esir düşen Osmanlı sipahileri Hasan ve Şemdinlili Derviş Mehmet buna bir örnektir. Sekiz yıl boyunca Hannover'de Braunscweig-Luneburu Düşesi Sophie'nin hizmetinde çalışıyorlar. Kayıtlara göre namazlarını aksatmadan kılıp akıncı elbiselerini çıkarmamışlar. Her türlü vaat ve baskıya rağmen 1691 yılındaki ölümlerine kadar Müslüman kalıyorlar. Yasak olmasına rağmen Neustaedter Mezarlığı’na İslami usullere göre kıbleye doğru defnediliyorlar.

Aynı dönemlerde esir düşen ve daha sonra vaftiz edilen Mehmet adlı askerimize Hannover Prensi I. George soyluluk unvanı verdirmişti. I. George İngiltere kralı olduktan sonra Mustafa adlı başka bir yeniçeriyle beraber Londra’da hizmetine aldığı Mehmet'i krallık haznedarı yapmıştı.

Güçlü August'un Türklere hayranlığı

Daha sonra Polonya kralı olacak Saksonya prensi Güçlü August'un Türklüğe olan özel ilgisi dikkat çekicidir. Güçlü August'un Fatma Kariman adlı bir Türk gözdesi vardı. Osmanlı silahları, koşum takımları, ipek kaftanlar, halılar ve çadırlar satın alarak bir Türk koleksiyonu oluşturmuştu. Oğlu II. Friedrich August ile Avusturya İmparatoru I. Joseph'in kızı Maria Josepha’nın 1719 yılındaki düğünleri için Dresden şehrinde bir Türk sarayı yaptırmıştı. Düğün için 315 kişi görevlendirilmiş ve bu görevliler Türk bıyığı bırakarak, yeniçeri kıyafetleriyle mehter eşliğinde yürüyüş yapmıştı. Düğünde Türk çadırları kurulmuş, davetliler de Türk kıyafetleri giymişti. Yemekler, hilal şeklindeki masada yine Osmanlı kıyafetindeki hizmetliler tarafından servis edilmişti.

Kral August’un gözdesi Fatima Kariman'dan iki çocuğu olmuştur. Sakson mareşali olan oğlu Friedrich August Rutowsky ile kızı kontes Katharina Rutowska. Sonra kral Fatima’yı başkomutanı Johan Georg von Spiegel ile evlendirmiş. Fatma Kariman bu eşinin ölümünden sonra Kont Friedrich Magnus zu Castell-Remlingen ile evlenip Castell kontesi oluyor.

1684’te ganimet olarak Berlin’e getirilen ve kraliçe Sophie-Charlotte’nin oda hizmetlisi olan Christian-Friedrich Aly ve Friedrich Hassan Charlottenburg sarayına yaklaşık 100 metre uzaklıktaki Schlossstr. 4 ve 6 numaralı kendilerine ait evde yaşamışlardı. Kayıtlarda "Kammertürken" olarak geçen Ali ve Hasan’ın saraydaki hizmetleri karşılığında iyi bir maaş aldıkları biliniyor. Kraliçe Sophie-Charlotte’nin ölüm yatağında “Adieu Aly, Adieu Hassan” dediği arşivlerde yer alıyor.

Friedrich Aly bir Türk kızıyla evleniyor ve yedi çocukları oluyor. Onun soyundan gelen isimlerden biri ünlü tarihçi Götz Haydar Aly, ailesinde ilk doğan erkek çocuğun ikinci ön isim olarak Türk ismi aldığını söylüyor. Bu isim alışla Alman romantizmi ve Goethe’nin Batı-Doğu Divanı arasında bir bağ da kuruyor [3].

Türkolog Karl Teply kaçmaya çalışan Türk esirlerden bahseder. Stephan Joseph Depich adıyla vaftiz edilmiş ve 1699’da bir Alman’la evlenmiş olan bir Türk’ün, karısı, çocukları ve vaftiz edilmemiş iki arkadaşıyla birlikte 1709 yılında Türkiye’ye kaçmaya çalıştığını aktarır. Sınırda yakalanıp geri gönderilen Türk 1702 yılında bir kez daha kaçmaya çalışır. Depich nihayet 1714 yılında vatandaşlık haklarından muaf tutulunca vatanına Türk ülkesine geri dönme hakkını elde etmiştir.

Türklere verilen soyadları

Maximiliane Saalfrank adlı değerli Alman gazeteci Kader’e Maria Katherina, İbrahim’e Johannes ve Hüseyin’e Friedrich Karl Willhelm adlarının verildiğinden bahsediyor. Türklere Dillinger, Adelshofer, Dannhaueser, Musselmann veya Schönhauser gibi soyadları verildiğini söylüyor. Genelde vaftiz eden kiliselerin arşivlerinde bulunan bu kayıtlarda ailenizi araştırın, bakarsınız siz de Türk olabilirsiniz. Arşivlerde bulduğum kayıtlarla bazı ailelerin Türk kökenli olduğunu kanıtladım, inanamadılar” diyor [4].

Saalfrank bazı Türk esirlerin kaderleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor: “Vaftiz sonrası ismini Johannes Christ Weinbauer olarak değiştiren ve zengin bir ailenin kızıyla evlenen Türk esir Bodensee bölgesinin en zengin adamı olmayı başarmış. Öte yandan Anna Richter ismini alan Türk genç kız zamanla Türkiye’de öğrenmiş olduğu hamur işlerini yapıp sattığı bir pastahane açmış. Çok iyi iş yapmasını kıskanan rakipleri onun cadı olduğunu iddia edip, 13 Mart 1746’da bir çuvala sokulup İsar nehrine atılarak boğdurulmasına neden olmuş. Anna Richter ancak ölümünden 15 yıl sonra aklanmış.

Profesör Leyla Coşan Türk adlarının uyarlanmasından oluşan Osmann, Ommer, Mustaffa, Ally, Schaban, Alibassa, Hussy, Morath ya da Mörath gibi soyadlarından bahsediyor. Yine Aloys Mitterwieser’den naklen Türklerin esir düştüğü yer adlarından (Ofner-Budinli, Neuhäusler-Uyvarlı gibi) ya da Almanya’da yerleşik oldukları yer isimlerinden (Würzburger, Auerbacher gibi) oluşan soyadlarından bahsediyor. Birçok Almanın araştırma yapıp vaftiz edilen Türklerin soyundan geldiğini öğrendiğini aktarıyor [5].

Türk kültürünün etkisi

Türk-İslam kültürünün Almanlar üzerindeki etkisi de sözü edilmeye değer bir konudur. Pfalz ve Bavyera elektör prensi Karl Philipp Theodor’un yaptırdığı Schwetzingen Camii bu konudaki ilginç bir örnektir.

1795’te tamamlanan bir "Türk Bahçesi"ne de sahip cami yapılışından 200 yıl sonra Müslümanlar tarafından cami olarak da kullanılmış.

Duvardaki Arapça yazılar aslında Arapça bilmeyen ustalar tarafından yazıldığı için hatalar içeriyor. Bunlar arasında "söz gümüş, sükût altındır". "Zenginlik ve dünya geçicidir, iyi ameller ebedidir" gibi sözler yer alıyor.

Almanya'ya 70'li yılların başında gelen ve bugün Schwetzingen merkezindeki Süleymaniye Camii'nin Dernek Başkanı olan Orhan Ay, o dönemde özel izin alarak 200 kişiyle bayram namazlarını burada kıldıklarını aktarıyor.

Bu cami tek örnek değildir. 1777 yılında Kassel’deki Wilhelmshöhe Sarayı bahçesinde ve 1778’de Stuttgart - Hohenheim’da da camiler yapılmıştı. Bunların yanı sıra 1841-1843 yıllarında Potsdam’da Türk cami mimarisinde, minarenin baca olarak kullanıldığı buharlı bir makine fabrikası kurulmuştu. 1908-1909 yıllarında Dresden’de yine cami formunda bir sigara fabrikası inşa edilmişti [6].

Almanya’daki “Küçük Türkiye”: Ipthausen köyü

Almanya'nın Kuzey Bavyera bölgesindeki Ipthausen köyüne "Küçük Türkiye" deniyor. Köyün sakinleri Türkçe şarkılar söylüyorlar.

Ipthausen'e "Küçük Türkiye" denmesinin nedeniyle ilgili II. Viyana Kuşatması’ndan sonra burada yaşayan yeniçeriler iddiası bulunuyor. Köyde Türkçe kökenli sokak isimleri, 1754 tarihli Wallfahrt Kilisesi’nin tavanında Türk bayrakları ve sancaklar var. Kilise tavanındaki Türkleri simgeleyen yeniçeri askerleri kurtarıcı olarak resmedilmiş. Kilisede bir minber de bulunuyor.

Bu konularda şimdiye kadar yapılan çalışmaların yeterli olduğu söylenemez. Saydıklarımıza yüzlerce başka tarih de eklenebilir belki…

Avrupa'da Ipthausen benzeri başka yerleşim yerleri de var. İtalya'daki Moena, Hollanda'daki St Anna ter Mulden ve Turkeye, Belçika'daki Faymonville, Avusturya'daki Purbach köylerinde her yıl Türklere dair etkinlikler yapılıyor, yeniçerilere ve Osmanlılara dair hikâyeler anlatılıyor.

Klaus H. Dieckmann'ın ilginç tezi

Klaus H. Dieckmann'a ait henüz dikkat çekmemiş bir sav Türkçe mastar ekleri –mek/-mak, İngilizce “make” ve Almanca “machen” arasında bir bağlantı kuruyor. Çok eski tarihlerde yaşanmış bir etkileşimi gösteriyor. Bu pek kimsenin umurunda değil... Klaus H. Dieckmann benim Facebook’tan arkadaşım ve paylaşımlarını bir iki kişinin beğendiği birisi... Konferanslara davet edilmesi, dinlenmesi gereken birisi…

Almanlarla Türkler sanıldığından çok daha yakınlar. Aralarında hatırlanması gereken önemli kesişmeler, değerler var. Ne acı ki Almanya'nın eski içişleri bakanı Otto Schily “uyumun en sorunsuz şekli asimilasyondur, ancak devlet bunu zorla yapamaz. Başarılı bir uyum için asgari şart yabancıların Almanca öğrenmeleridir” demişti.

Almanlar Türklere böyle sığ bir şekilde bakabilir mi? Bakmamalı tabii ki...



[1] Werner-Ulrich Deetjen, 700-jähriges Jubiläum Sadok Selim-Johannes Soldan (um 1270– 1328), erster urkundlich bekannter türkischer Deutscher und Brackenheimer Bürger, Brackenheim, 2005.

[2] www.heraldik-wappen.de/viewtopic.php?t=5066

[3] Berlin’in ilk Turkleri Friedrich Aly ve Friedrich Hassan’dı http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/berlin-in-ilk-turkleri-friedrich-aly-ve-friedrich-hassan-di-25275570

[4] http://www.haberbayern.de/soyunuzu-arastirin,-turk-olabilirsiniz-851h.htm

[5] Leyla Coşan, Almanya’da Hıristiyanlaştırılan Türk Savaş Esirleri ve Bunların Vaftiz Törenleri (16-18. Yüzyıllar), Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi sayı 19, KOCAV, İstanbul, 2008, s. 43-60.

[6] Rote Moschee in Schwetzingen, http://www.islamiq.de/2013/11/29/rote-moschee-in-schwetzingen/

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahmut Ergeneli
Mahmut Ergeneli - 5 ay Önce

Bu konunun bir de diğer yönü var. 1. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'ye gelen Alman askerlerin çocukları. Kars'ın Karacaören köyündeki Alman Türkler: https://www.youtube.com/watch?v=eHzvAYmB1q4
Çift taraflı incelenmesi gereken belgesel ve hatta film olabilecek bir konu aslında...