Sanatçının geometriyle vaadi nedir?

Geometriden maksat hesap yapmak, en geniş anlamıyla form, en basit anlamıyla nokta, çizgi, daire, açı, düzem... vb. yoluyla şekil oluşturmak ve bunların ilişkilerini incelemekse, onun keşfini Kabil’in, kardeşi Habil’i gömmek için kazdığı çukura kadar geriye götürebiliriz. Ömer Lekesiz'in Yeni Şafak Gazetesi'nde yayınlanmış yazısını önemine binaen alıntılıyoruz.

Sanatçının geometriyle vaadi nedir?

Geometriden maksat hesap yapmak, en geniş anlamıyla form, en basit anlamıyla nokta, çizgi, daire, açı, düzem... vb. yoluyla şekil oluşturmak ve bunların ilişkilerini incelemekse, onun keşfini Kabil’in, kardeşi Habil’i gömmek için kazdığı çukura kadar geriye götürebiliriz.

Bununla spekülasyon yapma derdinde değiliz, sadece insan-geometri ilişkisinin kadim olduğunu söylemek istiyoruz. Bunun sanatsal düzeyi ise, insanların / milletlerin ona duydukları ihtiyaçla doğru orantılıdır.

İslam sanatına gelince, o geometriyi tabi olduğu ontolojiyle ve dolayısıyla metafizikle, bir kainat tasavvurunun sureti olarak ilişkilendirdiği için, Emeviler’den itibaren geometri dendiğinde, ilkin İslam sanatı akla gelmeye başlamıştır. Demek ki, Müslümanlar, kadim bir bilgi olan geometriyle kendilerinden öncekilerin bilemedikleri, bulamadıkları bir yön, bir vaat, bir açılım... yaratmışlardır.

Bu durumu en iyi ifade eden bir metni, konunun zihniyetle olan irtibatının iyi görülmesi ve İslam sanat aklındaki yerinin doğru anlaşılması bakımından, yorumsuz olarak paylaşıyoruz:

Ebü’l-Hasan el-Âmirî’nin (v. 992), Kitâbü’l-Emed Ale’l-Ebed adlı eserinde, “Metafizik Meselelerin Geometri ve Fizik İlkeleriyle Açıklanışı”:

“Geometri meseleleri hakkında eğitim görüp, daha sonra metafizik ilimleri elde eden her insan, geometrinin temel prensiplerini, metafizik meseleleri izah (takrîr) etmede kullanır. O, geometrinin bütün temel prensiplerinin, Allah’ın (c.c.) yaratmasının büyüklüğünü ve Allah’ın süflî ve ulvî âleme nüfuz etmiş olan kudretini salih kullarına gösteren alametler ve deliller olduğunu iddia eder ve şöyle der:

Eğer bölünme (tecezzî) ile nitelenemeyen, fakat gücü bütünde (fi’l-külli) etkili olan ve hiçbir şeyden gâib olmayan bir zâtı idrak etmek istersen noktayı hayal et. Nitekim nokta, bölünme kabul etmez, âlemdeki cisimlerin her yerinde bulunur ve gücü, dünyanın her yerinde geçerlidir. Çünkü âlemin ayakta durması (sebât) tamamen ona, yani âlemin merkezi olan noktaya bağlıdır. Zira bilinmektedir ki nokta, Allah’ın takdiriyle dünyadaki bütün cisimlerin sürekliliğini koruyan bir şey makamındadır. Feleğin kutupları olan iki nokta için aynı durum geçerlidir. Yani Allahu Teâlâ, yaratmasıyla, feleğin hareketinin devam etmesi için noktaları koruyucu olarak ikame etmiştir.

Eğer geniş bir zaman dilimine yayılmaksızın kulun Mevla’sı ile (...) Mevla’nın kula ani bakış (nazar) irtibatının nasıl olduğunu ve hiçbir zeval ve sapma olmaksızın, Mevla ile kulun arasındaki bağlantının (vuslat) sağlamlığını idrak etmek istersen düz bir çizgi hayal et. Nitekim düz çizgi tek bir sûrete sahiptir. Ve onun uzaması düz bir tarzda olmaktadır. Düz çizginin hareketine asla kopukluk (inkıta’) ârız olmamaktadır. Aksine düz çizgide hareket bulunduğu zaman bu, sabit bir şekilde, yani başında, sonunda ve ortasında devam eder. Allah’ı tesbih ve zikretmeler bu şekilde cereyan etmektedir. Nitekim Allah’ın kullarından birisi şöyle dua ederdi: ‘Allahım benim nefsimi düz bir çizgi üzere (‘alâ hattın müstakîmin) sana yükselt.’

Eğer herkese verilmiş, gerçek mertebeye erişilebilir, sağlıklı gözler için aşikar, salih dualar ve mukaddes tesbihler ile ilişkili, birincil olanlardan ikincil olanlara yani rûhânî varlıklardan cismanî varlıklara kadar, hepsinden yardım talep etmeye bitişik –ki bu âlemin her tarafına yayılmış olan rahmettir– fazileti idrak edersen düzlemi hayal et. Nitekim düzlem, karşılaşma ve dokunmaya açık, şekil ve sûret vermeye konu olabilen, bölmeye (tafsîl) ve sınırlandırmaya (tahdît) elveren, kendisini çevreleyen sınır ile ilişkili, birinci miktar ile son miktar, yani uzunluk ve derinlik arasında bulunmaktadır. Kendi başına kâim olan miktar –ki bu, cisimdir– bunda son bulmaktadır.

Eğer tam bir cömertliğe, yüce bir inayete, gerçek bir paylaştırmaya –yani hak etme (istihkak) ilkesine göre taksim edilmiş ihsana–, adalet ve eşitliğe delalet eden bakışa (nazar), eşyanın, mertebelerine göre elde edilmesi için ilim yerine kaim olan hikmete ve künhüne vakıf olunamayacak erdemli siyasete vâkıf olmak istersen o halde, cismi hayal et. Şöyle ki, miktarların tamamlanması cisimde son bulmakta ve her maddi cevher, kendisi için uygun olan miktara mahsus olmaktadır. Ayrıca (cevher olduğu için), bizâtihî kaimdir ve kendisiyle idrak edilebilecek şeylerin kâim olması için sebep teşkil etmektedir. Fakat onun derinliğine vâkıf olunamaz ve yalnızca onunla kâim olan arazlar algılanabilir.”

(Çev.: Yakup Kara, TYE Kurumu Başkanlığı Yayını, İstanbul 2013).

Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2020, 12:07
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26