banner16

Şiir yeterince okunup anlaşılıyor mu?

Şiiri okumak ve anlamak da yazmak kadar ciddi bir donanım gerektiriyor. Şiirlerinin okunup anlaşılması konusunda şairler ne düşünüyor. İşte 6 şairin cevabı…

Şiir yeterince okunup anlaşılıyor mu?

Şiiri okumak ve anlamak da yazmak kadar ciddi bir iş. Şiirlerinin okunup anlaşılması konusunda şairler ne düşünüyor? Bu sorunun cevabını TYB Yıllıkları için 1984’te şairlerle yapılan söyleşilerden yola çıkarak kısa bir derleme yaptık.

Ebubekir Eroğlu: Birkaç yıl öncesine kadar bu soruya, hiç duraksamadan “hayır” derdim. Bugün insanların pek çoğunun, bedensel hayatın sade ve basit kurallarını “seçtiği”ni görebiliyorum. Bu seçimin sürüp gidecek doğal bir tutum olduğunu da.

Şiirin içerden giydiği duyarlığın yoğunluğu, derecesi, yazan için de okuyan için de (okumayanlar değil) karşılıklı benzer etkileşimlere sahip. Büyük şiirin anlaşılması her zaman, onu yazanları yalnız bırakacak sınırlara sahip olmuştur. Ama bu durum, yukarıda söylediğim benzer etkileşimin bir ödeşme olduğunu söylememize engele değil. Yazanın daha önde olduğunu söylememize engel olmadığı gibi.

(İçinde yaşadığı toplum ne olursa olsun; ona göre ve ona rağmen) şair algılamaya “kendinden ayarlı”dır. Şiir okuru, şairin kendiliğinden ayarlı olduğu duyarlığa, “kendiliğinden ayarlanabilir”dir.

Görünen odur ki, okur için “topluma göre” oluş, “topluma rağmen” oluştan genel olarak önde gelmiştir. Şair ise “topluma rağmen” oluşunu “topluma göre” içinde bile gerçekleyerek, bu ikincisini ikinci plana atabilir. O kadar ki, bir büyük şiirin varlığı halinde, tersini düşünmek, yani o şiire göre ve o şiire rağmen şiir okurunun ne durumda olduğunu düşünmek daha elverişli bir yöntem olur. Bu kısa açıklama ışığında yorumlanmak üzere, bu sorunuza cevap vermek isterim: hem evet, hem hayır.

Cümali Ü. Hasannebioğlu: Bununla şiir enflasyonundan sözedilmek isteniyorsa, katılmıyorum. Şiir çok çok az. Şiir adıyla yayınlanan her şeye bu onuru veremeyiz. Gelelim şiir okumak, şiir yazmak, şiir anlamak sorunlarına. Şiir yazmak diye bir şey bilmiyorum. Unutulmaması için yazıya geçirilir şiir. Şiiri anlamak da bana ters geliyor. Anlamaktan çok duymak, şiirle yoğrulmak uygun düşüyor bir şiiri okumaktan sonraki tavrımıza.

Yeniden soruya dönersek, şiir, olması gereken yerdedir günümüzde, ne eksik ne de fazlasıyla.

Metin Ö. Mengüşoğlu: Okumak, anlamak ve yazmak ne güzel sıralanmışlar bu soruda. Şiir için bu kelimelerin önem sırasıdır bu. Oysa Türk toplumu için tersinden bir tezahürünü gözlemleriz dikkat edersek. Bol bol şiir yazan bir toplumdur da Türk toplumu, o oranda şiiri okuyup anlayan bir toplum olduğunu söylemek pek kolay değil. Peki nasıl oluyor da bu kadar şiir yazılıyor, fakat okunmuyor, ya da anlaşılmıyor?  Şiirin yazılmaktan çok okunup anlaşıldığı çağlar, dönemler olmuş mudur, ayrı bir araştırma konusu. Şiir, bir toplumda çoğunluğun yaşadığı hayat tarzından ayrı bir olay olarak görülemeyeceğine göre, bu hayat tarzının bir aksi sedası sayılabilecektir. İnsanların giderek birbirlerine karşı saygınlığını yitirdiği bir toplumda, kimse bir başkasının yapıp ettiklerine bakmayacak, okumayacak bu yüzden de anlamayacaktır elbette. Oysa sanatsal haz da bir gereksinmedir. O zaman ne olacak? O zaman herkes kendi şiirini kendisi yazacaktır. Bugün yapılan tersi değil bence. Kimse kimsenin söylediğini okuyup anlama sevdasında değil. Herkes kendi şiirini kendi yazıyor, kendi okuyor, kendi anlıyor. Kendi pişirip yalnızca kendi yiyen bir toplum oldu Türk toplumu. Mekteplerin, meşreplerin çokluğundan da anlamak mümkün bunu. Topluma mal olmak, anonim olmak geniş halk kitlelerince okunup anlaşılmak ya da ne bileyim hiç olmazsa kendi ülke aydınlarının çoğunluğuna kabul ettirmek uzun yıllardır sanatçılar için çok uzak bir hayal oldu sanırım artık.

Sedat Umran: Her şair mizacından çizgiler taşıyan kendi okuyucusunu bulur. Getirdiği yeni ölçü ve değerleriyle okuyucusunun beğenisini bilir ve tazeler, böylece onunla sevgi ve hayranlığa dayanan bir dialog kurar. Sanayi toplumu modern ruhu yaratmıştır. Bu rûh kutsal değerlere olan inancını yitişmiş olan, ama mutlak özlemini içinden atmıyan nihilist (eski değerleri inkar edici) bir rûhtur, işte modern şâşirin ödevi bu çorak rûhta yaşanılan kuşkuları, korkukları, yadsımaları dile getirerek Mutlak’a giden tıkanık yolu açmaktır. Şâir ünü genişledikçe onun üzerine incelemelerin sayısı arttıkça daha okunur hâle gelir. Edebiyat tarihine büyük bir şâir olarak geçenler değildir kalıcı olanlar, tersine eserleri her kuşak tarafından yeniden ele alınıp tartışılanlar, yâni gündemde kalanlardır.

Yağmur Tunalı: Şiiri yazmak, şiiri okumak ve anlamak… Bunlar, birbirine bağlı ve bir yerde birbirinden müstakil dünyalar. Söyleyen’le okuyanın birleştiği, hele anlaşmanın temin edildiği anlar nâdir tesâdüf edilir güzellikler olsa gerek.

Cahit Zarifoğlu: Ben şahsen, bazı şiirleri, ertesi gün, sadece kendim gizlice okuyacakmışım gibi yazarım. Bazılarını ise bütün dünya okuyacak, anlayacak ve kendine çeki düzen verecekmiş gibi.

Hazırlayan: Munise Şimşek

banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6