Yaşar Kemal, Muzaffer Ozak ile ne konuşmuş?

Cumhuriyet gazetesinde çalışırken Sahaflar Çarşısı ziyaretinde Muzaffer Ozak Efendi'ye de misafir olan Yaşar Kemal, onunla da bir kısa söyleşi gerçekleştirmiş. Yaşar Kemal'in izlenimlerini yazdığı 1954 tarihli o yazıyı alıntılıyoruz.

Yaşar Kemal, Muzaffer Ozak ile ne konuşmuş?

1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Yaşar Kemal, o dönemde Sahaflar Çarşısı'nı da dolaşmış. Burada “sahaflar şeyhi” olarak anılan Muzaffer Ozak Efendi'yi de ziyaret eden Yaşar Kemal, onunla da bir kısa söyleşi gerçekleştirmiş. İzlenimlerini ve yaptığı bu röportajı da 5 Nisan 1954'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlamış. Onun bu haberini, hem o devrin Sahaflar Çarşısı'nın bir fotoğrafını çekmiş olması bakımından, hem de Muzaffer Ozak merhumla yapılmış muhavereden ötürü ç-alıntılıyoruz.

SAHAFLAR ÇARŞISI

Bugün, günlerden salı... Usuldan usuldan bir kar serpeliyor. Sulu sepken. Bir soğuk var ki, deme gitsin... iki genç kız, on yedişer yaşlarında gösteriyorlar, büzülerek, birbirlerine sokularak çarşıya girdiler. Başkaca çarşı ıpıssız, in cin top oynuyor. Başka günler yırtık pırtık kitaplar kaldırımdan taşardı. Kar altında kalacak değil ya, kitapları, dükkânı olanlar içeri, olmayanlar da saçak altlarına, evlerine çekmişler. Bir kitapçı dükkânının vitrinine uzun uzun bakan kızlar hiç bir dükkâna girmeden, gene aynı titreme telâşı içinde çarşıdan çıkıp gittiler ve ben bekledim. Vakit ikindi üstüdür. Daha çok akşama yakın... Hiç mi hiç kimse bir dükkândan başını uzatıp bir şey sormadı. Soğuktan desek... Belki ama, tek tük de olsa birkaç müşterinin çıkması gerek.

Neyse efendim, ben de o kadar dışarıda kalıp, dükkânlara giren çıkan var mı diye gözetleyemedim. Üşüdüm yani. Bir kitapçıya girdim. Bu kitapçı daha çok yeni kitap alıp satıyor. Eskilerle pek ilişiği yok. Eskiden, yani Sahaflar Çarşısı yanmadan önce, dükkân kirası olarak beş lira veriyormuş. Şimdi yüz lira veriyor. Diyor ki, "Bu sebepten, çok ziyan ediyoruz. Okul kitapları da satamaz olduk. Çünkü sahafların kitap alıcısı yarı fiatına, dörtte bir fiatına eski kitap almağa alışmıştır. Dükkân fiyatları arttığından dolayı, biz de kitap fiatlarını biraz artırmak zorunda kaldık. Ondan dolayı alıcı azaldı. Son yıllarda, yani 950'den sonra dinî kitaplara fazla miktarda talep arttı. Bu da olmasaydı halimiz dumandı. Şimdi, eski kitaplar alıp satan, onları değerlendirebilen üç sahaf kalmıştır: Raif Yelkenci, İsmail Hoca, bir de Muzaffer Ozak."

Nüsha-i nâdirât ne demektir?

Ondan sonra, Sahaflar Derneği Başkanı Ekrem Karadeniz'e gittim. O da dert yandı. "Sahaflar eski halini, havasını kaybetti, bu kübik kitaplarla. Eskiden bir şark, bir eski havası vardı her şeyi ile. Buradaki dükkânlar da çok pahalıdır. Eskiden otuz kadar dükkân vardı. Şimdi Belediye bunun yerine yirmi iki dükkân yaptırdı. Sekiz kişi açıkta kaldı. Bunlar da kaldırımlarda iş görüyorlar" dedi.

Kitapçılar Başkanından sonra da en meşhur kitapçı Muzaffer Ozak'a gittim. Dükkânı eski kitaplarla tıklım tıklım. Kitaplar sararıp kararmış. Dükkânın bir tarafında da en güzel yazılarla yazılı levhalar asılı. Muzaffer Ozak'a sordum:

"Bir şey merak ediyorum. Bir kitabın takdirini nasıl yaparsınız?"

Muzaffer Ozak:

"Bu daha çok bir ihtisas işidir. Önce kitabın değeri, sonra eskiliği, daha sonra da hattatın meşhur bir hattat olup olmadığı, yani yaşadığı zamanda. Bir de kitabın nüsha-i nâdirâttan olup olmadığı..."

"Bu nüsha-i nâdirât ne demektir?" dedim.

"Meselâ, bir kitap zamanında yalnız üç nüsha yazılmıştır. Bu kitabın bir nüshası dünyanın falan yerindeki kütüphanededir. Birisi de falan yerde. Birisi de bizim elimize geçmiş, işte bu çok kıymetlidir. Eğer bunun baskısı yapılmamışsa daha çok artar. Meselâ geçende Amerika'da, Hayyam zamanında yazılmış, Hayyam'ın rubailerini toplayan el yazması bir kitap on bin dolara satıldı. Bu kitap, işte bizden, yani Türkiye'den gitmiştir."

"Sizde şimdi böyle kıymetli kitaplar var mı?"

"Tabiî var"

"Meselâ?"

"Meselâ, bende, Kazasker Mustafa İzzet'in yazdığı Kur'an vardı. Mustafa İzzet, devrinin en meşhur hattatıdır. Sultan Abdülmecid'in imamıdır. Bu kitabı Topkapı Müzesi için devlet benden yedi bin liraya aldı. Bundan başka Mevlâna zamanında yazılmış Mesnevi de var bende. Bunlar da pahalıdır."

Sonra işi sohbete döktük. Devrimizin hattatlarından Osman Bey de geldi bu arada dükkâna. Muzaffer Bey'in arkadaşı imiş. Bu Osman Bey, pirinç taneleri üstüne âyet yazan Osman Bey'dir. Bu yüzden de ünü vardır. O da karıştı sohbetimize. İslâm yazısının her şeklini iyice tetkik etmiş, söylediklerine göre bu hususta derin bilgisi varmış.

"Türkler kadar güzel yazı yazmış hiç bir millet yoktur yeryüzünde" dedi. "Bütün İslâm âleminde en güzel hatlar Türklerindir. Ne Araplar, ne de Acemler Türklere erişebilmişlerdir, bu işte."

Sevgilisine bütün bir ömür durmadan şiirler yazan adam

Muzaffer Bey, eski kitapları, ölen kitapseverlerin kitaplarını alarak tedarik ettiğini de ilâve etti.

Bu kitapların içinde, ölen adamın hususiyetlerine ait gayet enteresan notlar da çıkarmış. "Meselâ" diyor Muzaffer Bey, "meselâ Bebek sırtlarında ölmüş bir adamın bir miktar kitabını aldım. İçinden yirmiden fazla defter çıktı. Defterler büyüktü ve çok ince yazılarla yazılmıştı. Bu yirmi defterin yirmisinde de aşk şiirleri vardı. Bu âşık adam sevgilisine bütün bir ömür durmadan şiirler yazmış. On binden fazla şiir."

"Bu defterleri ne yaptınız?" dedim. "Sattık." dedi. "Her bir defteri birisi aldı."

"Yazık" dedim.

Bir ömür durmadan sevgilisine şiirler yazan bu adamın şiirlerinden, hiç olmazsa birisini okumak isterdim. Muzaffer Bey'in anlattığına göre kitaplar arasında hâtıra defterleri, akla hayale gelmez yazılar da çıkarmış. Para da çıkarmış. Eyüp'den alınan bir kitaplığın kitapları arasından altın çıkmış. Bu kitapları taşımakta olan çingene hamallar altın yüzünden kavga etmişler, biri diğerini öldürmüş.

Sahaflar çarşısında artık eski canlılık, eski hayat kalmamış. Eskiden yüzlerce kitap tiryakisi sahafları doldurur, gelen kitapları durdurmazlarmış dükkânlarda, alıp götürürlermiş. Şimdi üç tane tiryaki kalmış. Onlar da her sabah dükkân dükkân dolaşırlar, âdeta boynu bükük giderlermiş. Bulurlarsa bir kitap alırlarmış.

Muzaffer Ozak'dan ayrıldığımda karanlık kavuşuyordu. Havada küf kokusu vardı. Usuldan usuldan kar yağıyordu Fatih devrinden beri gelen köhnemiş Sahaflar Çarşısının üstüne. Cümle sahaflar dükkanlarını örtmüşler, ışıklarını söndürmüşlerdi. Sahaflar Çarşısı ölü gibiydi.

Yaşar Kemal, 5.4.1954. //defter-i-ussak.blogspot.com.tr/2015/03/yasar-kemalin-muzaffer-efendi-ile.html

Buğra Atlı alıntıladı

Yayın Tarihi: 10 Nisan 2015 Cuma 16:20 Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2019, 21:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26