Savrulmanın neresinden dönülür?

"Kendimizden dine bakmakla, dinden kendimize, hayata, dünyaya, varlığa bakmak iki farklı şey... Biz yeni zamanlarda daha çok birincisini yapıyor, ikincisini yaptığımızı zannediyoruz." Gökhan Özcan'ın Yeni Şafak'ta 7 Mayıs tarihli yazısını alıntılıyoruz.

Savrulmanın neresinden dönülür?

Kendimizden dine bakmakla, dinden kendimize, hayata, dünyaya, varlığa bakmak iki farklı şey... Biz yeni zamanlarda daha çok birincisini yapıyor, ikincisini yaptığımızı zannediyoruz. Dolayısıyla din ile yeni ortalama dindar profili arasındaki mesafe her geçen gün kontrolsüzce açılıyor. O kadar ki, bir çok noktada yeni ortalama dindar profili, dinin vazettiği insan tasavvuru ile bırakın bağdaşmamayı, açıkça çelişiyor, hatta derinden derine çatışıyor. Bu mesele, insanların inançlarındaki samimiyeti ile ilgili bir mesele değil, hassasiyetle üstünde durulması gereken bu değil büyük ölçüde. Bir idrak kırılmasından, bir anlam çözülmesinden, hayatın seyrinde yaşanan hızlı değişimin yolunu açtığı çeşitli etkileşimler altında istikametin bir parça şaşması ve bocalayan insanın sağa sola savrulmasından söz etmeliyiz belki de daha çok.

Yaşadığımız topraklarda din meselesi her zaman hassasiyet taşıyan bir mesele oldu. Bugün de durum farklı değildir. Dinle ilgili her tartışma başlığı toplum hayatının her köşesine dalgalar halinde yayılıyor. Mesele doğru ortaya konursa belki daha doğru ama yanlış konursa giderek yanlışlık katsayısı, tansiyonu, harareti artarak yayılıyor. Son zamanlarda maalesef ikinci ihtimal daha çok gerçekleşiyor. Dini meseleler yanlış biçimde masaya geliyor, ehil olmayan zihinlerce yanlış biçimde tartışılıyor ve nihayetinde tevhid şuuruna hiç de uygun olmayan neticeler ortaya çıkıyor. Her meselenin yüksek sesle konuşan tarafları oluyor ve onların sesleri genellikle hakikatin sesini duyulmaz hale getiriyor.

Aslında çok değerli bir şey olan samimiyetin, sağlam ve berrak bir kaide üstüne oturtulamadığında doğru hissiyatın önüne bir engeller duvarı ördüğünü görebilmeliyiz. Aksi halde, bu savrulmalar kalıcı hale gelecek ve etkisini çoğaltarak bizi hakikatin merkezi noktasından her geçen gün daha uzak noktalara sürükleyecektir. Bugün ne yazık ki, bu hayati meselelerin aslî noktalarına çoğu zaman ilgisiz ve uzağız. Buna karşılık, tali meselelerde, özellikle de kıvılcımlanmaya müsait konu başlıklarında klişelerin yönettiği tartışmalar içine giriyoruz. Üzülerek ifade etmeli ki, çoğu zaman bu hararetli meseleleri aklı selimle düşünecek zihinsel ve duygusal olgunluğa da sahip olamıyoruz. Statik kalıplarla düşünüyor, aynı popülistçe argümanları tekrar edip duruyoruz. Bu bizi, dinin meselelerine bakış noktasında ağır bir şuur kaybına sürüklüyor. Dolayısıyla samimiyetle inandığımız değerlere uygun bir hayata, o derinlikte bir idrake, o dirayette bir şuura, o durulukta bir ahlaka, o berraklıkta bir hakkaniyete, o güzellikte bir insanlığa sahip olamıyoruz.

Toplum içine sürüklendiği bu zihinsel ve duygusal erozyondan kendi çabasıyla çıkamıyor, çıkamaz. Hatta biraz daha ileri gidip, dini anlama ve yaşama ahvalimizde ciddi sıkıntılar olduğunu henüz fark etmiş bile olmadığımızı da söyleyebiliriz. Bu noktada, işin ehlinin, ilim ve irfan sahiplerinin daha fazla yol gösterici olması gerekiyor. Treni yeniden rayına sokacak olanlar onlar olabilir ancak.

Mehmet Görmez hocamızın geçtiğimiz hafta Habertürk kanalındaki konuşması pek çok noktadan önem arz ediyordu. Hem bizim ilim irfan ehlinden beklentilerimize yetkin bir karşılık olması hem modern hayat içinde yaşadığımız tehlikeli şuur ve idrak kayıplarıyla ilgili hassasiyetler taşıması hem de cesaretli ve ufuk açıcı vurguları bakımından önemliydi hocamızın sözleri. Meselenin medyatik ilgilerin ötesine taşan bir dikkati ve ilgiyi hak ettiği kanaatindeyim. Ama özellikle dini zihninde ve kalbinde, kimliğinde ve kişiliğinde samimiyetle taşıyan kalabalıkların gündeminde hak ettiği yeri buldu bu önemli meseleler, ondan pek emin değilim.

Her şey değişti, biz istemesek de bu böyle... Yanlış istikametlere doğru savrulduğumuzu görebiliyorsak eğer, bizim de kendimizi ‘değişmez olan’ın rehberliğinde değiştirmemiz gerekiyor. Tasavvurumuzu, ufkumuzu, idrakimizi, şuurumuzu, ahlakımızı, hassasiyetlerimizi yeni baştan inşa etmemiz gerekiyor. Ancak anlaşılan o ki önce bunu hakkını vererek bir anlamamız gerekiyor.

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2020, 15:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26