Schadenfreude (Şematet) ne demek?

ŞEFFAFLIK, bu sözcüğü söylemek bile bana ferahlık veriyor. YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN. Bu mücerret ahlak kaidesidir, evrenseldir. Murat Ülker'in Linkedin hesabındaki makaleyi önemine binaen alıntılıyoruz.

Schadenfreude (Şematet) ne demek?

İki hafta önce Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Ülker ve CEO’muz Mehmet Tütüncü beylerin açıklamalarından görmüşsünüzdür. Yıldız Holding, 2020 yılının ilk yarısında yurt dışı operasyonlarından edilen gelirlerle Türkiye’deki bankalara 600 milyon dolar nakit ve erken ödeme yaptı. Böylece 2018’den itibaren bankalara ödediğimiz toplam tutar 2 milyar 561 milyon dolara ulaştı, hem de yaşadığımız salgın koşullarında. Bu önemli haber, çoğu gazetede, internet sitesinde yer aldı. Sosyal medyadaki girişlere, yorumlara bakıyorum da bırakın sahte hesapları bazı gerçek sandığımız hesaplardan bazıları büyük bir hınç içinde sanki ezeli düşmanlarından intikam alıyorlar. İçimizden birileri çıktı, global düzeyde kendini rekabete açtı, dünya şirketleri ile başa güreşiyorlar diye düşünen yok. Aslında var da, hatta çoğunluk içinden böyle düşünüyor ama bunlar bu başarı düşmanı troller gibi şamata yapmaya meyilli değiller. Bu nedenle de trollerin şamatası diğerlerinin düşüncelerini bastırıyor. Bu, işimizde Türkiye’den bir global marka çıksın kararı verip Godiva’yı aldığımız 2008 yılından bu yana devam ediyor. Hani bir cehennem tasviri var ya, sadece bizim kazanın başında zebani yokmuş. Çünkü o kazandan kimse çıkamıyormuş, herkes birbirini bacağından aşağıya çekiyormuş ... 

ŞEFFAFLIK, bu sözcüğü söylemek bile bana ferahlık veriyor. YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN. Bu mücerret ahlak kaidesidir, evrenseldir. Peki söyleriz ama yapabiliyor muyuz, takdir sizin. Bilgisayarlaşma, dijitalleşme derken artık mobil olan dünyamızda şeffaflığı gerçekten uygulasak işler ne kadar kolay olurdu! Eğer istenseydi tabi. İnsanlık tercihini ne yazık ki bu yönde kullanmadı. Tercih bu olunca da başta özetlediğim gibi sahte isimler altında yalan hayatlar, trollemeler tüm dünyada başta Twitter’da aldı başını gitti (1). Başkalarının mahremini araştırarak dedikodu yapmak için Facebook, yediklerimizi, içtiklerimizi, giydiklerimizi, giymediklerimizi teşhir etmek için Instagram, dikkat çekmek isteyen şımarık çocuklar gibi mahremimizi göstermek için Tictoc vb salgını toplumu kuşatan diğer sosyal medya platformları. Bu platformlarda kimin olduğu bilinmeyen hesapların, sahte hayatların ve sosyal ilişkilerin yanında, artık gerçek isimle bu tip davranışlar toplumun sosyal hayatta yaygınlaşan bu çeşit davranışların benimsediğini gösteriyor.

Özellikle Twitter’ın bu “şeffaf” olmayan halinden toplum, siyasiler rahatsız olup bir sosyal medya yasası çıkardılar. Ama sahte isimler egemen yalan dünya, trollemeler son hızıyla devam ediyor. İlginçtir, her konuda ahkam kesen gönüllü toplum muhafızlarından nedense ses yok. Sanırım sosyal medyanın iki yüzlü şöhret şehvetine kapıldılar. Benzer bir hastalık porno izleme hastalığıdır, gizli olarak tüm ülkelerde bir toplumsal hastalık olarak devam etmekte, sağlıksız cinsel hayatın, sağlıksız aile yaşamının başlıca sebeplerinden biri olmaya devam etmektedir. Aslında buradaki toplumsal uzlaşma da ikiyüzlülük değil midir? 

Hiç Schadenfreude diye bir şey duydunuz mu? Almanca bir sözcük ama ingilizcesi de aynı; Schaden hasar, zarar demek, freude ise keyif, haz. Schadenfreude yani zarardan, hasardan, talihsizlikten keyif almak; ama başkasının başına gelenden… Şöyle anlatayım; diyelim on yıldır görmediğiniz bir arkadaşınızla yolda karşılaştınız, bir baktınız altında son model bir kırmızı spor araba; ayak üstü konuştunuz, size başarılarını, nasıl terfi aldığını, nasıl bonuslar kazandığını anlattı. Siz ise on yıldır hala aynı pozisyonda, aynı maaşa talim ediyorsunuz. İçinizden “nasıl yapmış ya, ben niye yapamadım, kesin ne yalakalıklar yapmıştır da bu parayı kazanmıştır” diye geçirebiliyorken hissettiğiniz şey haset, ya da kıskançlık. Konuşma esnasında “kıskandım” diyerek bu duygumuzu açıklayabiliyoruz. Kıskançlık insana çok zarar veren bir duygu. Bizim dinimizde olduğu gibi diğer dinlerde de en büyük günahlardan biridir. Örneğin dinimize göre haset (kıskançlık) yalnızca günaha sebebiyet veren kalbi bir hastalık olmayıp aynı zamanda sahibinin iyi amellerini de ortadan kaldırır. Kardeşlik ve sosyal barış için gerekli görülen hususlar şöyle sıralanır: “Dedikodunun peşine düşmeyin, başkalarının kusurlarını araştırmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, kin gütmeyin (2).

Ben yaşta ve deneyimli olanlar bilirler, kıskançlık bastırılabilir bir duygu değil ama yönetilebilir duygu. Farkındalık duygusu yüksek olanlar çoğu zaman hissettiği kıskançlığın farkına varıp utanırlar, kendilerini suçlu hissederler, sonraki yaşamlarında kendilerini eğitebilirler. Örneğimize devam edelim. Arkadaşınız sohbetten sonra kırmızı spor arabasına binip hareket etti, siz arkasından bakakalmışken belediye otobüsünün biri arkadaşınız arabasına bindirdi. Ne hissedersiniz? Kıskançlık mı? Hayır, bu kolayca tanımlayamadığımız hazza Schadenfreude deniyor, yani başkasının gördüğü zarardan zevk almak. İngilizce sözlükte ilk kez 1853 yılında boy gösteren bu sözcük; The Study of Words (Sözcük Çalışmaları) adlı kitabında Schadenfreude ‘ye ilk kez yer veren Dublin Başpiskoposu R.C. Trench tarafından şöyle tanımlanmış: “... kötülükte hayli üretken insan dehasının icat ettiği tuhaf alçaklığın hazin bir kaydı.” (3).

Japonlarda bu sözcük yokmuş ama “başkalarının talihsizlikleri baldan tatlıdır” diye bir deyiş varmış. Fransızlar joie maligne’den yani başka insanların ıstıraplarından alınan şeytani hazdan söz ederlermiş. Danimarkalılar skadefryd, Hollandalılar ise leedvermaak hissinden sözederler. İbranice’de başka insanların başına gelen felaketlerden keyif almanın adı simcha la-ed’miş. Mandarin Çincesi’nde xing-zai-le-huo, Sıpça-Hırvatça’da zluradost, Rusça’da da zloradstvo’muş. Romalılar malevolentia’dan söz ederken Yunanlılar epichairekakia’yı tanımlamışlar. Yani utanç verici durum üzerinden sevinç duymak. Schadenfreude sözcüğünün günümüz Türkçesi’nde karşılığı yok, kullanılmıyor; hem de bu duygu sosyal medyada bu kadar çok yaşanmasına rağmen. Eski dilde Arapça kökenli “şematet” sözcüğü var. Tam olarak “başkasının başına gelen belaya, talihsizliğe sevinmek” demektir. Tüm dinlerde ve bizim dinimizde şematet kaçınılması gereken bir duygu. Örneğin bir hadiste şöyle buyrulur: Din Kardeşinize şematet etmeyiniz! Şematet ederseniz, Allah belayı ondan alır size verir” (4).

Yani zayıf, alçak huylu insanlar iş kendilerini mutlu etmeye geldiğinde farklı coğrafyalarda, çağlar boyunca başkalarının başarsızlığına ve küçük düşmesine bel bağlamışlar görünüyor. Ünlü filozof Friedrich Nietzsche 1880’lerde “Başkalarının acı çektiğini görmek insana iyi hissettirir” diye yazmış ve eklemiş “Schadenfreude iktidarsızın intikamıdır.” Schadenfreude akademik olarak çok az çalışılmış. 2000 yılından önce neredeyse akademik makale yok. İlginç olan bir şey, ebeveynler çocuklarına karşı bu duyguyu daha pek az yaşıyorlar. Kardeşler ve akrabalar ise daha fazla hissediyorlar. Bu konuda da yeterince akademik çalışma yok. Olanlar ise bundan şikayet ediyor. (5).

Bugün dört yanımızı sosyal medyada Schadenfreude duygusunu sonuna kadar yaşayanlarla sarılmış. İnsanlar ünlü sanatçı, siyasetçi, sporcu, fenomenleri, hatta sıradan insanların  başarıları ve başarısızlıklarını sahteyi bırakın gerçek hesaplardan rezil dedikodularla, yalan yanlış bilgi yayarak, iftira atarak, alay ederek trollüyor hatta linç ediyorlar. Bir de izleyenler var tabi ki… herhalde onlarda Schadenfreude, şematet hazzı tavan yapıyor. İnsanların çoğunluğu bu nedenle sosyal medyada neden gezindiğini bilmeden geziniyor, saçma sapan paparazzi vidyoları izliyor, insanlar birbirlerine nasıl çakmış okuyarak şematet duygusu yaşıyor. 

İngiliz akademisyen Tiffany Watt Smith “Schadenfreude: Başkasının talihsizliğinden duyulan keyif” isimli kitabında Schadenfreude sözcüğünün günümüzde beş farklı duyguyu açıklayan kullanımı olduğunu söylüyor: 1)Kişinin bizzat yol açmadığı talihsiz bir durumdan aldığı oportünist haz, bir tür izleme eğlencesi. 2)Başka birinin başınma gelen felaketler karşısında yapılan taşkınlık. 3)Diğer kişinin ıstırabını hak edilmiş bir ceza olarak yorumlamak. 4)Başkalarının başarısızlıklarıyla kıskançlığını, kifayetsizliğini yatıştırmak. 5)Korkunç trajediler ve ölümlerden ziyade minik sıkıntı ve gaflara sevinmek. Peki neden bu duygu? Şefkat eksikliği mi, çocukluktan mı geliyor, empati eksikliği mi, yoksa adaleti dengeleme isteği mi, kazanan taraf olma umuduyla rakibin kıvrandığını görme sevdası mı? Hani futbolda karşı takımın kilit oyuncunun sakatlandığına sevinmek gibi değil mi? Kendimizi başkalarıyla kıyaslama ve yetersiz kaldığımızda tercihlerimize anlam verme isteğimiz mi? Çok kafa karıştıran bir duygu! Henüz akademisyenlerden de net bir cevap yok. Çünkü utançla birlikte geliyor ve aslında duyguyu hissedeni de endişelendiriyor. Kendi hasedimizi ve ezikliğimizi ortaya koyduğu için, kendi hüsranlarımızın acısını dindirmek uğruna başkalarının talihsizliğine nasıl can simidi gibi sarıldığımızı yüzümüze vurduğu için, hele bu utanç hissi kardeşler, akrabalar arasında yaşandığında daha da şiddetleniyor (6) .

Yukarda bir kırmızı araba örneği vermiştim. Mesela o kazada sürücünün öldüğünü ya da sakat kaldığını düşünün ve arkasında bir eş ve iki küçük çocuk bıraktığını, siz “schadenfreude” hazzını yaşamak ister miydiniz? Şu ana kadar araştırmalar, bu çılgınlığın bir noktada durduğunu gösteriyor ama ben böyle giderse insanların ölümünden, sakat kalmasından, hayatlarının tarumar olmasından haz duyan bir topluma doğru evrileceğimizden korkuyorum. Şu anda bile sosyal medyada hasetten, şemamet’e ulaşıp zirve yapan çok kötü bir yerdeyiz. Burdan sonrası düşmanlık yani garez. Porno izleme davranışı gibi hasır altı ettiğimiz daha yakından bakmamız gereken bir davranış bu şematet duygusu. Kötülüğün nereye gideceğini hepimiz görüyoruz ve bu nedenle diyorum ki: sosyal medyada TC kimliğiyle dolaşılsın, benim ki bir öneridir. Önce aile içinde sonra okulda ve nihayet tüm toplumda hayatımız boyunca sosyal medya kullanımının eğitimini verip takipçisi olmalıyız. Hani çocukların kendi aralarında oynarken yaptıkları küfürlü konuşmalara şahit olan büyükler nasıl ben duymamış olayım diye uyarıyorsa ve bu hareketler büyüklerin yanında asla tekrarlanmaz ise, benzer tutumda sosyal medya için geçerli olmalıdır. Sosyal medyada müstear isimler kullanan kimselere şüpheyle yaklaşılmalı, ilişkimizi sınırlandırmalıyız. Düşünün komşunuz sahte kimlikle yaşasa, hatta birkaç sahte kimliği olsa ve farklı davransa veya yine sizi kınamak isteyen bir büyüğünüz açıkça uluorta bunu mahalle kahvesinde ilan etse veya size değil de başka herkese söylese, veya eşiniz dostunuz topluma açık meydanlarda yüzleri maskeli olarak başkaları hakkında dedikodu yapsa, hakaret ve küfürler saydırsa, ne hissederdiniz?

Bir zamanlar ünlü felsefeci Arthur Schopenhauer Schadenfreude duygusunu şöyle tanımlamış: “...insan doğasının en kötü duygusu, özelliği, fenalık dolu bir kalbin ve derin ahlaki seviyesizliğin şaşmaz bir göstergesi” ve başkalarının ıstıraplarından keyif alırken yakalanan kişinin toplumdan uzaklaştırılması gerektiğini söylemiş (7). Bence haklı!

Bence füturologlar Mars’ta yaşam yerine toplum ahlakı bu hale geldiğinde nasıl bir sosyal hayatımız olacak bunu tasavvur etmeliler. Yoksa gerçekten zebanisiz kazan gibi, gerçekten; iyiyi güzeli, başaranı aşağıya çeken yok eden ikiyüzlü bir toplum olacağız.

Bu tip kötü huylar insanda hep olmuş. Ama insanın kötü huylarını zatından ayrı tutup, insanı yine iyi kişi bellemeliyiz. İnsanlık ahlakı bunu gerektirir. Mesela bize göre kötü huy veya yanlış inanış veya başka politik tutuma sahip kişileri biz yine de insan kardeşimiz olarak görüp sevgi ve saygıyla beraber huzur içinde yaşamalıyız. Zira o kötü huylar, yanlışlar kişiye ait değil, belki onun şahsiyetinin küçük bir parçasıdır. Hani bir hastalıktan muzdarip bir kişinin ileride iyileşeceği gibi veya bir öksüz/yetimin, acuzenin ve engellinin şartlarına rağmen gerekli şeyleri ona temin etmemizin şart olması gibi. Günün birinde bunlardan biri olabiliriz, onlarla beraber yaşamak ve onlara müsamaha ve kolaylık göstermemizin toplumsal yaşamın vazgeçilmez şartı olduğunu biliyoruz. Başkalarının ıstırabını anlamak iyi bir toplum olmak için çok önemli. Kendimizi başkasının yerine koymamız, empati, düzgün bir eş ve anne baba, iyi bir dost/arkadaş olma yeteneğimizi etkiler. Empati önem kazandıkça Schadenfreude de bir o kadar iğrenç görünecektir. 

Çok azımız başkalarının acısından sırf bir acı söz konusu olduğu için zevk duyarız. Bu acının hak edildiği veya bir şekilde faydalı olduğu yargısına vardığımız için keyif alırız. Aslında bu kötü niyetin değil, ahlaki bir dengeyi muhafaza etme arzunuzun kanıtıdır. Hepsinden önemlisi Schadenfreude, şematet ahlaki katılığın aksine duygusal esneklik kapasitemizin ve birbiriyle çelişkili görünen düşünce ve hisleri aynı anda zihnimizde tutma yeteneğimizin bir delilidir. Schadenfreude, şematet ile empati (duygudaşlık) birbirini dışlayan tepkiler değil, aynı anda her ikisi de hissedilen şeylerdir. Empatiyi, toleransı arttırdığımızda Schadenfreude, şematet toplumumuzu yok edemeyecektir.

Son olarak şunu belirtip bitireyim. Hatırladığım kadarıyla ancak iki kimseye haset etmek olabilir denildikten sonra bunlardan birinin varlığını iyilik için harcayan, diğerinin de ilmiyle amel edip bu ilmi başkasına öğreten kimse olduğu belirtilmiştir. Burada haset kelimesi imrenme iyilikte yarış anlamında kullanılmıştır (8). Yani illa haset, şematet duygularınızı kullanmak istiyorsanız iyilikle, güzellikle rekabet edin, enerjinizi iyilik yapanlardan ve birine bir şey öğretenlerden olmak için harcayın diyorum.

Şimdi başa dönüp tekrar ediyorum: “Yıldız Holding, 2020 yılının ilk yarısında yurt dışı operasyonlarından edilen gelirlerle Türkiye’deki bankalara 600 milyon dolar nakit ve erken ödeme yaptı. Böylece 2018’den itibaren bankalara ödediği toplam tutar 2 milyar 561 milyon dolara ulaştı. Hem de yaşanan salgın koşullarında…”

Murat Ülker

Kaynakça:

(1)  Twitter’da bot hesap dünyasını anlamak için Veale T ve Cook M’nin yazdığı Twitterbots, The MIT Press, 2018 kitabına bir göz gezdirmenizi öneririm.

(2)  Haset, https://islamansiklopedisi.org.tr/haset

(3)  Trench, R. C. (1872) On the Study of Words, MacMillan (içinde) : Smith W. T (2020), Schadenfreude, Kolektif Kitap, s. 23.

(4)  Şematet, http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1294

(5)  Dijk W.W ve Ouwerkerk W.J (2014). Schadenfreude: Understanding Pleasure at the Misfortunes of Others, Cambridge University Press.

(6)  Smith W. T (2020), Schadenfreude, Kolektif Kitap, s. 25.

(7)  Ibid, s.22.

(8)  Haset, https://islamansiklopedisi.org.tr/haset

Güncelleme Tarihi: 14 Eylül 2020, 10:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26