Şükûfenâmeler: Osmanlı döneminde çiçekçilik

"Çiçek sevgisi ve çiçek yetiştiriciliği Türklerin günlük hayatında çok önemli yer tutmuştur. Özellikle İstanbul’un fethinden sonra çiçeklere karşı sevginin daha da derinleştiğini görmekteyiz." Seyit Ali Kahraman yazdı.

Şükûfenâmeler: Osmanlı döneminde çiçekçilik

Tüm şükûfe kitaplarında anlatılan hikâyeye göre; Kanunî Sultan Süleyman’ın ünlü şeyhülislâmı Ebussuûd Efendi’ye Bolu’dan bir lâle soğanı hediye olarak getirilmiş, Ebussuûd Efendi de bu gönderilen lâle soğanını yetiştirmiş, böylece İstanbul’da lâle merakı ve yetiştiriciliği başlamıştır. İstanbul’un büyük mutasavvıflarından Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdâî Efendi’nin de lâle yetiştiriciliğine önem verdiği ve bu konuda insanları teşvik ettiği bu şükûfe kitaplarında anlatılan diğer bir hikâyedir.

Çiçek sevgisi ve çiçek yetiştiriciliği Türklerin günlük hayatında çok önemli yer tutmuştur. Özellikle İstanbul’un fethinden sonra çiçeklere karşı sevginin daha da derinleştiğini görmekteyiz. Türklerde lâlenin tâ Türkistan’dan getirildiği söylentileri de vardır. Anadolu’nun pek çok yerinde, Kafkaslarda, Heyhat Sahrasında, İran’da Turan’da her yerde lâle yetişmekte ve yetiştirilmektedir. Lâle denilen bu güzel çiçeğin Kafkaslar, İran ve Türkiye coğrafyasını kaplayan bu güzel tabiata Allah’ın bir lütfu olduğu aşikârdır.

XVII. yüzyılda lâle sevgisi ve merakının daha da arttığı görülmektedir. Ubeydî’nin Netâyicü’l-ezhâr adlı kitabından öğrendiğimize göre Sultan İbrahim tarafından 1641 yılında Sarı Abdullah Efendi’ye şükûfecibaşılık yani çiçek yetiştiricileri şeyhliği beratı verilmiştir. Yine aynı yazara göre bu yüzyıl içinde pek çok ünlü çiçek yetiştiricisi yaşamıştır ve bu kişiler yüzlerce yeni lâle ve diğer çiçek türü geliştirmişlerdir.

Özellikle lâle sevgisi ve merakı bir tutkuya dönüşmüş, değerli bir lâle soğanı bin altına alınıp satılır olmuştur. Bu sevgi biraz da çılgınlık hâline gelmiştir. Sultan III. Ahmed ve Sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa zamanında yazılan Defter-i Lâlezâr-ı İstanbul adlı kitapta birlerce lâlenin ismi, yetiştiricileri ve özellikleri hiçbir şükûfe kitabında görmediğimiz kadar ayrıntılı verilmektedir. Ayaklanma ile tahtından inmiş olan Sultan III. Ahmed’den sonra tahta çıkan Sultan I. Mahmud döneminde de çiçek, özellikle lâle sevgisinin devam ettiğini görüyoruz. Ferahengîz adlı çiçek yazmasının yazarına göre bizzat zamanın padişahı Sultan I. Mahmud da bu sanatla ilgilenmiş ve pek çok lâleye isim babalığı yapmıştır. 1660 yılında yazılan Ali Efendi’nin Resimli Şükûfenâmesi’nden sonra Mehmed Ubeydî’nin kitabı ve 20 küsur sene sonra Mehmed Lâlezârî’nin, lâle yetiştiriciliğine dair verdiği değerli bilgileri içeren Mîzânü’l-ezhâr kitabı, binlerce lâle isim ve sahiplerini anlatan kitap İstanbul lâlezârı, ardından yine aynı yıllarda yazılmış olan Ferahnâme ile devam eden eserlerden sonra Sultan III. Selim devri çiçek meraklısı Tabîb Mehmed Aşkî’nin Takvimü’l-kibâr adlı kitabı ile Karanfilnâme’si çiçek merakının kesintisiz devam ettiğini, XIX. yüzyıldan itibaren merakın nispeten tavsadığını ve kısmen kaybolduğunu göstermektedir.

Osmanlı devlet yönetiminde Batılılaşma başlayınca saraya dışarıdan çiçek alındığını görmekteyiz. II. Mahmud dönemine ait bir belgede saraya ne kadar çiçek alındığı ve ne kadar para ödendiği yazılmaktadır. Bu çiçek yazmalarından dokuz adedini günümüz Türkçesine aktararak Osmanlı Çiçekçileri ve Çiçekleri adıyla, on adedini de Şükûfenâme ismiyle yayınladık. Yayınlamış olduğumuz kitaplarda geçen çiçek sayıları da şöyledir: Lâle (İstanbul lâlesi-Rumî lâle, Kâğıthane, Kıbrıs, Girit ve Kırım olarak çeşitlenmiştir), nergis (zerrin), karanfil, sümbül, buhur, gül, katmer, ful ve kehriba adlı çiçeklerin isimlerini derç ettik. Bunların dışındaki çiçek ve ağaç isimlerini saymadık. Buraya aldığımız toplam 5289 çiçek isimleri içinde İstanbul lâlesi 4554, Girit lâlesi 128, Kıbrıs lâlesi 11, Kağıthane 6, nergis (zerrin) 400, Karanfil 157, sümbül 16, gül, 4, sim 4, kehriba 5, buhur 1, tirfil, 1, katmer 1 ve ful 1 adettir.

Osmanlı dönemi çiçek yetiştiriciliği ve merakını anlatan “Şükûfenâme” kitapları ve içerikleri hakkında kısaca bilgi verelim:

ALİ ÇELEBİ ŞÜKÛFENÂMESİ, ŞÜKÛFENÂME-I ALI ÇELEBI

Ali Çelebi tarafından yazılan bu eser 1667 tarihlidir. Dört makale hâlinde hazırlanmıştır.

Birinci makale: Şükûfe-i atik, yani eski çiçek; şükûfe-i cedid, yani yeni çiçek; kadehîler (zerrinler) sınıfının deveboyunluları, ikinci makale lâleleri, üçüncü makale sümbülleri, dördüncü makale ise gülleri anlatmaktadır. Çeşitli kütüphanelerde pek çok nüshası bulunan bu eserin özel kütüphanelerde de nüshaları vardır. Kütüphanelerimizdeki nüshalardan bazıları şunlardır: Nuruosmaniye Kütüphanesi 4076, 4077 ve 4078 numaralarda kayıtlı olan nüshalar resimlidir. 4076’da 26, 4077’de 29 ve 4078’de ise 30 adet resim vardır. Bazı nüshalarda resimlerin sırası değişmiştir. Aynı kütüphanede 4892 numaradaki nüsha ise resimsiz olarak kopyalanmıştır. Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı 160 numaradaki nüsha da resimsizdir. Sayfaları numaralandırılmamış olan 38 yapraklık eserin ön sayfasında Ali Emirî’nin bir notu vardır, not şöyledir: “Reşad Fuad Beyefendi hazretlerindeki nüshadan istinsah ve diğer bazı nüshalardan da karşılaştırılarak yazılmıştır. 24 Şevval 1324 (11 Aralık 1906).” Bu not, eserin nüshalarının nasıl çoğaltıldığı hakkında bir fikir vermektedir ve özel kütüphanelerdeki nüshalar da bu nüshadan çoğaltılmıştır.

UBEYDULLAH EFENDİ ŞÜKÛFENÂMESİ, TEZKERE-İ ŞÜKÛFECİYÂN, NETÂYICÜ’LEZHÂR

Eserin yazarı Mehmed b. Ahmed el-Ubeydî veya Ubeydullah Efendi’dir (Abdi Efendi). Kendisi Şehremini Camii hatibiydi. Eserin sonunda kitabının 1689 tarihinde bittiğini bildirmektedir. Kitap yüzyirmibeş sayfadır.

Bu eserde ikiyüziki çiçek yetiştiricisi hakkında geniş bilgi vermektedir. Bunlardan doksanyedisi eserin yazıldığı tarihe kadar vefat etmiş ve yüzbeşi de kitabın yazıldığı tarihte yaşamakta olan insanlardır. Yazar bu isimlerden kendi zamanına kadar vefat etmiş olanları vefat sırasına göre, hâlen hayatta olanları ise elifbâ sırasına göre vermiştir.

Bu şükûfecilerin en başında da tabii olarak Ebussuûd Efendi vardır. Girişte de yazıldığı gibi lâlenin İstanbul’a ilk intikalinin Ebussuûd Efendi vasıtasıyla olduğu burada da anlatılmaktadır.

Eserde, Sultan İbrahim’in 1641 yılında çiçekçi Sarı Abdullah Efendi’ye şükûfecibaşı (Ser-şükûfeciyân) olması için verdiği beratın metni vardır. Eser, güllerden bahseden kısımla sona ermektedir. Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı no: 162LÂLEZÂRÎ

MEHMED EFENDİ ŞÜKÛFENÂMESİ, TEZKIRE-I ŞÜKÛFECIYÂN, MÎZÂNÜ’L-EZHÂR

Eserin yazarı Lâlezârî Mehmed Efendi, Sultan III. Ahmed ve damadı Nevşehirli İbrahim Paşa devrinde ser-şükûfeci, yani baş çiçekçiydi. Kitap, lâlenin özelliklerinden ve yetiştirilmesinden söz etmektedir. Eser yirmisekiz sayfadan oluşmaktadır.1727-28 tarihli eserde değerlerine göre sıralanan lalelerin isimleri de fiyatları da bir hayli ilgi çekicidir:

…Nîze-i rummanî, ikiyüz kuruş, Paşazâde Bey’indir. Sahib-kıran, yüzelli kuruş, Uşşakîzâde Efendi’nindir. Şevk-engîz, yüz kuruş, Defterdar Paşa’nındır. Vâlâşan, binyüz kuruş, Lâlezarlı Sayhan’ın. Gülriz, yüz kuruş, Topkapılı Berber Ahmed’in. Sâğar-ı Lâlîn, elli kuruş, Şeyh M. İşvebâz, kırk kuruş, Süleyman Ağa’nın. Şûle-rîz, otuz kuruş, Şeyh N. Gülşen-âra, onbeş kuruş, Üsküdarî. Şevk-efrûz, onbeş kuruş, Halıcı Semail. Hemşeri Salihî, beş kuruş, Salih Efendi’nin. Gülreng-i Sâlihî, üç kuruş. Neşat-âra, üç kuruş, Berber Ahmed’in. Leylakî, bir kuruş, Berber Ahmed’in... Topkapı Sarayı Müzesi, H425 , Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı no. 174.

ŞÜKÛFENÂME

Galatalı Mahmud Efendizâde Abdullah Efendi tarafından hazırlanmıştır. Kırkaltı sayfa ve onüç bölümden oluşan bu eserde nergis yetiştirmek için toprak nasıl olmalıdır, tohum nasıl saklanmalıdır ve ne şekilde dikilmelidir, nasıl su verilmelidir, bunların hepsi bugün bile tatbik edilecek tekniklerle ince detaylarla anlatılmaktadır. Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı no: 169, 170.

ABDULLAH ÇELEBI ŞÜKÛFENÂMESI

Eserin yazarı Mahmud Efendizâde Abdullah Efendi, kendisinin Galatavî Ruznâmeci Mahmud Efendi’nin oğlu olup, bostancılar zümresine dahil olduğunu, uzun yıllar nergis ve lâle yetiştirdiğini anlatır; eserini Mustafa Paşa zamanında tamamladığını ve adını Şükûfenâme koyduğunu söyler.

Abdullah Efendi’nin verdiği bilgi şöyle özetlenebilir: Nergis Cezayir’den gelmiştir ve bunu Ahmed Çelebi adında birisi ekmiş, çiçek yetiştiğinde açan sarı nergisten Üsküdarlı Mahmud Efendi’ye (Aziz Mahmud Hüdâî) götürmüştür. Aziz Mahmud Hüdâî de kendisinden bu işe, yani çiçek yetiştirmeye devam etmesini istemiştir. Ahmed Çelebi’den sonra bu çiçeği ekip yetiştirenler; Molla Çelebizâde, Salih Efendi, Ulvan Kapudanzâde, Bey Dede Efendi, Çelebi Cüce, Çorbacı Ağa, Hekimbaşı, Hasan Kapudanzâde, Sarı Abdullah Efendi, Hattat Mahmud Çelebi, Mehmed Efendi’dir. Eser onüç bölümden oluşmuştur.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı no. 169/170

RİSALE-İ ESÂMÎ-İ LÂLE, FERAH-ENGÎZ

1753 yılında yazılmış olan eserde binbeşyüzseksenbeş lâle ismi yer alır. Bunlardan binyüzaltmışdört adedi kitabın yazarına, otuzsekiz adedi Sultan I. Mahmud’a, üç adedi Küçük Darüssaade Ağası’na aittir, üçyüzseksen adedi de kitabın daha sonraki sahibi tarafından isimlendirilmiştir. Kitap otuzdokuz sayfadır.

Sultan I. Mahmud’un 1751 tarihinde isimlendirdiği lâleler şunlardır: Peyam-ı safâ, Penbe-i naz, Bezm-i gülşen, Bağ-ı aşk, Tığ-ı gülberk, Cilveger, Cemal-i sâkî, Hayret efzâ, Hançer-i sertîz, Ruh-i Kudsî, Rûy-i maksud, Rengiter, Serdar-ı ekrem, Sâkî-i ruhsar, Sâkî-i çeşme, Sihr-i feyz, Şive-efşan, Şebnem-feyz, Sun’-i kadem, Subh-i Yezdân, Gonca-rîz, Fazl-ı Kerem, Feyz-i Kerem, Fânûs-i Şem’, Feyz-i resan, Feyz-i hayat, Kevkeb-i Münir, Gülrenk safâ, Gül işret, Lütf ü safâ, Müjde keşan, Mihr-i Dırahşan, Mihr-i Şefkat, Mürğ-i dil, Mühr-i Tevfik, Nakş-ı hüsn, Teşne-i şevk, Nikâh aruz.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı no: 173

RISÂLE-I ESÂMÎ-I LÂLE BELGRADLI

Belgradî Ahmed Kâmil tarafından yazılmış olan risalede lâlelerin şöhret kazanmalarının nedenleri anlatılmış ve lâle isimleri verilmiştir.
Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı no: 158/171

DEFTER-I LÂLEZÂR-I ISTANBUL

Bu yazmada ilk görülen tarih 1092 (1681)’dir. Ancak çiçeklerin çoğu 1132 ile 1138 (1720-1726) arasına tarihlenmiştir. Bu da Sultan III. Ahmed ve sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa’nın dönemine tekabül eder. Yazarı bilinmeyen bu eser yüzbir sayfadır.

Eserde 1730 yılına kadar yetiştirilen bütün lâleler üç devre ayrılarak tüm lâlelerin isimleri, tohum sahipleri ve bütün özellikleri ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bazı lâle isimlerinin yanında 1724 tarihi vardır. Binyüzyirmiiki lâle ismi geçen bu eserde dörtyüzkırkyedi adedinin kökünden, kadehi ve rengi dahil yapraklarının ucuna kadar detaylı tanımları verilmektedir.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı no: 164

TAKVIMÜ’L-KIBÂR MIN MI’YÂRI’L-EZHÂR

Bağçe-i Hâs şükûfecisi Tabîb Mehmed Aşkî Efendi tarafından yazılan eser altmış yapraktır. Tabîb Mehmed Aşkî Efendi, çiçeğe, özellikle lâleye büyük merakı olan Sultan III. Selim döneminde yaşamış ve ömrünü çiçekleri incelemeye vakfetmiştir. 1730 yılına kadar yetiştirilen lâleleri üç devreye ayırarak ele alır.

Yazar, İstanbul’da lâlenin sevilip yayılmasına Ebussuûd Efendi’nin öncülük ettiğini yazmaktadır. Kaynaklar, Kanunî Sultan Süleyman’ın bu ünlü şeyhülislamının bahçeciliğe son derece meraklı ve güzelliği dillere destan bir bahçe sahibi olduğundan söz ederek Nur-ı Adn isimli lâlenin sahibi olduğunu kaydeder. Bu risalede verilen bilgiye göre, Ebussuûd Efendi’ye Anadolu’da Bolu sahralarında yetişen lâlelerden beyaz bir lâle hediye edilmiş, o da bunu kendi bahçesinde yetiştirmiş ve İstanbul’un ileri gelenleri de ondan öğrenip yetiştirmişlerdir.

Bu eserin kütüphanelerde pek çok nüshaları vardır. Bu kitabın ilk yazıldığı hâli Atıf Efendi Kütüphanesi’nde 2129 ve Risale-i Müfredât-ı Mi’yâr-ı Ezhâr ismiyle kayıtlıdır. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde TSM H. 2365 numarada kayıtlı olan nüshası da eksiktir. Bu nüshaya kendi yetiştirdiği lâlelerin isimlerini de ekleyerek son hâlini vermiştir.Bu eserde toplam 871 adet lâle ismi geçmektedir ve bu lâlelerin yetiştiricisi, boyu, rengi, mizacı ve diğer özellikleri bütün ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tabiiye kısmı no: 159 ve 167, 165/166

TAKVIMÜ’L-KIBÂR MIN MI’YÂRI’L-EZHÂR

Tabîb Mehmed Aşkî Efendi tarafından yazılan eser altmışsekiz sayfadır. Mehmed Aşkî Efendi, yukarıda yazılan lâle ile ilgili kitabından başka zamanının ilgi çeken çiçeklerinden biri olan karanfil hakkında da çok önemli bir eser hazırlamıştır. Karanfil ile ilgili başka bir örneğine rastlamadığımız bu güzel eser, hem karanfilin nasıl yetiştirileceğine dair çok geniş bilgi vermekte hem de yetiştirilen karanfillerle ilgili ayrıntılı izahat vermektedir. Bu kitapta 119 adet karanfile ait bilgi vardır.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı, no. 135

REVNAK-I BOSTAN

Eser her ne kadar Revnak-ı Bostan nüshası olarak geçiyorsa da, içinde lâle, karanfil, gül ve sümbül resimleri vardır. Bazı sayfalarda ise çiçek isimleri yazılmış, ancak resimleri yapılmamış, sayfa boş kalmıştır. Bahçecilik ve tarım ile ilgili bilgi yoktur. Bir şükûfenâme nüshası olmalıdır. En fazla çiçek resmi bulunan nüsha budur. Eser yetmişiki yapraktan oluşmaktadır. Kitapta yirmi adet lâle, kırkdört nergis (bunlardan üç adedi çizim hâlinde kalmış, renklendirilmemiş), bir şakayık, bir karanfil, iki sümbül ve bir adet de sadberk gül bulunmaktadır. Devrinin bilinen ve tanınan çiçeklerinin çizimleri yapılmıştır. Devrinin meşhurlarının birkaçının isimlerini yazacak olursak; lâlelerinden Cüce Moru, Çorbacı ve Çorbacı Müşâbihi, Nîze-i Sinan, nergislerden Hekimbaşı Süleymanîsi, Tâc-ı Cem ve Musazâde, sümbüllerden ise Şeyh Sümbülü’nün resmi vardır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi 1573

REVNAK-I BOSTAN (GÜZEL BAHÇE) NÜSHALARI

Revnak-ı Bostan’ın bahçecilik ve ziraat konusunda günümüze gelmiş en eski Osmanlı eserlerinden olduğu düşünülmektedir. Değişik yüzyıllarda istinsah edilmiş nüshalarının sayıları, ihtiyaca cevap veren tek kaynak olma özelliğini ne kadar uzun zaman sürdürdüğüne işaret etmektedir. Kitabın yazarı, Edirneli bir bahçe sahibi olan Elhac İbrahim İbn el-Hac Mehmed’dir.

Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan nüsha (H428) ile diğer nüshalar arasında bazı farklar vardır. Fakat esas itibariyle hepsi ana kaynağı izler. Hazırlayanı belli olmayan bu bahçıvanlık risalesi nüshası ellialtı yapraktır, bir giriş ve dört bölümden oluşur. Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı, no. 140/1’deki nüsha da aynıdır. Ayrıca 140/2/73 nolu eser de Revnak-ı Bostan olup otuz yapraklık risalede bostanlarda ekim yapma zamanı, hastalıklar, ilaçlama, çalışanlar ve tohumlardan söz edilir.

Özel kütüphanelerde 1617, 1654, 1664, 1684 ve 1838 tarihlerinde kopyalanmış nüshalar vardır.

GONCA-I LÂLEZÂR-I BAĞ-I KADÎM, RISÂLE-I LÂLE

Mehmed Remzi tarafından yazılan ve lâleler hakkında bilgi veren risâle yirmibeş yapraktır. Eserde lâlenin şöhretinin sebebi, güzelliği ve kokusu olarak açıklanır, çoğu kimsenin lâleyi güzel bir kadına tercih ettiği söylendikten sonra “lâle meclisleri” anlatılır. Risalede servi biçimi içinde iki yazı yer alır; Sultan III. Ahmed’in 1084 olan doğum tarihi düşülmüştür. Lâlelerin yetiştirilmesi, yapraklarının kesim zamanları ve lâle soğanlarının bakımı hakkında da bilgi verilir. Ali Emirî nüshası Hamidiye nüshasından kopya edilmiştir. Hamidiye nüshası altmışdört yapraktır.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı, no. 172, Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye 1192.

FENNÎ ÇELEBİ ŞÜKÛFENÂMESİ, TUHFETÜ’L-AHBÂB

Eserde Girit lâlesi hakkında geniş bilgi vardır. Bu lâleyi ilk tanıtan, Kandiye Fatihi Fazıl Ahmet Paşa’nın kethüdası Mehmed Ağa’dır. Özetle şöyle bilgi verilmektedir: “Mehmed Ağa’nın çiçek bilgisi çok genişti; nadir bir şükûfe görse onu hemen öğrenir ve yetiştirirdi. Girit Adası’nda gezerken Horasanî adında bir derviş kendisine ortası siyah tohumlu bir beyaz katmer lâle getirdi, o da bunu İstanbul’a getirip bahçesinde yetiştirdi. Onu gören İstanbul büyükleri bunu öğrendiler ve kendi konaklarında da yetiştirdiler. Bugün bile Girit Adası’ndaki birçok kişi bu işle uğraşır. Her yıl bu adadan İstanbul’a bu çiçekten getirtilir. Bu Girit lâlesi sümbülden, karanfilden evlâdır. Bunun sonsuz çeşidi vardır, bir kısmı sarı, kırmızı, ebru, göbek kısmı kırmızı-beyazdır.” Risalede ünlü lâleler anlatıldıktan sonra, gül yetiştiricilerinden söz edilir. Fennî Çelebi’nin sekiz yapraklık risalesidir.

Millet Kütüphanesi, Ali Emirî Tabiiye kısmı no. 161

FENNÎ ÇELEBİ ŞÜKÛFENÂMESİ, TUHFETÜ’L-AHBÂB

Topkapı Sarayı Müzesi, Halil Ethem Arda Koleksiyonu, no. 13 (Kayıt no. 71114)

Yazarı Süleyman el-Mevlevî olan yirmiüç yapraklık eser, tahminen XIX. yüzyılın başlarında hazırlanmıştır, onsekiz çiçek resmi, metin içinde çiçeklerle ilgili açıklama ve beyitler içerir.

Seyit Ali Kahraman

Yayın Tarihi: 06 Temmuz 2021 Salı 16:00 Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2021, 16:45
banner25
YORUM EKLE

banner26