Sezai Karakoç’tan dış politika dersleri -1

"Sezai Karakoç'un tahlil yazılarının günümüze ışık tutacağını düşünüyorum. Örneğin, 1988 yılında yazdığı “Rusya’nın Propaganda Atılımı” başlıklı yazısı, aradan otuz yıl geçmesine rağmen bazı yönleriyle adeta dış politika dersleri niteliğinde…" Nizamettin Yıldız alıntıladı.

Sezai Karakoç’tan dış politika dersleri -1

                            

Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Üstad Sezai Karakoç çağımızın etkili düşünce, sanat, edebiyat ve siyaset adamlarından biriydi. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin. O, Diriliş Yayınları’ndan çıkan birçok kitabıyla, //yucedirilis.org.tr/ internet sitesinde kayıtlı konuşmalarıyla ve yayımladığı basın bildirileriyle bize hazine niteliğinde bir arşiv bıraktı.

Bir de geçmiş yıllarda çıkardığı Diriliş dergileri ve gazetelerinde yayımlanan ama kitaplarına ve internet sitesine girmeyen gerek iç politika ve gerekse dış politikayla ilgili, yaşanan güncel olayların içyüzüne yönelik haber- yorum niteliği taşıyan yazıları var. Bu tahlil yazılarının bazılarının da günümüze ışık tutacağını düşünüyorum. Örneğin, 1988 yılında yazdığı “Rusya’nın Propaganda Atılımı” başlıklı yazısı, aradan otuz yıl geçmesine rağmen bazı yönleriyle adeta dış politika dersleri niteliğinde… İşte o yazı:

“Ruslar, dünyada arka arkaya iki rüzgâr estirdiler: Glasnost ve perestroika rüzgârları. Bütün dünya propaganda araçları, televizyonlar ve gazeteler, Rusların giderek daha açık yaşamaya başladıklarını ilan ettiler. Rusya’da güya rejim daha açık olmaya gidiyordu. Eleştiri yapılabilecekti. Arkasından, Gorbaçov, perestroikayı ilan etti. Bu da kelime anlamıyla “yeniden yapılanma” diye çevrildi.

Dünya basını ve televizyonları, hala bu glastnost ve perestroika sloganlarını yayıp durmada. Gün geçmiyor ki Rusya’da Batıya yakınlaşma işaretlerinden, alametlerinden bahsedilmesin. “Rusya, Afganistan’dan çekiliyor” , “Rusya, dini ayinlere izin veriyor.” “Gorbaçov’un eşi, ayinlere katıldı.” vb. haberler. Azerilerle Ermeniler, bir belediye gücünde bile değillerken, hür ülke gibi aralarında sınır kavgası(!) yapıyorlar da Ruslar uzun süre işe karışmıyor ve seyirci kalıyor! Bütün bunların anlamı nedir? Gerçekten Rusya’da bir değişme mi var? Televizyon açık oturumlarında ileri sürüldüğü gibi Stalin’in prototipini temsil ettiği eski nesilden iyice farklı yeni bir nesil mi var Rusya’da?

Genellikle gerek haber gerek sohbet yorumları, hep olumlu oldu. Rusya değişiyor, değişmek zorundadır zaten tarzında yorumlar.

Bize kalırsa, bütün bunlar, Rusların etkisinde kalan yorumlar. İşin gerçeği ise birkaç cephelidir.

Birincisi, Rusların öteden beri zaman zaman paniğine kapıldıkları çağdaşlaşma atılımı meselesidir. Deli Petro ile başlayan bu atılım, bugün de zaman zaman yeni biçimler ve deyişler kazanarak sürüyor. Çarlar zamanında sanayini, hatta ağır sanayini kuran Rusya, sosyal yapıda hala eski çağ görünümünde idi: Mutlak hükümdarlık, büyük toprak sahibi aristokratlar, toprağın mahkûmu serfler ve köylüler. İhtilal, bu düzenin aşırı ve şiddetli bir sarsışla tasfiyesidir. O düzen tasfiye olmuş, ama ruhu yeni düzene sinmiştir. Bu ruh, Rus ruhu, Rus mizacıdır ki, bu, zaten değişmemiştir. Rus toplumu, 19. Yüzyıl ütopyalarına göre şekillendirilmek istendi, ama gerek Rus realitesi ve ve gerek arkasından batıda biçimlenen sert dikta rejimlerinin etkisi, komünizmin kendi iç tekelci yapısıyla kaynaşarak Rus komünizmi rejimini doğurmuştu. Bu rejim ve yapı, bugünlere kadar sürüklenerek gelmiştir. Nazizim ve faşizim, Titoizm ve Franko rejimi zaman içinde tasfiye oldu. Titoizmin yerini henüz hiç bir şey almadığından Yugoslavya için için kaynıyor. Sert parti pençesi olmasa, belki de darmadağın olacak bir yapıda orası. Bunun dışında, Avrupa’da, Almanya, İtalya, Portekiz gibi diktatörlükler, savaştan sonra hep çok partili bir rejime geçtiler. Ama Rusya, Avrupa’yı izlemeyi bırakmamış olan Rusya, komünizmin başka inanç, başka görüş ve başka oluşa hayat hakkı tanımayışı yüzünden, yapıda en ufak bir değişiklik olmadan ihtilalin 70. yılını da idrak etti. Peki, şimdi bir değişme ihtiyacını duydu da, onun sonucunda mı, bu açıklık ya da açılım (glasnost) ve yeniden yapılanma (perestroika) ilkelerini öne sürüp harekete geçti. Dünya basını ve tüm iletişim araçları böyle bir hava doğurup Rusya’ya sempati toplama yarışına girdiler. Ama geçek hiç de öyle değil. Bu havayı yayanların arkasında, bilsinler ya da bilmesinler, Rusların bütün dünya basınında ve iletişim araçlarında üslenmiş adamları (mutlaka casus anlamında değil bu söz. Ajan, ücretli adam ya da ideolojileri sebebiyle militanlar ve sempatizanlar) yer almaktadır.

Rusya’da böyle bir değişme, daha büyük bir bir sosyal kaynaşmayla sağlanabilir, kısa zamanda. Oysa görüyoruz ki, bu kararları alan yönetim, bugüne kadarki usulle başa geçmiş bir yönetimdir. Belki yeni şahıslar gelmiştir ve bunların gelişi bir takım sürtüşmelerle gerçekleşmiştir, ama bu, zaten her vakit olan durumdur, bu tip bir rejimde.

Öyleyse işin gerçeği nedir? Bize kalırsa Rus bürokratı, şuuraltından da olsa yönetimce yenilenememenin sıkıntısını çekmekle beraber, 1900’lerde kalmış idare zihniyetini 1990’lara çekecek atılımı yapacak şuur, bilgi ve cesaretten yoksundur. Rusya’da bu kadroyla ne bir sosyal değişim, hatta ne de bir idari yenilenme reformu yapılabilir.

Uzun sürede Rusya’nın değişmediğini gören Amerika, otuz kırk yıldır, bu durumu propagandada iyi kullanmış ve dünyada giderek artan bir şekilde Sovyetler hakkında olumsuz bir kanaat doğurmayı başarmıştır. Rusların da karşı propagandaları vardır ve buna öteden beri Ruslar çok önem vermişlerdir. Hele komünist ihtilali, yarı yarıya propaganda ile yaşamıştır. Dünyanın her tarafında entelektüel bir çevre, komünizmin militan ocakları olarak işletilmiştir. Bu propaganda, insancılık (hümanizm) propagandasıdır. Kanlı şekilde bastırılan Macar isyanını bile unutturdu bu politikasıyla Rusya. Avrupa’da sosyalistler, komünistler, bu propaganda ağının adeta tabii üyesidirler. Her tarafta gazeteler, dergiler yayınlarlar, kanuni, gayr-i kanuni eylemler yaparlar. Gizli hücre teşkilatları, bir hayli güçlüdür. Uzun süre bu güçlü propaganda ağı Rusya konusunda bütün dünyayı adeta uyutmuş onu şirin ve sempatik göstermeyi becermiştir, sıradan insana. Ama son yıllarda durum biraz değişmiştir. Polonya’da olup bitenler, Demirperde gerisinde haykırılamayan figanların fısıltısının kulaklarca değilse de ruhlarca hissedilmesi, hele Afganistan’ın işgali gittikçe, Rusya’yı gizlenemez bir zulüm görüntüsüyle dünyanın gözleri önüne sermeye başladı. Afganistan ve Polonya’da olup bitenler adeta sıradan insanların da gözünü açtı. Bu durumu şüphesiz kapitalist dünya da propagandada iyi kullandı.

İşte bu sırada nispeten gençleşen Rus üst kademe bürokratları, gittikçe kötüleşen ve Rusya’yı dünya gözünde bir öcü olarak tescil edecek olan bu olumsuz görüntüyü silmek için bir seri karar aldı anlaşılan. Dışta Afganistan’dan çekilme taklidi yapılarak, içte, güya Avrupa’ya, Batı’ya benzeme reformlarına girişileceği ilan edilerek yeniden dünyada eski prestijlerine kavuşmak istiyorlar. Amerika’ya bazı tavizler vererek onun da yarı gizli desteğini almış görünüyorlar. Dünyanın her tarafındaki adamları, hep bir ağızdan glasnost, perestroika türkülerini tutturdular. “İşte Rusya Afganistan’dan çekiliyor” dediler. Bazı Yahudiler, Moskova’dan dışarı salıverildi. Bu propaganda hala sürüyor.

Rusya’da gerçek bir değişim reformu yok, dışa iyi ve tabii görünme çabası var. Ve bir de bu dış görünümü değiştirmeyi, içte de yine bir başka türlü bir baskı aracı olarak kullanma kurnazlığı…

Evet, Rusya, dünyayı aldatmaya çalışıyor. Ne Ermenilerin ne Azerilerin en ufak bir özgürlükleri vardır. Ne de Kırım Türkleri’ne gerçek anlamda bir yurtlarına dönüş izni söz konusudur. Ne demokrasiye geçiş ne eleştiriye izin veriş. Ama bütün bunlar ve akla gelen, gelmeyen benzerleri görüntü olarak podyuma getirilecek, böylece dünyaya Rusya değişiyor, bayağı Batılılaşıyor, medenileşiyor, ondan korkmaya gerek yok mesajı verilecek; içte de tasfiye edilecekler, açılmaya, yeniden yapılmaya ayak uyduramıyor, Rusya’nın geri kalmasını istiyor, tutucu diye, itham edilerek tasfiye edilecekler, böylece, yapılan temizlik de iyi bir şekilde maskelenecek. Papazların ekrana getirilip komünizme övgü yaptırılması da gerçekten bütün bu komedinin tuzu biberi oldu. Sözde, Rusya’da din özgürlüğü varmışçasına bir görüntü idi bu. Gorbaçov’un bu göstermelik papazların elini sıkış sahnesi, apaçık, bir tiyatro sahnesinden başka bir şey değildi.”  

Kaynak: Diriliş, 15 Ağustos 1988, sayı:7

Alıntılayan: Nizamettin YILDIZ

         

           

Yayın Tarihi: 23 Eylül 2022 Cuma 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner36