Üzerindeki nimeti hatırla/ Sen yani ben-Ben yani sen

"Ey! En yakınımdan, dünyanın en ücra diyarına kadar “iyiliği yayma, kötülüğe mani olma” görevini kuşananlar! Misyonunuzu hatırlayın. Kendinizi yoklayın. Davranın! Yeryüzünde, mutsuz tek kişi kalmayıncaya kadar durmak yok!" Ahmet Mercan yazdı.

Üzerindeki nimeti hatırla/ Sen yani ben-Ben yani sen

Yazıdan önce okunması gereken ayetler:

“Müminler ancak, Allah’a ve Resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İçleri ve dışları bir olanlar işte bunlardır.” (Hucurat Suresi, 15)

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur.” (Bakara Suresi, 193)

“Onlar öyle kimselerdir ki kendilerine bir yerde egemenlik versek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar. İşlerin sonu Allah’a varır.”  (Hac Suresi, 41)

“Onlar (takva sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.”  (Âl-i İmran Suresi, 134)

Yeis yok!

Hiçbir ahvalde yeis yok. Böyle bir hakkınız da yok. Umut bir âzânızken uyaran ve müjdeleyen misyonunuz omuzlarınızda parıldarken karamsarlık, seçenek bahsinde yer alamaz.

Ey! En yakınımdan, dünyanın en ücra diyarına kadar “iyiliği yayma, kötülüğe mani olma” görevini kuşananlar! Misyonunuzu hatırlayın. Kendinizi yoklayın. Davranın! Yeryüzünde, mutsuz tek kişi kalmayıncaya kadar durmak yok!

Salih bir niyetle başlamalısın. En küçük kıpırdama “salih amel” bahsine girmeli.

Gücünü kavra.

Sana verilen kime verildi? Sağlam bir bilgi ile uyarıldın. İlk insandan (peygamberden) son peygambere kadar insanlık tarihi önüne, “can alıcı” kesitleriyle serilmedi mi? İnsanın yapısı, en küçük detayına kadar anlatılmadı mı sana? Düşmanın değişmeyen karakteri, tuzakları aktarılmadı mı? Sana kendin dahi tahlil edilmedi mi? Mücadele, bolluk, sıkıntı, zaaflar, sapmalar ve neticeler tek tek önüne bir sofra gibi açılmadı mı?

Ve her şeyin neticesinin o günde nasıl karşılık bulacağı, iman edip cehdeden ve sabredenlerin neler kazanacağı anlatılmadı mı?

Hangi beşerî söylemin, böyle bir imkânı var? Doğruluğundan şüphe duyulmayacak, bu güven kalesine senden başka kim sahip?

Gücünü idrak et!

Esenlik ikliminin özlemi yansın göz ışığında. Rüyalarını bezesin, mutlu dünyanın korkusuz çocukları. Ellerinde somun, ellerinde umut. Uçurtmaları sonsuz akan kırlangıç...

İnsanlar yıldız savaşlarına değil, bereketsizliğe proje hazırlar; böyle bir iklimde.

“Esenlik iklimi” gecelerine konuk olmalı, uykularını bölmeli. Çünkü ancak sen; yalnızca sen başarabilirsin bunu.

Güven kalesi senin. Adalet ve merhamet, senin künyene silinmez harflerle kazındı. Küçük bir rüzgârda, künyene şüpheyle mi bakacaksın? İstikametinden vaz mı geçeceksin? Yoksa donanımını gözden geçirip kararlılığını yeniden ve daha sıkı mı kuşanacaksın?

Ey! “iyiliği yayma, kötülüğü engelleme” misyonunu kuşananlar! Önce donanım gerek.

Ahlak temel ilke; bedel ve kararlılık gerek. Ve hiç kimseden ecir beklememek... Doğru olanın, adil olanın karşısına tüm dünya nüfusu dikilse dahi, tek başına, “Ben buradayım” deyip, dimdik ayakta durma gücünü elinde bulundurman gerek.

Sicilin pırıl pırıl. Alnın ok. Yüreğin merhamet kazanı, coşkun gür debili bir ırmak. Her dem yeni doğarsın; “Senden kim usanası…”

Rüzgâr, perçemlerinde dolaştı diye mutlu olur. Dağ seni taşıdığı için övünür. Sular türküne eşlik eder. Varlığınla nasıl da uyum içinde kâinat. Bir bütünsün, o sonsuz koro ile. Değil mi ki, “Kendin için istediğini, insanlar için istiyorsun; kendine uygun görmediğini başkalarına da uygun görmüyorsun…”

Önüne sayısız engel, aşılmaz duvarlar çıkabilir. Cana kasteden sürecin içinde olabilirsin. Yapabilirliklerin azalabilir. Hedeflerin küçülebilir, üzülme.

Yeni hedefler üret.

Akideni olayların eline bırakma. Yeise kapılma. Amacın yerinden sarsılmıyor ya, işte ona dayan. Allah’ın rızasını kazanmak... Ve o rıza, insanlarla faydalı olma mücadelesinden geçmektedir. Sen illegal değilsin, yeryüzünün asıl sahibisin. Bu bilinçle bas toprağa, senin varlığın güllerin açmasıyla uyumludur. Yağmurun gözlerindeki ışıltıyla anlaşmalıdır varlığın; güven duy. İç bütünlüğünü oluştur. Coşkulu çağlayanın, çarmıhlarda oluşu, şelaleye ramak kalışın göstergesidir.

Sen illegal değilsin. Umut sensin. O bilmese de Gardiyanın düşüşünü süsleyensin basitlik geçmesin yörenden.

Utanma, kaçma kendinden.

Esenlik iklimiyle uyumlu oldukça, yenilgi yok lügatinde.

Yenilgi yok!

Senden başka kim sahip buna. Davran! Bir tebessümün bile sağ yan meleğini harekete geçiriyor; bu ne dehşetli imkân.

Müslüman olmak, yeryüzünde erişebilinecek en büyük payedir; unutma. Canı sahibine, o uğurda, verebilmek zirvesidir yaşamanın. Ölüm sonrası sözlere sahipsin. Ölüm sonrası mekânların var. Uğrunda bilinçle kaybettiğin her şeyin, hesaba sığmaz karşılığıyla karşılaşacaksın orada. Havsalanı zorla! Senden başka kim erişebilir buna?

Küçük bir bedel öderken yalpalama. İnsanlardan ücret bekleme. Tek başına da kalsan, kimseye kızma. Çöken çatının altında birlikte ölünse bile unutma, herkes tek tek ölür.

Tek başına, gerektiğinde, tüm insanlığı karşısına alabilecek bilinçle ve kolektif çabada eriyip mütevazı olabilme inceliğini elinden kaçırmayan anlayışta ol...

Üzerindeki nimeti hatırla!

Hamd atmosferinde yaşa. Rabbine hayranlığı, bir saniye eksik etmeden, soluğuna ekleyerek yaşa.

Kitabı oku. Kâinatı oku. Olayları oku. Sürekli. Sürekliliği şiar edin kendine. Yakın, orta ve uzak hedeflerin olsun. Yerelliği ve evrenselliği, çelişkisiz bütünlemeyi başarmış olarak yola çık. Yoldaşlarına iyi davran. Güncelle ilgili ol, fakat ona teslim olma.

İnsana sirayet eden her dert, senin de derdindir unutma. Say ki, Taif’tesin. Taif bir bilinçtir. Yeniden giyin.

Yeis yok!

Bilinç, güven ve coşku.

Rabbin yardımcın olsun... Daha güzel yardımcısı olan kimdir?

Ahmet Mercan

Kaynak: Umran Dergisi, 59. Sayı, Temmuz 1999

Yayın Tarihi: 20 Temmuz 2022 Çarşamba 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner36