Peygamberimiz şefaat edecektir

"İslamiyet’e samimiyetle bağlanan mü'minlere, büyük günah işleseler bile, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şefaat edeceği sahîh hadîs-i şerîflerle belirtilmiştir. Bu hadîs-i şerîfler Sahîhayn başta olmak üzere, Sünen ve Müsned türü bütün kitaplarda yer almıştır." Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir'in "Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor?" kitabından alıntıdır.

Peygamberimiz şefaat edecektir

Sahîh hadislerden öğrendiğimize göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem âhirette şefâat edecektir. Hadis karşıtları bu gerçeği kabul etmemekte, bu konudaki hadîs-i şerîflerin hem Kur'ân-ı Kerîm'e, hem de bazı sahîh sünnete ters düştüğünü ileri sürmektedir.

Şefaati kabul etmeyen hadis karşıtları, şu âyet-i kerîmelerden medet umuyorlar:

"Şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez." [1]

"Zâlimler için ne candan bir dost bulunur ne de sözü dinlenir bir şefaatçi."[2]

"De ki: Şefaat bütünüyle Allah'a aittir."[3]

"O'nun izni olmadan huzurunda kim kalkıp da şefaat edebilir?"[4]

Hadis karşıtları, şefaatin olmadığına dâir, akıllarınca Kur'ân-ı Kerim'den başka deliller de getiriyorlar ve şöyle diyorlar:

Şefaat hadisleri, Allah'ın cennete girebilmek için şart koştuğu bazı ölçülere ters düşüyor. Allah, şu âyetlerde olduğu gibi, cennete girebilmek için amel-i sâlihin (iyi işlerin) şart olduğunu bildiriyor:

"Onlara şöyle seslenilecek: Yaptığınız iyi işler sebebiyle kazandığınız cennet işte budur."[5]

 "Onlar cennetliktirler; yaptıklarına karşılık ebediyen orada kalacaklardır. "[6]

Hadis karşıtlarına göre şefaat hadisleri şu âyet-i kerîmeye aykırıdır:

"Bir mü'mini kasten öldürenin cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazab eder, lânet eder ve korkunç bir azab hazırlar. "[7]

Hadis karşıtları işlerine gelince hadis de okurlar. Nitekim şu hadislerin de şefaat hadisine aykırı olduğunu söylüyorlar:

"Söz taşıyan cennete giremez.

Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.

Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez."[8]

Hadis karşıtları samimî mü'minleri şaşırtacak bir şey daha yapıyorlar: Yahudilerin cennete gireceğine Kur'ân-ı Kerîm'den şu âyet-i kerîmeyi delil getiriyorlar:

"Pek azı dışında onlar îmân etmezler."[9]

 Böylece şefâat hakkındaki hadîs-i şerîfleri çürüteceklerini hesap ediyorlar.

Şimdi onların iddialarının ne derece yersiz ve tutarsız olduğunu görelim.

Önce şefaat konusundaki hadis-i şeriflerin son derece güvenilir olduğunu ispat edelim.

Sonra şefaatin olmadığına delil getirdikleri âyet-i kerîmelerin, aslında şefaatin varlığını açıkça gösterdiğini anla talim.

Ardından, şefaat hadislerine aykırı olduğunu ileri sür dükleri hadis-i şerifleri ne kadar yanlış anladıklarını gösterelim.

Son olarak da Yahudilerin cennete gireceklerine delil getirdikleri âyet-i kerîmeyi nasıl anlamak gerektiğini belir telim.

Şefaatin Hadislerle İspati

İslamiyet’e samimiyetle bağlanan mü'minlere, büyük günah işleseler bile, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şefaat edeceği sahîh hadîs-i şerîflerle belirtilmiştir. Bu hadîs-i şerîfler Sahîhayn başta olmak üzere, Sünen ve Müsned türü bütün kitaplarda yer almıştır. Üstelik yetkili âlimlerimiz, şefaat hadislerinin sağlamlık bakımından mütevâtir derecesine ulaştığını belirtmişlerdir.

Şimdi şefaat konusundaki birçok sahîh hadîs-i şerîften birkaç tanesini okuyalım. Allah'ın Resûlü şöyle buyur muştur:

"Her peygamberin Allah katında makbûl olan bir duası vardır. Diğer peygamberler daha hayatta iken makbûl duâlarını yapmışlardır. Ben ise bu hakkımı ümmetime şefaat etmek için âhirete sakladım. Ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölenler inşallah benim şefaatime nâil olacaktır."[10]383

"Kıyâmet gününde insanlardan şefaatimi en çok kazanacak kimse, bütün samimiyetiyle 'Lâilâhe illallah' diyen dir."[11]

Burada şunu unutmamak gerekir: "Lâilâhe illallah” ifadesiyle “Muhammedün Resûlullah” cümlesi birbirini tamamlar ve bu iki cümle birbirinden kesinlikle ayrılmaz. Peygamber Efendimizin şefaatine nail olabilmek için: "Lâilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah" demek şarttır

“Şefaat-i uzma" diye bilinen ve kıyamet gününde sadece Peygamber Efendimiz'e verilecek olan büyük şefaat hadisi burada anılmalıdır. Bu hadis-i şerîfe göre:

Allah Teâlâ kıyamet gününde, gelmiş ve gelecek bütün insanları bir araya toplayacak; insanlar kendi nefisleri için aşırı derecede üzülüp hüzünlenecek veya Allah Teâlâ onlara ilham edecek de: “Allah katında şefâat ederek bizi bu halden kurtaracak birini bulsak" diye konuşacaklar... Güneş insanlara yaklaştırılacak, herkes sıkıntıdan ve kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine:

"İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görmüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arz ederek size şefaat edecek birini bulmayı düşünmüyor musunuz?" diye soracaklar. Sonra Hz. Adem'den başlayıp Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ gibi ulü'l-azm (büyük) peygamberlere başvuracaklar ve onlardan hesabın bir an önce başlaması için şefâat etmelerini isteyecekler. Fakat bu peygamberler böyle bir yetkilerinin olmadığını, buna cesaret edemeyeceklerini söyleyecekler. Sonunda Peygamber Efendimiz'e gelecekler. O da "Şefâat etmeye yetkili olan benim” diyerek hesabın bir an önce görül meye başlamasını Allah Teâlâ'dan niyaz edecek ve şefaati kabul edilecek.[12]

Peygamber Efendimizin bu şefaatine, övgüye değer bir konum anlamında Makām-ı Mahmûd da denir.

Sultân-ı Enbiyâ Efendimiz'e: "Umulur ki Rabbin seni övgüye değer bir konuma yükseltir"[13] âyetinin anlamını sordular. O da "Makām-ı Mahmûd şefaat makamıdır" buyurdu.[14]

Fahr-i Alem Efendimizin şefaatine dâir şu hadisleri de burada kısaca hatırlayalım:

"Bazı insanlar Muhammed'in şefâat etmesiyle cehennemden çıkıp cennete girecekler, cennetlikler bu kimselere 'cehennemlikler' (cehennemiyyûn) adını verecekler."[15]

"Daha önceleri hiçbir peygambere verilmeyen şu beş şeyin tamamı bana verildi” diye başlayan hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem:

"Bana âhirette şefâat etme yetkisi verildi." buyur muştur.[16]

Hadis âlimleri, şu hadîs-i şerîfi de sahîh kabul etmislerdir:

"Şefaatim, çok hatâ eden günahkâr ümmetim içindir."[17]

Bu hadîs-i şerifler, Peygamber Efendimizin, Allah'a şirk koşmayan ümmetine şefaat edeceğini açıkça göstermektedir.

Peygamber Efendimizin Altı Şefaati

 Âlimlerimiz, şefaat konusundaki sahîh hadîs-i şerîfleri incelemek sûretiyle, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şu altı şefaatinin olduğunu tesbit etmişlerdir.

- Sadece Fahr-i Kâinât Efendimize mahsûs olan ve Şefâat-i uzmâ diye anılan, kıyamet günündeki büyük şefâati.

- Sorgusuz sualsiz cennete gireceklere şefâati.

- Günahları yüzünden cehenneme girmeyi hak eden bazı kimseleri cehennemden kurtarması.

- Büyük günah işleyenlere şefaati.

- Bazı Müslümanlara, azâblarını hafifletmek sûretiyle şefâati.

- Bazı mü'minlerin cennetteki derecelerini yükseltmesi.

Peygamber Efendimiz kıyâmet gününde ümmetine nasıl şefaat edeceğini bir hadîs-i şerîfinde uzun uzadıya anlatmıştır. Bu şefaat hadisini onun anlatımıyla şöyle özetleyebiliriz:

"Allah Teâlâ bana 'Haydi git, kalbinde buğday (veya arpa) tanesi kadar îmân eseri olanları cehennemden çıkar!' buyuracak, ben de gidip emredileni yapacağım. Sonra tekrar Rabbimin huzuruna çıkacağım. Bana:

'Haydi git, kalbinde hardal tanesi kadar îmân eseri olanları cehennemden çıkar!' buyuracak. Ben de gidip emredileni yapacağım. Sonra tekrar Rabbimin huzuruna çıka cağım ve geri kalan ümmetimin cehennemden çıkarılması için yalvaracağım. Bana:

"Kalbinde hardal tanesinden daha az, çok daha az, azdan da az îmân eseri olanları cehennemden çıkar!' buyuracak, ben de bana emredileni yapacağım.

Dördüncü defa Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıktığımda:

'Ya Rabbí! Lâilâhe illallah diyenleri cehennemden çıkarmama izin ver!' diyeceğim. Allah Teâlâ şöyle buyuracak:

"Lâilâhe illallah diyenleri cehennemden çıkarmak üzere şefaat etme izni sana verilmemiştir. Fakat Ben kudretime, büyüklüğüme, azametime ve ululuğuma yemin ederim ki, lâilâhe illallah diyenleri cehennemden Ben çıkaracağım.”[18]

Diğer Şefaatler

Hadis-i şeriflerden öğrendiğimize göre, Peygamber Efendimizin şefaatinden başka şefaatler de vardır. Bu şefâatler şunlardır:

- Meleklerin şefaati.

- Diğer peygamberlerin şefaati.

- Mü'minlerin şefaati. - Allah Teâlâ'nın şefâati.

Şu hadis-i kudsî bu şefaatleri dile getirmektedir:

"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin haber verdiği ne göre Allah Teâlâ:

Melekler şefaat etti. Peygamberler şefâat etti. Mü'minler şefâat etti. Sadece merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah kaldı.' buyuracak. Cehennem ateşinden bir tutam alacak ve hayatında hiçbir hayır yapmamış kimseleri cehennemden çıkaracak. Yana yana kömüre dönen bu kimselerin yeniden hayat bulması için, cennet yolları üzerinde bulunan Hayat Nehri'ne atılacaklar. Onlar sel yatağında kalan yabânî reyhan tohumları gibi süratle bitecek ve cehennemden çıkacaklar. "[19]

Daha başka şefaatler de vardır:

Şehidler, ailelerinden yetmiş kişiye şefaat edeceklerdir.[20]

Bunlardan başka Kur'ân-Kerîm ve oruç da mü'minlere şefaat edecektir. Bunu Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem şöyle ifâde buyurmuştur:

"Mü'mine tuttuğu oruç ve okuduğu Kur'ân-ı Kerîm şefaat edecektir. Oruç şöyle diyecek:

“Yâ Rabbi! Ben o kulu gündüzleri yiyip içmekten ve diğer arzularını yerine getirmekten alıkoydum; ona şefaat etmeme izin ver!'

Kur'ân-Kerîm de:

'Ya Rabbi! Ben onun geceleri uyku uyumasına engel oldum; ona şefâat etmeme izin ver!' diyecek. Oruç da, Kur'ân-Kerîm de o mü'mine şefaat edecekler."[21]

Şefaatin Ayetlerle İspatı

Şefaatin var olduğunu, kıyamet gününde mü'minlere şefâat edileceğini, ama Allah Teâlâ'yı inkâr edenlere kimsenin şefâat etmeyeceğini gösteren birçok âyet-i kerîme vardır.

Ayet-i kerîmeler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kıyâmet gününde ümmetine şefkat edeceğini göstermektedir.

Şefâate inanmayanların durumu ise: “Şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez"[22] âyetiyle belirtilmiştir: Bu âyet-i kerîmeyi birkaç âyet öncesiyle birlikte ele alalım. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Herkes kendi kazancına bağlıdır. Ancak defteri sağdan verilen bahtiyarlar başkadır. Onlar cennetlerde, birbirlerine kâfirlerin hâlini sorarlar: “Sizi Sekar'a (cehenneme) sokan nedir?” Onlar da şöyle cevap verirler: "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulları doyurmazdık. Batıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik. Hesap gününü de yalanlıyorduk. Sonunda kesin bilgi bize ulaştı. Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez. "[23]

Bu âyet-i kerîmeler, Allah'a inanmayanların şefâatten mahrum kalacağını, buna karşılık günahkâr mü'minlere şefâat edileceğini göstermektedir.

Günahkâr mü'minleri, tevhid inancına sahip olmaları kurtaracaktır. Onlar Allah'ın varlığına ve birliğine, Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğine ve şefaate inandıkları için, günahlarının cezasını çektikten sonra Allah Teâlâ'nın izniyle cehennemden çıkarılacaklar.

Kâfirlere ise hiç kimse şefâat etmeyecektir.

Kur'ân-Kerîm Allah'a inanmayanları (kâfirleri ve müşrikleri), kendilerine zulmedenler (zâlimler) diye nitelemekte ve:

"Zalimler için candan bir dost ve sözü dinlenir bir şefaatçi bulunmayacağını”[24] belirtmektedir.

Şefaati inkâr edenler, şefaat konusundaki âyet-i kerîmeleri topluca ele alıp değerlendirmiyorlar. Şefaati kabul etmedikleri için de, şefaatin varlığından söz eden âyet-i kerîmeleri bile kendi anlayışlarına göre yorumluyorlar.

Şefaat konusundaki âyet-i kerîmeleri görelim:

"De ki: Şefaat bütünüyle Allah'a aittir."[25] Şefaatin inkârcıları en çok da bu âyet-i kerîmeye dayanırlar.

"O'nun izni olmadan huzurunda kim kalkıp da şefaat edebilir?"[26] "Onlar, sadece Allah'ın râzı olduğu kimselere şefaat edebilirler. "[27]

"O izin vermeden kimse şefâat edemez. "[28]

"O gün ancak, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve konuşmasına râzı olduğu kimsenin şefaati fayda verecektir."[29]

 Bu âyet-i kerîmeler bize şunu gösteriyor:

Şefaat sadece Allah'ın elindedir. Allah, kimin kime şefaat etmesini isterse, sadece O'nun izin verdiği kimseler şefâat edebilir.

Şefaat etmelerine Allah Teâlâ'nın izin verdiği kimseler ise şunlardır:

Peygamberler.

  • Alimler.
  • Şehitler (mücahitler).
  • Melekler.
  • Sâlih kullar.

Şunu bir daha söyleyelim

Şefaat edecek olanlar da ancak Cenâb-Hak izin ver dikten sonra şefaat edeceklerdir. Ve sadece O'nun izin verdiği kimselere şefâat edeceklerdir.

Cehenneme girmiş olan günahkârlara ise sadece peygamberler şefaat edecekler.

Kendilerine şefaat etme yetkisi verilen diğer kimseler ise, insanlar cehenneme girmeden önce şefaat edecekler.

Cehenneme girenler bir daha oradan çıkmayacak mı?

Şefaati kabul etmeyen nasipsizlerin asılsız bir görüşü de budur. Onlara göre, kim olursa olsun, bir kimse cehenneme girmişse, bir daha oradan çıkamaz ve onları cehennemden çıkarmak için de kendilerine kimse şefâat edemez.

Onların dayandıkları âyetler de vardır.

İşte misâli:

"Kötülerin arkasından gidenler... Artık onlar cehennemden çıkmayacaklardır."[30] Evet, cehenneme girip de bir daha oradan çıkamayacak kimseler vardır. Ama onlar mü'minler değil, kâfirlerdir. Yukarıdaki âyet-i kerîme de kâfirlerin hâlini anlatmaktadır. Kâfirlerin cehennemden hiç çıkamayacaklarını ve cennete giremeyeceklerini gösteren daha başka âyetler de vardır. İşte örnekleri:

"Kâfirlere gelince, yeryüzündeki her şey, hatta bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azâbından kurtulmak için bunların hepsini fidye olarak verseler dahi onlardan asla kabul edilmez; onlara acı bir azâb vardır. Onlar ateşten çıkmak isterler, ama oradan çıkamazlar. Onlar için sürekli bir azab vardır."[31]

"Ayetlerimizi yalanlayan ve kibirlenip onlardan yüz çevirenlere elbette gök kapıları açılmaz ve deve iğne deliğin den geçmedikçe onlar da cennete giremezler. "[32]

Bir sahâbî ile bir tabiînin şefâat konusunda tartışması

Günahkârlara şefâat edilip edilmeyeceği ve onların cehennemden çıkıp çıkmayacağı konusunda, daha sahâbe ve tâbiîn devrinde, genel kanâate aykırı düşünen bazı kimseler de vardı. Tâbiîn râvilerinden Talk ibni Habib bunlardan biriydi. O, “İmâni sağlam olanlara işledikleri günahların bir zarar vermeyeceğini söyleyen" Mürcie fırkasına mensuptu. Ünlü tâbiîn âlimi Saîd ibni Cübeyr, inancındaki sakatlık dolayısıyla onunla görüşülmemesini tavsiye ederdi.

Talk ibni Habib de tıpkı bugünkü şefaat düşmanları gibi, şefâat var diyenlerle tartışırdı. Bir gün bu konuyu ashâb-ı kirârdan Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhümâya sordu. Bu arada görüşünü ispat etmek için de ona cehennemliklerin ebediyen cehennemde kalacağına dair bütün âyetleri okudu. Câbir ibni Abdullah ona: :

“Ey Talk! Kur'ân-Kerîm'i benden iyi okuduğunu, Resûlullah'ın sünnetini benden iyi bildiğini mi sanıyorsun?

Sen bana bunu mu söylemek istiyorsun?” diye sordu. Talk ise mahcup bir edâ ile:

"Hayır vallahi, elbette sen Allah'ın kitabını benden iyi okur, Resûlullah'ın sünnetini benden iyi bilirsin" dedi. Bunun üzerine Câbir radıyallahu anh ona şunları söyledi:

"Senin okuduğun âyetlerde, 'ebediyen cehennem de kalacağından söz edilenler' müşriklerdir. Fakat günah işleyen ve bu yüzden cehennemde kendilerine azâb edilen birtakım insanlar oradan çıkarılacaklardır. Ben Allah'ın Elçisi'nden aynen böyle duydum."

Câbir ibni Abdullah radıyallahu anhümâ bu konuyu yanlış anlayanları böyle uyarır, ebediyen cehennemde kalacak kimselerin kâfirler olduğunu belirtir, sonra da "kâfirlere ve müşriklere özel bu ifadeleri genelleştirmemek gerektiğini” söylerdi.[33]

Kâfirler Cehennemden Çıkmayacaktır

Ebediyen cehennemde kalacak olanları Kur'ân-Kerîm değişik şekillerde tasvir eder. Mesela onların:

"Allah'tan başka varlıkları Allah'a denk tutan ve onları Allah’ı sever gibi seven kimseler" olduklarını belirtir. [34]

Kâfirler ve müşrikler cehennemde cezalarını çekerken suçlarını itiraf edecekler, cehennemden çıkarılmalarını isteyecekler, cehennemden çıkarıldıkları takdirde bir daha eski hâllerine dönmeyeceklerini söyleyecekler. Fakat Allah Teâlâ, onlara dünyada yaptıklarını hatırlatacak, mü'minler le alay ettiklerini, onlara güldüklerini söyleyecek, sonra da isteklerini şöyle reddedecek:

"O ateş içerisinde aşağılık bir halde kalın! Benimle bir daha konuşmayın!”[35]

 Bu âyet-i kerîmeden önceki ve sonraki âyetler, ebedi yen cehennemde kalacak olanların mü'minler değil, kâfirler olduğunu göstermektedir.

Kimlerin ebediyen cehennemde kalacağı, kimlerin kalmayacağı Kur'ân-Kerîm'de açıkça belirtilmiştir.

Peygamber Efendimiz yakın akrabâsının, özellikle Ebû Tâlib amcasının Müslüman olmasını çok istiyordu. Amca si ölüm döşeğinde iken Resûl-i Ekrem onun yanına geldi. Ebû Tâlib'in yanında Ebû Cehil ile bir başka müşrik daha vardı. Allah'ın Resûlü:

"Amca! Allah yanında senin lehinde şahitlik yapabilmem için lâilâhe illallah de!" buyurdu. Müşrikler ona:

"Ebû Talib! Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçeceksin?” dediler. Resûl-i Ekrem amcasına durmadan kelime-i tevhîdi telkin ediyordu. Ebû Talib son söz olarak Abdülmuttalib'in dini üzerinde olduğunu söyledi. Merhamet pınarı Efendimiz:

“Amca! Allah beni yasaklamadıkça, O'ndan seni bağışlamasını niyaz edeceğim" buyurdu. Fakat Allah Teâlâ şu âyet-i kerîme ile Resûl-i Ekrem'ine amcası için istiğfar etmesinin uygun olmayacağını bildirdi:

"Ne Peygamber'in ne de mü'minlerin; yakın akrabaları bile olsa, cehennemlik oldukları açığa çıktıktan sonra, müşriklerin bağışlanmalarını Allah'tan dilemeleri uygun değildir."[36]

 Ayet-i kerîmeler;

Şirk üzere ölen müşriklerin ve kâfirlerin ebediyen cehennemde kalacağını belirtmektedir.

İmân üzere ölen, fakat günahları sevaplarından çok olan mü'minlerin ise, geçici bir süre için cehenneme gireceklerini göstermektedir. Bununla beraber Câbir ibni Abdullah radıyallahu anhümânın söylediğini yukarıda gördüğümüz gibi, "kâfirler ve müşrikler hakkındaki ifâdeleri genelleştirmemek gerekir."

Hadis karşıtlarının ileri sürdüğü gibi, Peygamber Efendimizin bazı mü'minlere şefâat edeceğini belirten hadîs-i şerîfler, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine kesinlikle ters düşmemektedir.

Büyük Günah işleyen Müslümanlara Şefaat

İnancımıza göre, büyük günah işleyen Müslümanlar, cehennemde ebediyen kalmayacak, günahlarının cezasını çektikten sonra, şefâat etmelerine Allah Teâlâ'nın izin verdiği kimselerin aracılığı ile cehennemden çıkarılacaklardır.

Büyük günah işleyenlerin cehennemden çıkmalarının tek şartı, tevhîd yani Allah'ın bir ve tek olduğu inancına sahip olmalarıdır. Şayet günahlarına tövbe etmişlerse, cehenneme girmeden de Allah Teâlâ tarafından affedilmeleri mümkündür. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, ama dilediği kimsenin şirk dışındaki günahlarını affeder. "[37]

Kâinâtın Rabbi bir kulunu cehenneme atmışsa, bu onun adâletinin gereğidir. Okul cezasını çektikten sonra, Allah Teâlâ dilerse, rahmetinin gereği olarak, o günahkarı cehennemden çıkarır ve cennete gönderir.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

"Ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölen cennete girer"[38] buyurmuştur.

Demek ki ısrarla büyük günah işlemeyen kimse, doğrudan cennete girecektir.

Ya ısrarla büyük günah işleyen kimse? Onun için de iki durum söz konusudur:

Allah Teâlâ affederse, doğrudan cennete girecektir; affetmezse, cezasını çektikten sonra cehennemden çıkıp cennete girecek ve ebediyen orada kalacaktır.

Burada unutmamak gereken şudur:

Büyük günah, inkâr söz konusu olmadıkça îmânı ortadan kaldırmaz. Diğer bir ifadeyle büyük günah, mü'minin îmânına zarar vermez. İşte o îmân, günahkâr mü'minin cehennemden çıkmasını ve cennete girmesini sağlar.

Ehl-i sünnet ve'l-cemaatin, büyük günah işleyenler hakkındaki inancı budur.  

Ya şu âyet-i kerîme ne oluyor, diye sorulabilir:

"Bir mü'mini kasten öldürenin cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazâb eder, lânet eder ve korkunç bir azab hazırlar."[39]

 Bu âyet-i kerîme, bir cana kıyanın, bir daha çıkmamak üzere ebediyen cehennemde kalacağını göstermez. Ehl-i sünnet âlimleri, "içinde ebedî kalmak üzere" ifadesini uzun süre cehennemde kalmak diye yorumlamışlardır. Çünkü birini öldüren, Allah'i ve Resûlullah'ı inkâr etmiş olmuyor. Cehennemde ebediyen kalacak olanlar kâfirlerdir. "İçinde ebedî kalmak” ifadesini Araplar, bir yerde uzun süre kalmak anlamında kullanır.

Demek oluyor ki, ölene kadar büyük günah işlemeye devam edenler, günahlarının cezasını çekene kadar cehennemde kalacak, sonra kalbindeki îmânı ve sâlih amelleri sebebiyle Allah Teâlâ ona merhamet edip cehennemden çıkaracak ve ebediyen kalmak üzere cennete koyacaktır. Katil için de, diğer büyük günahları işleyenler için de durum böyledir. .

Şunu bir daha söyleyelim ki, şefaat konusundaki hadîs-i şerifler sahîhtir ve mütevâtirdir. Bu hadis-i şerifler Kur'ân-Kerîm ayetleriyle kesinlikle çelişmez.

Hadis Karşıtlarının Bir Başka İtirazı

Hadis karşıtları şefaat hadislerini çürütmek için çırpınıp dururlar. Şu hadîs-i şerîflerin şefâat hadislerine ters düştüğünü ileri sürerler:

 “Söz taşıyan cennete giremez.

Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.

Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.’’[40]

Evet, bunlar büyük günahtır. Fakat: "Şefaatim, çok hatâ eden günahkâr ümmetim içindir"[41]hadis-i şerîfi onların da affedileceğini göstermektedir.

Konuyu biraz açalım:

Yukarıda sayılan büyük günahları ve benzerlerini işle yen mü'minlerin cennete giremeyeceğini belirten hadîs-i şerifler başlıca iki şekilde izah edilmiştir.

Biri şudur:

Cennet bir değil, birden fazladır. Bazı günahları işle yenlere Allah “cenneti haram kılmıştır” veya şu günahları işleyenler “cennete girmez" şeklindeki hadis-i şerîfler, cennetin en yüksek derecesi olan bazı cennetlere girememek anlamındadır. Nitekim bir hadis-i şerîfinde Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi vesellem birçok cennet bulunduğunu, cennetlerin en değerlisinin Firdevs cenneti olduğunu, Allah Teâlâ'dan cennet istendiğinde Firdevs cenneti istenmesini tavsiye buyurmuştur.[42]

 Bu gerçeği şu olay daha canlı bir şekilde göstermektedir:

Bedir Savaşı'nda oğlu şehid düşen Ümmü Hârise, Resûl-i Ekrem'in huzuruna çıktı ve şöyle dedi: .

"Yâ Resûlallah! Oğlum Hârise'yi ne kadar sevdiğimi bilirsin. Eğer o cennetteyse, sabredip mükâfatını Allah'tan bekleyeceğim. Yok, eğer cennette değilse, -onun için olanca gücümle ağlayacağım."

Resûl-i Ekrem bu hanım sahâbîye şöyle buyurdu:

"Ey Ümmü Hârise! Ahirette bir değil birçok cennet vardır. Senin oğlun onların en âlâsında, Firdevs cennetin dedir. "[43]

Diğer bir izah şekli şöyledir:

Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadis-i şerîflerde mü'minlere yönelik tehditlerin anlamı, "Şayet Allah Teâlâ o günahı affetmezse" demektir. Nitekim şu âyet-i kerîme de bunu göstermektedir: . “Şüphesiz Allah, Kendisine şirk koşulmasını aslâ bağışlamaz. Ama dilediği kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar. "[44]

Bazı günahları işleyenlerin cennete girmeyeceğini belirten hadîs-i şerîfleri şöyle anlamak gerekir:

Yaşadıkları sürece çeşitli günahlara bulanmış Müslümanlar, hayatında hiçbir hata ve günah işlemeyen müttakilerin gireceği yüce cennetlere giremeyecektir.

Âlimlerimizin bu konudaki çeşitli yorumlarından ikisi şöyledir:

- Ebediyen cehennemde kalacak ve hiçbir zaman cennete giremeyecek olan kâfirler, büyük günahları bilen, ama onları yapmakta hiçbir sakınca görmeyenlerdir.

- Büyük günah işleyenler, cennetin kapıları ilk açıldığı zaman cennete giren bahtiyar mü'minlerle birlikte o kapılardan giremeyecekler, onlar bir süre daha bekletildikten sonra bağışlanacaklar ve ondan sonra cennete gireceklerdir.

Cennete girmenin ölçüsü, sâlih amel işlemektir. Şu âyet-i kerîme bunu göstermektedir:

"Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onu görür. Kim zerre kadar bir kötülük yapmışsa, o da onu görür."[45]

 Fakat iyilikleri kötülüklerinden fazla olan kimseler, Allah Teâlâ'nın adâleti sebebiyle cennete gireceklerdir.

Kötülükleri iyiliklerinden fazla olanlar ise, Allah Teâlâ'nın rahmeti, mağfireti ve affıyla cennete gireceklerdir. Şu âyet-i kerîmeler bunu dile getirmektedir:

"Onlara şöyle seslenilecek: Yaptığınız iyi işler sebebiyle kazandığınız cennet işte budur."[46]

 "Onlar cennetliktirler; yaptıklarına karşılık ebediyen orada kalacaklardır. "[47]

"O takvâ sahipleri, pırıl pırıl oldukları halde, melekler onların canını alırken şöyle derler: Size selam olsun; yaptıklarınıza karşılık girin cennete!"[48]

Bu ve benzeri âyet-i kerîmeler günahkâr mü'minlerin cennete giremeyeceğini söylemiyor. Aksine yaptıkları iyilikleri kötülüklerinden fazla olanların herhangi bir azâb görmeden cennete gireceklerini haber veriyor.

Kâfirler ise bir daha çıkmamak üzere cehennemde kalacaklardır. Onlardan hayatlarında iyilik yapmış olanlar, bu iyiliklerinin karşılığını sadece dünyada göreceklerdir. Onların ebediyen cehennemde kalmalarının tek sebebi îmân etmemiş olmalarıdır.

Cehenneme Giren Mü'minler Oradan Niçin Çıkarılacaklar?

Bu sorunun başlıca iki cevabı vardır.

Birincisi şudur:

- ilâhî adâlet bunu gerektirir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Biz Müslümanları kâfirlerle bir tutar mıyız?"[49]

 İkincisi de şudur:

- Mü'minler elleriyle, dilleriyle iyilik yapmasalar bile, tevhîd inancına sahip olduklarını kalpleriyle belirtirler. Şu âyet-i kerîme bunu göstermektedir:

"O gün malin da, evlâdın da faydası olmayacak. Ancak Allah'a temiz bir kalp ile gelenlere faydası olacak."[50]

 Burada şu hadis-i şerifi tekrar hatırlayalım: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin haber verdiğine göre Allah Teâlâ şöyle buyuracak:

 “Melekler şefaat etti. Peygamberler şefaat etti. Mü'minler şefâat etti. Sadece merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah kaldı."[51] Bu hadis-i şerîf, şu âyet-i kerîmeye uygun düşmektedir:

"Şüphe yok ki Allah, zerre kadar zulmetmez. Ama zerre kadar bir iyilik yapılsa onun sevabını kat kat artırır ve ayrıca Kendi yüce katından büyük bir mükâfât verir."[52]

Îmân ile ölen bir mü'min, ebediyen cehennemde kalmayacaktır. Şayet kalacak olsaydı, îmânı ona bir fayda vermemiş olacaktı. Bu da Allah Teâlâ'nın adâletine aykırıdır.

Çünkü O, kullarına zerre kadar zulmetmez.

İşte bu âyet-i kerîme, hadis karşıtlarının inkâr ettiği hadîs-i şerîfe uygun düşmektedir. Bu hadis-i şerîf, kâfirlerin doğrudan cehenneme gireceğini, sâlih mü'minlerin de doğrudan cennete gireceğini belirtmektedir. Yani herkes yaptığı amelin karşılığını görecektir. Cennet de buna göre derece derecedir.

Sâlih amel yapmayan mü'minler cehenneme girecek, sonra da Allah Teâlâ meleklerin, peygamberlerin ve müminlerin bu kimselere şefaat etmesine izin verecektir, onlar da bu mü'minleri cehennemden çıkaracaklardır.

"Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” demekten başka sâlih bir iş yapmayanlara gelince, Kâinâtin Rabbi onlara merhamet edecek ve kendilerini cehennemden çıkaracaktır.

Demek ki büyük günah işleyen Müslümanlar, ebedi yen cehennemde kalmayacaktır. Şâyet Allah Teâlâ dilerse, onları affedip cennete koyacaktır.

Dilerse o kullarını önce cehenneme koyacak, sonra da Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellemin şefaat etmesiyle onların cehennemden çıkıp cennete girmelerine imkân verecektir.

Büyük günah işleyenlerin durumu böyle olursa, büyük günah işlemeyenler elbette kolayca cennete girecektir.

Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah dilerse, büyük günah işleyenleri affedecek, onları doğrudan cennete koyacaktır. Dilerse onları bazı günahları yüzünden cezalandıracak, sonra da şefaat edenlerin şefaatiyle ve Kendi rahmetiyle bu günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koyacaktır.

Kâfirlere ve Ehl-i Kitâb'a Şefaat Edilmeyecek Kimler cennete girmeyecek?

Bunu Kur'ân-ı Kerîm açıkça belirtmiştir. Putperest kâfirler, müşrikler ve Ehl-i Kitap denilen Hıristiyan ve Yahudiler hiçbir zaman cennete giremeyecektir. İşte âyet-i kerîmeler:

"Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen ve: 'Bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız' diyenler ve böylece îmân ile inkâr arasında bir yol tutmak isteyenler, işte gerçek kâfirler bunlardır. Biz onlara, aşağılayıcı bir azab hazırlamışızdır. "[53]

"Ehl-i kitaptan kâfir olanlar ile müşrikler cehennem ateşindedirler; orada sürekli kalırlar. Onlar, yaratılmışların en kötüsüdür."[54]

 Ayet-i kerîmeler kimlerin cennete giremeyeceğini, hatta ebediyen cehennemde kalacağını açıkça bildirdiği halde, bazıları bundan hoşlanmıyor, bir de Peygamber şefaati bekliyorlar.

Ayet ve hadisleri keyiflerince yorumlamayı alışkanlık haline getirenler, bakınız Yahudiler hakkındaki şu iki âyet-i kerîmeden nasıl mânâlar çıkarıyorlar:

"Fakat Allah, inkârları yüzünden onlara lanet edip rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onların pek azı îmân eder."[55]428

"Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve kalplerimiz örtülüdür, demeleri yüzünden Biz onları cezalandırdık. Aslında Allah, onların kalplerini inkârları yüzünden mühürlemiştir. Pek azı dışında onlar îmân etmezler. "[56]429

Ayet ve hadislerden istedikleri mânâyı çıkaracaklarını sananlar şöyle diyor:

Hadîs-i şerîfe göre Allah Teâlâ, “kalbinde hardal tane si kadar îmânı olanları cehennemden çıkarın"[57]430 buyuracaktır. Öyleyse Yahudiler de cennete girecektir.

İşin doğrusunu daha iyi bilen tefsir ve lügat âlimleri, yukarıdaki âyet-i kerîmelerde geçen "Onların pek azı îmân eder” ifadesini, “Onlar hiçbir zaman îmân etmezler” şeklinde anlamışlardır. Buna misal olarak da "Falanın pek az utanma duygusu var" veya "Falanın hayâsı pek kit" ifadesini, o utanmazın biridir, hiç hayâ duygusu yoktur şeklinde açıklamışlardır. Buna göre de: "Onların pek azı îmân eder” ifadesini, onlar hiçbir zaman îmân etmez şeklinde anlamak gerektiğini söylemişlerdir. Ünlü dil âlimleri Câhız ve Zemahşerî'nin, devrimizin tanınmış müfessirlerin den İbn Aşûr'un açıklamaları bunu göstermektedir.[58]

 Zaten yukarıda zikrettiğimiz âyet-i kerîme ile hadîs-i şerîf arasında bir irtibat kurmaya çalışmak da yanlıştır. Çünkü âyet-i kerîme Yahudilerden, hadis-i şerîf ise yeteri kadar sâlih amelleri bulunmadığı için cehenneme girmiş olan Müslümanlardan bahsetmektedir.

"Onların pek azı îmân eder" âyet-i kerîmesinde geçen "pek azı” ifadesiyle, Peygamber Efendimiz zamanında îmân etmiş olan Abdullah ibni Selâm gibi Yahudi asıllı sahâbîler veya daha sonraki devirlerde îmân edecek olan aynı kökene mensup insanlar kastedilmiştir. Onlar, İslâmiyet'i kabul etmek suretiyle kendilerini kurtaran bahtiyarlardır.

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin peygamberliğini kabul etmeyen bir kimsenin îmânından söz edilemez. Allah Teâlâ peygamber gönderdiği her ümmete, gönderdiği peygamberlere îmân etmelerini emretmiştir. Sadece kendi peygamberine inanıp diğer peygamberlere inanma yan birinin mü'min olduğu kabul edilemez. “ Amenerresû lü” diye bildiğimiz, Bakara sûresinin son iki âyet-i kerîme sinde bu gerçek şöyle ifâde buyrulmuştur:

"Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti, mü'minler de îmân ettiler. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îmân ettiler. “Allah'ın peygamberleri arasında hiçbir ayrım yapmayız" dediler.[59]

Evet, Yahudiler ve Hıristiyanlar Ehl-i kitap'tır. Fakat gerçek tevhîdi kabul etmedikleri, yani Allah'a ve Resûlullah'a îmân etmedikleri için, onların cennete girmeleri söz konusu değildir. Fahr-i Kâinât Efendimizin şefaati de sade ce Müslümanlara mahsustur.

Sözü şöyle bağlayalım:

Bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere, Kur'ân-ı Kerîm âyetleri ile şefaat hadisleri ve diğer hadis-i şerîfler arasında herhangi bir çelişki yoktur. Hadis karşıtlarının bu yönde söyledikleri, başka konulardaki iddiaları gibi asılsız, tutarsız ve anlamsızdır.

Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir

Dipnot:


[1] Müddessir 74/48.

[2] Mü'min 40/18.

[3] Zümer 39/44.

[4] Bakara 2/255.

[5] A'raf 7/43.

[6] Ahkāf 46/14.

[7] Nisâ 4/93.

[8] Buhârî, Edeb 11, 50, nr. 5984, 6056; Müslim, İmân 147, 149, 168, 169, 170, nr. 91, 105, Birr 18, nr. 2556.

[9] Nisâ 4/155.

[10] Buhârî, Daavat 1, nr. 6304, 6305, Tevhid 31, nr. 7474; Müslim, îmân 338-341, 345, nr. 199, 201.

[11] Buhârî, İlim 33, nr. 99, Rikāk 51, nr. 6570

[12] Buhârî, Tefsîr 17/1, nr. 4712, Tevhîd 36, nr. 7510; Müslim, İmân 326, 327, nr. 193, 194.

[13] İsrâ 17/79.

[14] Tirmizî, Tefsir 17/7, nr. 3137; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 441, 444, nr. 9682, 9733.

[15] Buhârî, Rikāk 51, nr. 6559, 6566, Tevhid 25, nr. 7450

[16] Buhârî, Teyemmüm 1, nr. 335, Salât 56, nr. 438; Müslim, Mesacid 3, nr. 521.

[17] Ebû Dâvûd, Sünnet 20, 21, nr. 4739; Tirmizî, Kıyâmet 11, nr. 12436; İbni Mâce, Zühd 37, nr. 4311; İbni Hibbân, es-Sahîh (Arnaût), XIV, 386-387, nr. 6467, 6468; Elbâni, Sahihu Süneni Ebî Dâvûd, III, 160

[18] Buhârî, Tevhîd 36, nr. 7510; Müslim, İmân 326, nr. 193.

[19] Buhârî, Tevhid 24, nr. 7439; Müslim, îmân 302, nr. 183.

[20] Ebû Dâvûd, Cihâd 26, nr. 2522; Elbâni, Sahihu Süneni Ebi Dâvûd, II, 103, nr. 2522.

[21] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 175, nr. 6626; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebir (Selefî), XIII, 38, nr. 88, XIV, 72-73, nr. 14672: Hâ kim, el-Müstedrek (Ata), I, 740, nr. 2036.

[22] Müddessir 74/48.

[23] Müddessir 74/38-48.

[24] Mü'min 40/18.

[25]Zümer 39/44.

[26] Bakara 2/255.

[27] Enbiyâ 21/28.

[28] Yûnus 10/3.

[29] Tâhâ 20/109.

[30] Bakara 2/167.

[31] Mâide 5/36-37.

[32] A'raf 7/40.

[33] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 330, nr. 14588; İbni Hibban, es Sahîh (Arnaut), XVI, 526-527, nr. 7483.

[34] Bakara 2/165.

[35] Mü'minûn 23/108.

[36] Tevbe 9/113. Buhârî, Cenâiz 80, nr. 1360, Menâkıbü'l-Ensâr 40, nr. 3884, Tefsir 9/16, 28/1, nr. 4675, 4772; Müslim, İmân 39, nr. 24.

[37] Nisâ 4/48.

[38] Buhârî, Cenâiz 1, nr 1237.

[39] Nisâ 4/93.

[40] . Buhârî, Edeb 11, 50, nr. 5984, 6056; Müslim, îmân 147, 149, 168, 169, 170, nr. 91, 105, Birr 18, nr. 2556.

[41] Ebû Dâvûd, Sünnet 20, 21, nr. 4739; Tirmizî, Kıyâmet 11, nr. 2436; İbni Mace, Zühd 37, nr. 4311; İbni Hibbân, es-Sahih (Arnaût), XIV, 386-387, nr. 6467, 6468; Elbânî, Sahihu Süneni Ebi Dâvûd, III, 160

[42] Buhârî, Cihad 4, nr. 2790, Tevhîd 22, nr. 7423.

[43] Buhârî, Cihad 14, nr. 2809, Meğâzî 9, nr. 3982, Rikâk 51, nr. 6550.

[44] Nisâ 4/116.

[45] Zilzâl 99/7-8.

[46] A'râf 7/43.

[47] Ahkāf 46/14.

[48] Nahl 16/32.

[49] Kalem 68/35;

[50] Şuara 26/88-89.

[51] Buhârî, Tevhid 24, nr. 7439; Müslim, îmân 302, nr. 183.

[52] Nisa 4/40.

[53] Nisâ 4/150-151.

[54] Beyyine 98/6.

[55]Nisa 4/46. 

[56] Nisâ 4/155.

[57] Buhârî, îmân 15 nr. 22.

[58] Câhız, el-Beyân ve't-tebyîn, I, 238; İbn  şür, et-Tahrir ve't-tenvîr, I, 600, V, 77.

[59] Bakara 2/285.

Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2022 Pazartesi 11:00 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2022, 07:18
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir düşünen
Bir düşünen - 1 ay Önce

Allah razı olsun. Güzel bir çalışma olmuş inşallah

banner19

banner26