Sait Yavuz'dan Muhtıra şiiri

27 Nisan muhtırası için, bize dayatılan bütün köksüz hayat telakkileri için şair Said Yavuz sağlam bir reddiye kaleme almıştı. Yedi İklim'de yayımlanan şiiri önemine binâen ç-alıntılıyoruz.

Sait Yavuz'dan Muhtıra şiiri

İnsanın Sorumluluğu

Nuri Pakdil, yazardır çağının en soylu en çok korkulan eylemcisi, der. Ya şairler. Kendi kişisel menkıbelerinin peşinden giderken dünyanın netameli, pis işlerine çatmadan durabilirler mi? En evci şairimiz Necatigil bile "Çok çiğ çağ" diyor, bir şiirinde. Belki de kimi pislikler öyle artar ki artık şair, kendi beninin dışına çıkmak, kendini geçmek durumunda kalıp isyanın şiirini yazmak, harflerine harp düzeni vermek durumunda kalır mısralarında.

Süleyman Çelik "Şiir, kıt'a dur / Durur mu hiç şiir" derken aslında şiirin nüvesine de işaret ediyor. Şiir, zulmün olduğu yerde Cebrail nefesiyle devrimci duyarlılığa makes sinelerde yankı bulur. Kanuni Hicviyesi, Gazze Risalesi, Amentü gibi. Nisan bildirisinin kendi nişan günlerine rastladığı Said Yavuz da Yedi İklim'de kendi sularında yüzerken suyun denize gidişinin önünü kesmek isteyenlere, suyu fokurdatarak cevap veriyor. Muhtıra Yangınları ve Söz Kesen Yağmurlar, sesini insan iradesinden daha çok çıkarmak isteyenlerin seslerini, yağmurla bir olup bastırmak istiyor gibi. Yağmur sadece kendi sesini dinlemek, dinletmek istiyor. İnsana dayatılan bütün köksüz hayat telakkileri karşısında şiir, insana yüklenmesi gereken ezelî sorumluluğunu hatırlatıyor bir kez daha.

 

Said YavuzMUHTIRA YANGINLARI VE

SÖZ KESEN YAĞMURLAR

SAİD YAVUZ

 1.

Telaşlı bir yağmur yağacak az sonra

Telaşlı birkaç adım saçak altlarına

Bir göğüs tükenmemek kaygısıyla

Öbür göğsün soluğunu kollayacak

Hep telaşla olacak bunlar,

Titrek dudaklardan fısıldanan bir isim

Okunmaz bir anlam bırakacak kızın yüzüne

Teslim olanın terk edene kıyası nedir

Diye bir soru çengeli asıldı bugün

Üst geçitte telaşla karşıya geçerken

Çığlıkla kanıma saplanan kornayı

Cildimden sıyırmaya azmettiğim sırada

Hangisi bileği dağ ile oranlar

Gidenin hatırası kalanın kollaması

Hatıra mı atın sırtına yakışır çarpıntılı anları mı insanların

İnlemeler kalplerin sağır odacıklarında…

Eyvah tasını nasıl da parçalar

İştahlı dudaklardan yayılan

Bin fersah koşacaksın fısıldaması

Nişan yüzüğü sağ elimin orda

Bir metafizik iması yapar gibi duruyor

İşte ne vakit Edebali’ye uğrayıp kız evine niyazlarla girdim

Nazlarla direnci kırdım

Gökyüzü, yağmura her hazırlandığında

Zarif bir tekne gibi suya itilen ruhumla

Cinlerin ipini dolaştırdım kendi başlarına

O vakit, yazmaya cüret etti Cahit bey

Hrant Dink’in cesedini örten gazetenin üstüne

Kırgın bir kasideyi

Ve dahi ilahi söyleyen kızlar, elif cüzleriyle

Generallerin göz zevkini bozdular

Çitlembik yerken söylediğimiz ezgiler

Çocuklukta çünkü sahihliğin darası

Bu yüzden zor gelir her müezzin oğluna

Nişan takınca ilahiye nişan alınması 

Yükseltin tavan kirişini ustalar

Böyle derdi gökten sakınır gibi yürüdüğü zamanlar

Darlanan gönlüme teyelli imiş de

Meğer geldiğim yerde imiş aradığım hazine

 

2.

Çiçekler açıyor nisanlarda

Bakılsın için tecelli aynasına

Sonra

Boyalı ayakkabısı- yaldızlı bir adam

Başlıyor koparıvermeye bir hışımla

Tek tek kayda girmeyen çiçekleri

Sevmiyor, sevmiyor, sevmiyor

Yıldızlı şapkalar çiçeklerin sayısını geçtiğinde

Fabrika bacaları ve gökdelenler köknar boylarından yukarı

Rüzgâr sesi ve ‘seni seviyorum’u bastıran

Araba kornaları arasında

Pimlerin sayıları çekilen evrattan fazlaydı

Kullanma kılavuzu okumaya alışmış bir yüz

Okumak istiyordu denize nasıl bakılacağını da

Parmağıma takılan yüzük narin tenime uyuştuğunda

Şehit cenazelerinde artan alkış sesleri

Güvercin parlamalarını bastırınca

Gözlerindeki yalan görünmesin diye siyah gözlüklerle

Cenazelere katılanlar

Ben göçmen kıza talip olduğumda nasıl da artmıştı

Bütün bunlardan ve şarkıları ürküten huylardan

Nasıl korurum kendimi diye sordum kendime

Aşktı çıkış yolu, yapraktı, yağmura yakalanmaktı

Ve kor, şemsiye yakan ellerle taşınacaktı

İki parmağı buluşturan kurdele öylece durdu bir süre

Yatsı ezanı başlayınca göçmen evinde

Makas hürmetle durdu ve o duruş

Bir vakar olarak alnıma yazıldı

O duruşla seni sevdim,

Üzerine kar yağan o meşhur fotoğrafı var ya Aliya’nı

Elleri duada, şehit Boşnaklar mezarlığında

Onurlu bir yüzü vardı, ağlamasını bastıran

Aramızda sevinen melekleri gördün mü

Benim parmağımdan senin parmağına

Bir yağmur damlası gibi akan

Nergis kokusu taşıyan melekleri, onlardı

Belki acım biraz diner, türkümü başlatırım

Türküm bütün hokkabazların bozar ellerindeki sihri

Bir gül gibi açar içime baktığında sen

Senin örtünle saklanırım başkalarının örtülerinden

 

Sait Yavuz yazdı

Enes Bilal Yılmaz beğendi, ç-alıntıladı, haberdar etti.

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2009, 09:09
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
züleyha karadeniz
züleyha karadeniz - 10 yıl Önce

mükemmel bir şiir...

Ahmet Tek
Ahmet Tek - 10 yıl Önce

köyün korucuları silahlarını yine
köylülere çevirdiler.

kuzularımızı kurtlara, çakallara,
ekinlerimizi yaban domuzlarına
karşı korusunlar diye,
bebelerimizin, yetimlerimizin
boğazlarından kesip
omuzlarına silah astığımız,
giyindirdiğimiz, kuşandırdığımız,
yedirdiğimiz, içirdiğimiz köyün korucuları
tüfeklerini bir kere daha,
biz, işinde gücünde,
tarlada, bahçede çalışan,
kemiklerinin ucuyla toprağı süren,
ekini çapalayan
‘ağızsız dilsiz’ köylülere doğrulttular

selim
selim - 10 yıl Önce

Eyvah tasını nasıl da parçalar

İştahlı dudaklardan yayılan

Bin fersah koşacaksın fısıldaması...

Mehmet  DEDE
Mehmet DEDE - 10 yıl Önce

Hocam ellerinize sağlık...

banner19

banner13