banner17

Yeni Şafak tarihinde bir ilk!

Yeni Şafak Pazar ekinin ikiz röportajcıları Yeni Şafak tarihinde ilk defa Ömer Karaoğlu ile bir röportaj yaptılar.

Yeni Şafak tarihinde bir ilk!

Hayret ettik. Şaşırdık. Yeni Şafak'tan umudu biraz kesip gazeteyi pek de takip etmediğimizden röportajdan haberimiz geç oldu. Röportajı korka korka, tedirgin bir şekilde okuduk. Biz Ömer Karaoğlu'nu çok seviyoruz. Ama aramızdaki bazı kompleksli tipler onu pek sevmez!16557

Okurken “bakalım nerede Ömer Karaoğlu'ndan hesap sormaya başlayacaklar” diye tedirgin tedirgin okuduk röportajı. Hayret, çok da saldıramıyorlardı, küçümser gibi oldukları anda cevabı sayın Karaoğlu'ndan net bir şekilde alıyorlardı. Hani bu hesaba çekmeyi Ömer Karaoğlu gibi nitelikli, entelektüelden daha entelektüel biri yapmaya kalkışsa anlayacağız; ama sayfalarında Ömer Karaoğlu'nun binde biri olamayacak sıradan, sığ, popüler isimlerle hürmet ve hayranlıkla konuşan iki güzide röportajcımız Ömer Karaoğlu gibi bir değere, sessiz milyonların hürmet ettiği, prensip sahibi, şovmen olmayan ve sanatını şov malzemesi olarak kullanmayan bir sanatçıya böyle davranmamalıydı.

Lakin yine de 1994'ten bugüne ilk defa Yeni Şafak gibi bizden(!) bir gazetede Ömer Karaoğlu gibi harika bir sanatçımız hakkında saldırgan olmayan bir üslupla röportaj yapmayı akledebilen, edebi yine de fazla bozmamış gazeteci arkadaşları tebrik ediyor, bu tarihî röportajı sizler için ç-alıntılıyoruz: (Cüneyd Çelik, dunyabizim.com)

Büşra & KübraÖmer Karaoğlu, Mavi Marmara gemisinde bulunan bir iki sanatçıdan biriydi. Seksenli yılların sonunda birkaç arkadaşıyla yapmaya başladıkları müziği "Ezgi" diye adlandırdılar. Bu müzik türü mütedeyyin camia tarafından çok sevildi. Çünkü sloganikti ve dönemin dinamik yapısını yansıtıyordu. Peki, günümüz ‘yeşil pop’undan farkı ne? Şimdi neredeler, ne yapıyorlar? Ne kadar benimsendiler, nereye oturtuldular? İşte yirmi beş yıllık ezgi öyküsü...

Ezgi nasıl ortaya çıktı?

Ezgi bir tür değil aslında. Şarkı dememek için bazı arkadaşlarımızın koyduğu bir isim sadece. Müzik yapmaya başladığımız dönemlerde bir kaçış oldu. Mütedeyyin kesim tarafından türkü dinlenmiyordu. Biz de müziğimizde bağlamayı ve neyi buluşturduk.

Ezginin sufi müzik ve ilahiden farkı ne?Ömer Karaoğlu

Toplumsal boyutları içeren, Peygamber'e ve terminolojiye göndermeleri olan, bunu söz dokusuyla önceleyen bir müzik. Diğerlerinden farklı kılan en esaslı şey içeriktir. 'Dinci' olarak nitelendirilmesinin sebebi de budur. Aslında özgün bir müziktir. Çünkü içerisinde sazlar, sözler ve ritimler var. Rastgele değildir, usulü vardır.

Protest bir tavrı yok mu?

Protest diyemeyiz. O, sol kesime ait reaksiyonel bir tavırdır. Bizim yaptığımız ise aksiyoner kalıyor. İnsanları davet eder, üst değerleri vardır. O yüzden protest olduğunu söylemek haksızlık olur.

İlahi mi peki?

Değil. Tasavvuf musikisi de değil. Çünkü o tarihsel bir gerçekliğe tekabül eder. Geleneksel bir değeri vardır ve yaşatılması gerekir. Klasik Türk müziği makamında en az on beş eserim var. Ama öne çıkan eserlerim daha çok marş formundakiler oldu.

Ömer KaraoğluZamanında siyasî bir söylem olarak kullanılmadı mı?

90'lı yıllarda daha çok siyasal bir dil olarak kullananlar oldu. Ben de birçok siyasî geceye davet edildim ama hiçbirine katılmadım. Çünkü sadece müziğimle tanınmak istiyordum.

‘Yeşil Pop’ tanımına nasıl bakıyorsunuz?

Bir boyutuyla ‘Yeşil Pop'u haklı bir niteleme olarak görüyorum. Çünkü bu nitelemeyi haklı kılan türler oldu zamanında. Bizim altı boş bir yürüyüşümüz olmadı. Müziğin meşruiyeti dâhil bütün bunları tartışarak, dert edinerek yol arıyorduk. Ama bu camiada müzik yapma iddiasıyla yola çıkarak, "Sesim güzel" deyip albüm yapan herkesin bir aile olduğu zannedildi. Yirmi beş yıldır bu çalışmaların içindeyim, en az on yılı kayıptır.

İçinde peygamber ismi geçen müzikler neden özgün olarak yorumlanmadı da ticarî bir müzik olarak kaldı?

Bizim yolculuğumuz iki taraftan da yaralı. Bu cenahta dinî duyarlılıklardan yola çıkıp itirazlarını, iddialarını, sevdalarını ve hüzünlerini ticarî bir kaygıyla müziğe taşıma isteği olan insanların olması doğal. Bunu yadırgadığınız zaman olmuyor.

Bu sevda iyi bir müzik alt yapısıyla da anlatılabilirdi. Kötü örnekler gördük.

Bu işe üç konservatuarlı arkadaş ile başladık. Ama bunları konuşacak fırsatımız olmadı. Ancak yirmi beş yıl sonra konuşabiliyoruz. Kötü örnekler aradığınızda yüzlercesini bulursunuz. Baktığınızda arkadaşlarım da çok kalıcı ve nitelikli besteler ürettiler. Teknik anlamda o günün şartlarında iyi icralar yapamadılar ama kaliteli eserlerdi.

Şimdi ne yapıyorlar?Ömer Karaoğlu

Bir arkadaşımız protest tarzı eserler verdi. On yıl hapis yatmış bir arkadaşımızdı. Şu an memurluk yapıyor. Camianın bu tepkilerinden dolayı müziği bıraktı.

Yaptığınız türü destekleyen bir medya da olmadı.

Evet. Mesela bazı televizyonlar bizim için önemli kuruluşlardı. Bu müziği kitlelerle buluşturmanın bir aracıydı. Ancak bir gün Ahmet Hakan bu konuyu müzik dosyası için işlemek istedi. Ama bunun hayırlı olmayacağını düşündüm. Çünkü tokatlayıp göndereceği bir iki arkadaş arıyordu. Davet ettiği isimler arasında ben yoktum. Bu müziğin inşâ edilmesinde ilk bir iki kişiden biri olmama rağmen davet edilmedim.

Neden?

Çünkü benim ne yaptığımı anlatacak kadar bilgim var. Ama niyet farklı olduğu için bu işi sığ bir şekilde yapan, bu konuda yeterli olmayan arkadaşları konuşturmayı tercih ettiler ve sonra da bu müziği gözden düşürdüler. O yüzden yeni arkadaşlar cesaret edemedi. Cezalandıramazsınız ancak ödüllendirebilirsiniz. İyiler seçilip desteklenseydi şimdi bu alanda da özel bir müzik alanı oluşturulacaktı. Ben görsel ve yazılı medya olmasa da kendi müziğimi inşâ edebildim.

Ahmet Kaya da eleştirisel bir zeminde duruyordu. Ama kaderi sizin gibi olmadı.

Ömer KaraoğluAhmet Kaya çok iyi şarkılar yaptı. Çok fazla dinleyici kitlesi oldu. Ama Ahmet Kaya'yı taşıyan 'kapitalist' dediğimiz medyaydı. Sosyal demokrat olan insanlar bu tür eğilimlere kucak açıp destek, verdi. Bizim 'İslamcı' olmamız bir kusur ve ayıp sayıldı.

Burada mütedeyyin kesimin hiç mi payı yok?

Eğitim düzeyimiz düşüktü, kamusal alanda varlık gösterecek tezlerimiz yoktu. Hâlâ estetik açıdan tartışılabilir bir duruşumuz var. Müziği bilen ve anlayan için çok erken çabalardı bunlar.

‘Kentli müslüman’ algısı popüler kültüre teslim olduktan sonra kendi camiasında yapılan sanatı yeterli bulmadı. Ezgiye karşı ilgi azalması olmadı mı?

Oldu. Ama bu tamamen politik bir seyir. Dünyanın ideolojisizleştirilmeye çalışıldığı döneme denk düşüyor. Türkiye'de seksenli yıllardan yükselen neo-liberal trendin bir yansıması. Müslümanlar siyasetin merkezine oturmaya başladı. Bu süreç merkezin geleneksel yapısıyla da benzeşmesini getirdi. Bizim insanımız Klasik Türk Müziğini ve türküyü keşfetti.

Siz kentleşmenin neresinde kaldınız?

Albümlerimde zikir ve ayin formu kullanmadım. Kendi nefesimi müziği bilen arkadaşlarla paylaştım. Başından bu yana bir özgünlüğü hedefliyorum. Böyle eserlerde verebildiğimi düşünüyorum. Elli yıl sonra dinlenecek eserlerim olduğuna da inanıyorum. Çünkü kitlesel olarak bunun karşılığını görüyorum.

Ne yapılmalıydı?

İyiler ve kötüleri ayıklanmalıydı. Rasim Özdenören'in bir ifadesi var: "Sözün içinde Allah veya Peygamber geçmesi onu İslamî kılmıyor. Güzel sözle buluşmalı." Bu anlamda yelpazemizin geniş olması lazım. Bu toprakta üretilmiş müziklerin la-dinî olduğunu iddia etmemek ve bütün renklerin bir arada olabileceği bilmek gerekiyor. Ama bu renkler içinde kovulan tek renk bizim yorumumuz oldu. Biz emekleme döneminde müzik üretmeye çalışıyorduk ama bebekken boğuldu.

Sizin bu süreçte nasıl bir katkınız oldu peki?

Birçok kişiyi konservatura yönlendirdim. Ama artık benim gibi duyarlılığı olanlar da üretmek istemiyorlar. Bunların içinde çok iyi icracılar var. Ama onlar Klasik Türk Müziği koralarında yer almakla yetiniyor.

Ömer Karaoğlu

Mavi Marmara sanatçı duyarlılığı göremedi

Siz aynı zamanda Mavi Marmara gemisinde olan bir iki sanatçıdan birisiniz. Bu ekiple daha önce bir bağlantınız var mıydı?

Birlikte projeler yapıyoruz. Gelenekselleşen yetim buluşmalarında, bağımsız etkinliklerde de rol alıyorum. Daha önce de Mazlum-Der'in yönetiminde yer almıştım.

Nasıl destek veriyorsunuz?

Akademisyen ve sosyal bilimciyim. Beyin fırtınaları veya bir takım projelerin üretim aşamasında yer alıyorum. Geminin tanıtım kampanyaları üç buçuk aydır sürüyordu. Arkadaşlarla Doğu ve Güneydoğu yoğun olmak üzere bir Anadolu turnesi yaptık. 'Rotamız Filistin, Yükümüz Özgürlük' sloganıyla kırka yakın etkinlik gerçekleştirdik. Özgürlük gemisi için konserler verdim. O gemiye binmemek olmazdı.

Siz ve Sinan Albayrak dışında gemide sanatçı var mıydı?Ömer Karaoğlu

Mikail diye bir arkadaşımız vardı. Ama o daha sakin bir duruş sergiledi.

Neden bu kadar az sanatçı vardı?

Bu tür organizasyonlarda sanatçı duyarlılığı ve bakışı gerekiyor. Bu anlamda ülkemizin sanatçıları iyi bir sınav veremedi. Tabii ki kimseyi bu gemiye binmek ve riskleri üstlenmek için zorlayamayız. İHH'nın koordinatörlüğü ile yürütülen bu projeyi kendisine yakın bulmayabilir. Ama bu geminin yolcuları oldukça mozaik ve renkliydi. Salt İslamcı bir etkinlik değildi. Bu yönüyle öncelikle sanatçıların bu işe daha fazla rağbet etmesi gerekiyor. Ciddi bir ilgisizlik gördüm. Sanatçı duyarlılığı dediğimiz şey öncelikle bir asgari insanî duyarlılık gerektirir. Sağdan ve soldan baktığınızda altı yüze yakın olan kişinin içinde çok az sayıda eli kalem tutan adam ve sanatçı vardı.

O gemiye sanatçı kimliğinizle mi yoksa insanî duyarlılığınızla mı bindiniz?

Bu tür hesaplar hiç yapmadım. Ben "Ömer Karaoğlu olarak böyle güzel bir çalışmanın içinde yer almalıyım" diye düşündüm.

Bundan sonra katılım artar mı?

Artar. Çünkü dünyadan gelen tepkiler yeni kervanların düzüleceğini gösteriyor. Doğudan ve batıdan çok fazla kurum Gazze'ye doğru yola çıkma hazırlığı içerisinde.

Bu mozaik yardım kampanyasına hâkim olan söylemin öne çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gemide bulunanların her biri kuşkusuz varlık nedenlerini bir biçimde izah edeceklerdi. Ontolojik düzeyde bu sorumluluğun Müslümanlığın bir gereği olarak alırken, ateistler bunun bir insani erdem olduğunu ifade ederek vurguluyorlar. Gemide çok farklı mezhepten ve görüşten insanlar vardı. Herkes varlığını, oradaki bulunuş nedenini o şekilde vurguluyor ve bu doğal. Ben İsrail askerine "Allahu ekber" dediğimde yanımda bulunan hristiyan aktivist bunu yadırgamıyordu.

Dilde bir hata yapıldığını düşünüyor musunuz?

Hayır. Organize olan iradenin ısrarla böyle bir dil kullandıklarını görmedim. İnsanlarda standart tavır ve tutum sergilemelerini istemek mümkün değil. Geminin üst güvertesinde bulunan ve daha yiğitçe pasif bir direnişte bulunan ve istekli olan arkadaşlarımız vardı. Bunları biz orada gördük bu doğal gelişen bir durumdu. Onlar gemiye korsanların binmesine daha fazla tahammül edemediler.

Siz ne düşünüyordunuz?

İsrail'in yaptığı askerî müdahale onu devlet kılmıyor. Ben 1948'den itibaren bir biçimde uluslararası kamuoyunun 'Devlet' diye tanıdığı bu organizasyonun çok büyük bir terör örgütü olduğuna inanıyorum. Devlet olarak tanınmasının bir yanılgı olduğunu ve dünyanın bu yanlıştan bir gün döneceğini düşünüyorum. Yahudilerin bir devlete ihtiyacı varsa da devletin adresi bu topraklar olmamalı. Ortadoğu'nun kalbine saplanan organizasyonun nasıl inşâ edildiğini bütün insanlık biliyor. İsrail'de yaşayan insanların talebiyle ortaya çıkmış bir organizasyon değil.

Peki, neleri göze almıştınız?

Duygu dünyamızda bir hedefe kilitlenme vardı. Hepimiz Gazze sahillerine çıkmayı umut ediyorduk. Saldırı anında bile buna inanıyordum. Bir biçimde bu insanlar bizi etkisiz hale getirse de bu yardımları bir şekilde yerine ulaştırırız gibi geliyordu. Şehidleri görünce bu sefer hadisenin sandığımızdan daha ciddi olduğunu gördük. İsrail'in iddia ettiği gibi, bu geminin teslim alınması olsaydı, bunun birkaç yolu vardı. Askerî stratejistler ve kaptanlar bunu biliyor. Uyarırdınız, rotayı çevirirdiniz.

Gemi öncesi ve sonrası hayatınızda ne değişti?

Olaylara bakışımızda pek bir değişiklik olmadı. Ama İsrail'in soluk ve soğuk yüzüyle çok canlı bir biçimde karşılaştık. Çok kısa süreli mağduriyetlerim dışında böyle bir hapis hayatım olmamıştı. Aşdod Limanı’na indiğimizde insanlık dışı bir nefrete tanık olduk. Türkiye'yi hedef alan küfürler vardı. Bunlara canlı tanık olmak çok farklı.

Ömer Karaoğlu

Sami Yusuf Madonna gibi olmak istiyordu

En son 2006 yılında albüm çıkarmışsınız. Albüm yapmamanızın sebebi talep olmaması mı?

Aksine. Şu an bir albüm oluşturacak kadar eserim var. Ama çıkarmak istemedim. İhtiyaç duymadım çünkü paylaşabileceğim farklı alanlar vardı. Ben parçaları yapıyordum, arkadaşlarım onları internet ortamında paylaşıyorlardı. İlk albüm çıkardığımda tiraj hedeflememiştim ama yüz binlerce sattı. Hiçbir albümümde telif anlaşması yapmadım.

Müziği tebliğ aracı olarak mı görüyorsunuz?

Hayır. Sanat salt bir tebliğ aracı olamaz. Amacım insanın iç dünyasını keşfi, sonra üst değerleri sanat diliyle genç jenerasyona anlatmaktı. Yoksa sanat dini öğrenmenin, onu anlatmanın, açıklamanın bir aracı olamaz. Müziğimin sahici olduğunu düşünüyorum. Din tüccarı olsaydım böyle bir tepkiyle karşılaşmazdım.

Yaptığınız müzik ne kadar 'ilahi misyon' taşıyor?

Müziğe bakışım da hayata bakışım gibi. Sanatı hayatın dışında bir yerde görmüyorum. Ama sanatın doğasına eziyet etmeden onun da gereğini yerine getirmeye çalışarak belli bir estetik düzeye taşımaya gayret ettim. Hayatın bütün beşerî taraflarına rağmen ilahî olanın öncelikli olduğunu, yaratana karşı bir sorumluluğum olduğunu düşündüm. Allah bana böyle bir yetenek verdiyse ona hizmet etmeye karar verdim.

Neden popüler olmadınız?

Halktan kopuk, onların anlamayacağı sanat algısına biraz mesafeli yaklaşıyorum. Geniş kitlelerin de beğeni düzeyinin çok iyi olmadığını biliyorum. Ona teslim olmamak gerekiyor.

Ömer Karaoğluİçinde manevi duygular içeren bir müzik türü ne kadar popülerliği kaldırabilir? Mesela, Sami Yusuf konserlerinde kadınlar onun ismini taşıyan bandanalar takıyorlar.

Kaldırmıyor. Buradaki en önemli görev sahnedeki adamla onu dinleyenlere düşüyor. Müziğimi paylaşmaya başladığım zamanlar popüler bir kaç bestem oldu. Bunun çok fazla biliniyor olması kötü değil. Ama burada bir dengeyi gözetmek gerekiyor. Sahnedeki adamın formu önemli. Batıda sahnedeki adam yarı tanrısal bir mit gibidir. Bizde böyle bir sanat ve sanatçı algısının tasfiye edilmesi lazım. Sami Yusuf "Madonna ne yapıyorsa biz de onu yapabilmeliyiz" diyen biri.

Peki, siz Sami Yusuf'un müziğini nasıl buluyorsunuz?

Sami Yusuf'un ürettiği müziğin özgün olmadığını düşünüyorum. Çoğu salavatlardan oluşuyor. Ses rengi güzeldir, ne yazık ki müzikal anlamda yeni hiçbir şey getirmez. Ona rağmen popüler olabilmiştir. Çok başarılı bir medya pazarlamasının ürünüdür. Haber saatlerine konuk olur, bilboardlarda fotoğrafları çıkar. Hangi boyutu nefsîdir, hangi boyutu İslam sanatına hizmet eder, tartışılır.

Siz bu konuda yanlış bir strateji uyguladığınızı düşünüyor musunuz? Özeleştiri yapıyor musunuz?

Hayır.

Neden?

O öz eleştiriyi içerikten çok teknik açıdan yapıyorum. Ürettiğim eserlerin daha güçlü besteler olmasına, yorumlarımın daha iyi olmasına dikkat ediyorum. Arayı bu kadar uzatmamın bir sebebi de bu. Onlarca bestem var ama onları bir albüme taşımada eskisi kadar kolaycı değilim. Şiirselliği önemsiyorum, bir dönem yaptığım sloganik ifadeleri şimdi kullanmayacağım. Yaptığımız bu çalışmaların yeni bir şeyler söylemek adına hâlâ önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Cüneyd Çelik Yeni Şafak'tan ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2010, 00:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
İlhan Çebi
İlhan Çebi - 8 yıl Önce

'' Zamanında siyasî bir söylem olarak kullanılmadı mı?

90'lı yıllarda daha çok siyasal bir dil olarak kullananlar oldu. Ben de birçok siyasî geceye davet edildim ama hiçbirine katılmadım. Çünkü sadece müziğimle tanınmak istiyordum.''

yani şimdi bu soru da ne demek oluyor.ömer karaoğlu'nun marşları tamamen siyasidir tabi ki siyasi olarak kullanıacak...o zamanlar ebu bekir kurban'ın deyimiyle ''liberal kafirler'' bu kadar hürmet görmüyordu müslümanlardan...

İlhan Çebi
İlhan Çebi - 8 yıl Önce

biz siyasi ve sarsıcı olduğu için Ömer abi'yi dineyip bilinçleniyorduk.
Bu tür dengesiz sorulara Ömer Abi'nin kaçamak cevap vermesini de hiç yakıştıramamıştım doğrusu...Son on yılda taşrada yaşayan biri olduğum halde SP'nin bir sürü şöleninde Ömer Abi'yi dinlememize rağmen niçin böyle bir cevap verdi diyordum muhtemelen muhabirin dikkatsizliği..

banner8

banner19

banner20