Yeryüzüne ezan ile seslenmek

Kamçatka’dan başlayıp her gün her bir saniyede tekrarlanarak yeryüzünü kat eden ezan, bu yüceltme ve teslim etmenin ilk şeklidir. Ömer Lekesiz'in Yeni Şafak'ta yayınlanmış yazısını önemine binaen alıntılıyoruz.

Yeryüzüne ezan ile seslenmek

Şakir Kocabaş, “Meallerde ‘sahhara’ kelimesi ile ‘emr’ arasındaki ilişki açıkça ifade edilmediği için bu fiilin fonksiyonu tam olarak anlaşılmıyor.” demekte haklıdır çünkü, kelime anlamıyla yeryüzünü insanın kontrolüne, kullanımına vermenin (musahhara) bir sebebi, bir bedeli olmalıdır.

Mukâtil b. Süleyman, Kur’an sözlüğünde emrin on üç şekilde tefsir edildiğini belirtmiştir ki, bizim de sözü yeryüzü ile emrden sanata bağlayabilmemiz için bunları zikretmemiz gerekir:

1-Din; 2- Kavl/söz; 3)Azap; 4)Kıyamet; 5)Kaza/hüküm; 6)Vahy; 7)Bizatihi emr/iş; 8)Nasr/zafer/yardım; 9)Zenb/günah anlamında kullanılmış ve onunla 10)İsa, 11)Bedir’de katledilecekler, 12)Mekke’nin fethi; 13)Benî Kurayza’nın öldürülmesi ile Benî Nâdir’in sürülmesi kastedilmiştir.

Elmalılı, Fetih Suresi'ndeki ilk ayetin meal-tefsirinde, ilk sekiz anlamın sebebini açık bir şekilde gösterir:

“Elhak biz sana bir feth-i mübîn açtık -istikbali açan: ileride vuku’ bulacak bir çok fetihlerin mebdei olacak bir fetih!”

Peygamber Efendimiz’in muhataplığıyla söyleyecek olursak bu bağışın nedeni şudur:

"Sen dinimi tebliğ ederek Peygamberlik görevini ve kulluk kavlini yerine getirdin, biz de hem sana hem de senden sonra kulluğunda musir olarak dinimize tabi olacak Müslümanlar'a parlak, kendisinden sonrakileri de açacak (mübîn) bir fetih verdik."

Yine Mukâtil b. Süleyman’ın tespitlerini izleyecek olursak "el-Feth" terimi Kur’an’da dört şekilde tefsir edilmiştir: 1)Kada’/yargı/hüküm; 2)Göndermek; 3)Açmak/açılmak; 4)Nasr/yardım/zafer.

Bir ve ikinci anlamdan din ile rahmetin kastedildiğini düşünürsek üçüncü ve dördüncü anlamla daha da teyit edilmiş olarak hepsinde yeryüzüne işaret edildiğini anlar ve buna göre en açık söyleyişle İslam’da yeryüzünün açılmasını en geniş anlamıyla emre bağlayıp, Rabbimiz’in yeryüzünü bizlere musahhar kılmasını da bizleri din ile donatarak yaratmasından ve mümin kılmasından dolayı O’na bir borçlanma olarak kaydederiz. 

Bu borçlanmanın hükmü ise sonuçta bizlere dönüktür; diğer bir söyleyişle bu borçlanma, borcun ödenmesiyle ya da ödenmemesiyle Allah’ın gücüne hiçbir şey katmayacak ve O’nun gücünden hiçbir şey eksiltmeyecek bir borçlanma olarak, bizim kulluğumuzu gerçekleştirmemize dairdir ki, bu gerçekleştirmenin çerçevesi de Rabbimizce İsra suresinde verilmiştir:

1-Allah’a ortak koşmayacak ve yalnızca O’na ibadet edeceksin.

2-Ana-babaya iyilikle muamelede bulunacaksın.

3-Yakınına, yoksula ve yolda kalmışa hakkını verecek ve herkese iyilik yapacaksın.

4-Cimrilikten kaçınacak, israf etmeyecek, iktisatlı bir yol izleyeceksin.

5-Sizin rızkınızı veren Allah, çocuklarınızın rızkını da verir, çocuklarını açlık korkusuyla öldürmeyeceksin.

6-Zina apaçık bir hayasızlık ve çirkin bir yoldur, ondan uzak duracaksın.

7-Haksız yere kimseyi öldürmeyeceksin.

8-Yetimlerin malına –çoğaltma maksadı hariç- yemek için asla yaklaşmayacaksın.

9- Verdiğin sözde duracaksın.

10-Ölçü ve tartıyı doğru tutacaksın.

11-Hakkında bilginin bulunmadığı şeylerin ardına düşerek kulak, göz ve kalbini yanlış, malayani işlere sevk etmeyeceksin.

12-Ferden yerin genişliğiyle ve dağların ululuğuyla yarışamayacağını bilip yeryüzünde kibir ve gurur etkisiyle böbürlenerek dolaşmayacaksın.

Elbette Allah’ın ve Peygamberi’nin emirleri/din bunlardan ibaret değildir. Ancak biz yeryüzünün müminlere açılması (el-feth) esasında bunları önceledik.

Öte yandan yeryüzünün açılmasındaki işler cümlesinden, yeryüzünün tıpkı bizim gibi bir varlık –ve bir kul- olduğunu anlama imkanını da buraya ekleyebiliriz. Örneğin, İbnü’l-Arabî bu bağlamda şöyle demiştir:

“Allah dağları direk yapmış, o direklerle sallanan yeryüzü beşiğini sabit kılmıştır. Allah adamı dağların zirvesine bakarak yüksek himmet ve en ulvî en kutsî işleri talep etmeyi öğrenir. Memur olduğu Rabbi'ne itaatte kararlı ve sabit olmayı ise dağların derinliğinden alır. Hakkın sırrındaki tecellisini dağın parçalanmasından alır ve öğrenirken Allah’ın dini hakkındaki kuvveti ve gayretini dağların sağlamlığından ve gücünden alır. Hakkın teşvik ettiği şekilde hükmü altında bulunanlara karşı yumuşak davranmayı ve zaaf ile gevşeklik göstermeksizin şefkat etmeyi, dağların beklenen gün içinde ‘atılmış pamuk hâline gelmeleri’ ve dönüşebilmelerinden öğrenir.”

İşte bu emr ve idrak nedeniyledir ki mezkur musahharatın hakkını verebilmek için önce Allah’ın adı yüceltilir, Peygamberinin şânı teslim edilir.

Kamçatka’dan başlayıp her gün her bir saniyede tekrarlanarak yeryüzünü kat eden ezan, bu yüceltme ve teslim etmenin ilk şeklidir.

Ömer Lekesiz

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2020, 09:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26