banner17

Pes oldu la'nete layık...

Yazıcıoğlu Mehmed'in Mersiye-i Kerbelası'nı çalıntılıyoruz.

Pes oldu la'nete layık...

Efendimizin torunu Hz. Hüseyin ve ailesi 10 Muharrem’de şehit edilmiştir. Bu hazin olayı her daim elemle yâd etmek, bir vazife gibi addedilmiştir ecdadımız tarafından. Hayatın her türlü safhasını musiki ile ifade eden, renklendiren bir toplumun ürünü olan mersiyeler de özellikle bu hazin vakayı anlatmakla öne çıkmışlardır.

Ahmedî,  Şeyhî, Ahmed Paşa, Kemal Ümmî, Mesihî, Tâcizâde Câfer Çelebi gibi şairler 15. Yüzyılda Anadolu Türk edebiyatında mersiyelerin ilk örneklerini verirler. Bu şairler arasından Yazıcıoğlu Mehmet, yazdığı Kerbela mersiyesi ile yüzyıllarca adından söz ettirmiştir. Bu mersiye o yüzyılda halkı eğitmek maksatlı dini-tasavvufi edebiyatta kullanılan basit bir dil ile yazılmış, bu nedenle de uzun yıllar boyunca aktarımı devam eden mersiyelerden biri olmuştur. Hatip Zakiri Hasan Efendi tarafından Nühüft makamında bestelenen bu eser günümüze kadar ulaşmıştır.

Kerbela1451 yılında vefat eden Yazıcıoğlu Mehmet, babasından ve zamanının önemli âlimlerinden ilim tahsil etmiştir. Daha sonra Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab ederek ehl-i tasavvuf arasında da önemli bir yer edinmiştir. Arapça eserleri olan Megaribü’z-Zaman ve Şerh-i Fusûsü’l-Hikem’in yanı sıra en çok bilinen eseri olan Muhammediye’yi Gelibolu’da sahilde zamanının çoğunu geçirdiği çilehanesinde tamamlamıştır.

“Vefatü’l-Hasan ve’l-Hüseyn”

Vefatü’l-Hasan ve’l-Hüseyn adlı Kerbela mersiyesi Muhammediye’nin ikinci bölümünde yer alır. Yazıcıoğlu bu kasidede Hz.Hasan ve Hüseyin’in vefatlarını sade bir dille anlatır. Konuyu hikâye eder ve okuyucu ile karşılıklı sohbet edermişçesine bir dil kullanır. Hikâyeyi pekiştirmek amacı ile dönemine ait tabir ve atasözlerinden de istifade eder.

Mersiyenin bu bölümünü sizler için alıntıladık. Şiire dâhil olmakta zorlanacaklar için haberimizin sonunda bölüm bölüm şiir hakkında açıklamalar yer almaktadır.

Nühüft Âyin i Şerîfi Baş Taksim Semazen Onbir

Şiir, Efendimiz’in torunlarına düşkünlüğünü anlatarak başlar.

     Rivâyette gelir bir gün resûlu’llah oluptu şâd

     Ki dizinde oturmuştu Hüseyn ile Hasan şeh-zâd

 

     Hüseyn’i  öptü boynunda Hasan ağzın dudağında

     İkisin bâb-ı şefkatte bu resme eyledi îrâd 1

 

     Benim aşkım onu ister ki benden gayrı sığmaya

     Benem mahbûb gönül mülkü benim ile olur âbâd 

                                                         

     Benim izzim celâlimçün onu kim öptün ağzında

     Ona ağu verem içe dudağından ede infâd

 

     Hem onu kim boğazından öpüptün yâ Habîbim der

     Kafâsından boğazladam budur ikisine mî’âd 2

 

     Yezîd’e la’net olmazdı zamân-ı evvel içinde

     Velî  sonra gelen etti ederiz etme istib’âd

 

     Resûlu’llâhın ol zîrâ ihânet eyledi ehlin

     Pes oldu la’nete lâyık çü Hak’tan eyledi ilhâd 3

 

     Resûlu’llah meger bir gün kemâl-i mahz-ı şefkatten

     Omuzuna alıptı kim Hasan eder idi isnâd

 

     Dedi kim severem bunu pes Allâhümme sev sen de

     Kıyâs et eyle olıcak ne denlü buldu ol irşâd

 

     Buyurmuştur dahi bir kez Hüseyn benden Hüseyn’den ben

     Bunu seven sever Hakk’ı pes onu sevdiler evtâd

 

     Gerektir imdi sâdâta halâyık edeler ta’zîm

     Ki zîrâ sevilir seven sevilmez sevmedi hüssâd 4

 

     Dedi ol yanağı gülgûn bir işe ermişem bugün

     Ki bugündür bana dügün ederdim bugünü inşâd

 

     Sefer kıldı pes Allâh’a erişti yüce dergâha

     Ulaştı  şol şehenşâha kim emridir lebi’l-mirsâd 5

 

    Çü eyle geldi bu gelmek saâdettir bana ölmek

     Ki zâlimlerle derilmek hatâdır ömredir ifsâd

 

     Pes andan döktüler kanı şehîd eylediler onu

     Sımarladı  Hak’a cânı o gözler nûru bî-endâd

 

     Mübârek boyununu onun resûlullah çün öpmüştü

     Bıçak kesmedi ol yerden kafâdan ettiler ifrâd 6

 

     Kanı  Âdem kanı İdrîs kanı ilm ü kanı tedrîs

     Kanı  kibr eyleyen İblis kanı göster Semûd u Âd

     …

     Kanı  Yûsuf Zelîha hem Kubâd u Keykubâd u Cem

     Kanı  Keyhusrev ü Hüsrev kanı Şîrîn ile Ferhâd

     …

     Muhammed Mustafâ kanı kim ol nûr idi hakkaanî

     Viribilmişti Hak onu ol idi hâsıl-ı îcâd 7

     …

     Acebdir bu senin özün ki dönmez dünyeden yüzün

     Bakar döymez ona gözün biliştin olamazsın yâd

 

     Bilir misin sana nola seni de göndere yola

     Gözün yaşlar ile dola aceb eder misin hiç yâd 8

     …

     Ecel sayyâdının nâgâh çü düştü ağına bir kuş

     Tutup kodu adın âdem gözet neyler onu sayyâd

 

     Kafesten eyledi zindan zebânîler kodu derbân

     Bu derde bulamaz derman neb’i mürsel velî zühhâd

 

     Bu kuş anda usanısar kafes bir gün uşanısar

     İçinden kuş boşanısar kafesten olısar âzâd

 

     Bu yerden gidicek yurdu yâ olur âlem-i envâr

     Ya olur âlem-i âfât çü yoktur günbede bünyâd 9

 

     Düşiser toprağa cismi belirsiz olısar resmi

     Unutula onun ismi ne devlet fânîye ne ad

 

     Bozar nakşı ki yazmıştır yıkar köşkü ki düzmüştür

     Şu beydaklar ki dizilmiştir derer bir bir geri nerrâd

 

     Pes aldanma nukuuşuna nedir kendi nukuuşu ne

     Erersin yol yokuşuna eger tutmaz isen Nûn Sad 10

 

Rumeysa Şişman ç-alıntıladı, anlamakta zorlanacaklar için de alta bir bir açıkladı

Beyitlerle ilgili genel ve kısa bazı açıklamalar:

1. Değil mi ki Efendimiz torunlarını bu kadar sevmektedir, imtihan buradan gelecektir. Çünkü aşığın gönlünde Maşuk’tan başkasına yer olmamalıdır. Allah, evladı da olsa kulunun gönlünde kendi zatından başkasını istemez. Mersiye müellifi hüsn-i talil sanatı yaparak  sanki bu yüzden iki torununun şehit olacağını söyler. Efendimiz sanki önceden bilmiş gibi ölümün geleceği yerden öper torunlarını. Bu hem onun öngörüsü hem de Allah’ın bir takdiridir. 

2. Mersiyede bu iki mahbuba şehadet şerbetini içiren zalime de sıra gelir. Yezid, Peygamber’e ihanet etmiş ve Hak yoldan ayrılmıştır. Bu yüzden “bir Müslümana lanet okunmaz” kuralı artık bozulur ve yaptıklarından dolayı ona lanet okunur.

3. Hz.Hasan ve Hüseyin Peygamber torunu olmalarının yanı sıra ilim ve irşâd alanında da kâmildirler, bu yüzden Allah katında sevgilidirler. Mersiyede bu kemal ve sevgi anlatılır. Resulullah’ın Hz.Hasan’ı omzuna alıp  yaptığı “Ben bunu seviyorum Allah’ım sen de sev” duası kabul olmuş ve Hz.Hasan ilim ve hikmette yükselmiştir. Hz.Hüseyin için de dua etmiştir Efendimiz: “Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim. Onu seven Allah’ı sever.” Bu dualardan sebep seyyidlere (Peygamber soyundan gelenler) hizmet etmek, kıymet verip hürmet etmek gerekir. Bu kasidede Hz.Hasan ve Hüseyin’in şehadetini anlatmak işte bu sebeple de önemlidir Yazıcıoğlu için.

4. Şair hikâye etmeye devam eder: Hz.Hasan, zehirlendikten sonra güçlü iken zayıf düşmüştür. Halinin nedenini soran kardeşi Hüseyin’e, kendisine yapılanlardan ötürü suçlulara ceza vermemesini nasihat eder. Hz. Hasan, Hakk’ın nurunun ancak Hz.Muhammed ve Hz.Ali ile birlikte parladığını; bu iki ataları da beka âleminde olduğundan kendisinin de orada yer edinebilmek için Allah’a yalvarması gerektiğini söyler kardeşine. Beka âlemini yerleşilebilecek tek yurt olarak gösterir ve bütün ehl-i beyti ve yakınlarını sayarak onların da beka âleminde edindikleri yerleri sayar. Hz.Hatice, Hz.Fatma,Hz.Cafer ve Hz.Hamza gibi mübarek annelerinin ve amcalarının yüzlerini görerek çok mutlu olacağını söyler. Kendisi de ölmek üzere olduğu için onların yanına giderek ereceği saadeti anlatır.

Ölüm; divan şiirinde sevgiliye kavuşmak, tasavvufta ise Allah’a kavuşmak olarak kabul edilir. Yazıcıoğlu, Hz.Hasan’ın ölümünün onun için sevgiliye kavuşulan bir düğün gibi olduğunu; o şahlar şahının yüce dergâhına ulaştığını söyler.

5. Hz.Hüseyin de şehit olacağını anlayınca, kendisinin hak ile batılı ayıran bir noktada olduğunu söyler. Hak üzere amel etmek, batıldan kaçınmak gerekir. Bu hassasiyeti göstermedikçe müminlerin üzerine nur doğmayacaktır. Tüm zıdların bir araya geldiği, hak ile batılı birbirinden ayırmanın zor olduğu bir ortamda şehit oluşuyla Hz. Hüseyin, haksızlığa karşı durmanın timsali olmuştur.

Zalimlerle birlik olmaktansa ölümün kendisi için bir saadet olduğunu söyleyerek canını Allah’a teslim eden Hz.Hüseyin’i, boynunu vurarak şehit ederler. Burada tekrar Efendimize gönderme yaparak onun öptüğü yeri bıçağın kesmemesini zikrederek hüsnü talil sanatı yapar Yazıcıoğlu.

6. Dünya fanidir; gelip geçenlerin haddi hesabı yoktur, ama hiçbirinin izi kalmadı, diye hikaye eder şair: Peygamberler, meşhur kumandanlar, sultanlar, çeşit çeşit kavimler gelip geçtiler. Alemin yaratılış sebebi olan Hz.Muhammed bile bu dünyadan göçüp gitti. Sahip oldukları hiç bir özellik onların ölmelerine engel olamadı.

7. Okur da bu hikâyeden ibret almalıdır. Şairin nuhatabı doğrudan okuyucudur bu yüzden: Bunca kimse fani olup gitmişken şaşılacak şey ki senin özün, nefsin dünyadan vazgeçemez. Sonunu bildiğin halde gözün doymaz. Halbuki dünya fanidir ve asıl yurt burası değildir.

8. Ecel bir avcıya, can da kuşa benzer adeta şairin gözünde. Ağına ansızın düşen kuşun adını âdem, yani insan koymuştur avcı. Mezar da başında muhafızları olan bir zindana benzer. Bu kuş bu zindandan çıkarsa ya nurlar âlemine, yani cennete ya da afetler âlemine, yani cehenneme gidecektir.

9. İnsanın cismi yani bedeni toprağa düşüp, sureti belirsiz olacaktır. Ne adı ne sahip oldukları kalacak, hepsi unutulacaktır. Çünkü kendi fani olanın, ortaya baki bir şey koyması mümkün değildir. Bu beyitlerle mersiyeyi bitiren Yazıcıoğlu, verdiği bu nasihatleri dinlemediği takdirde, okurun gittiği yolun yokuşa dönüp, zorlaşacağı uyarısını yapar.

10. İnsanın faniliği üzerine çok vurgu yapan Yazıcıoğlu’na göre asıl önemli olan nasıl yaşadığımızdır. Bu “nasıl”ın örnekliğini de Hz. Hasan ve Hüseyin üzerinden anlatır: Hak ile batılı ayırma görevini ifa ettikten sonra, ölüm sevgiliye kavuşmaktan başka bir şey değildir. Bu yüzden bilinmeli ki Hz. Hasan ve Hüseyin sadece Peygamberimizin torunları olmaları sebebiyle örnek değildirler. Asıl sahip oldukları ilim, irfan ve haksızlığa karşı duruşları sebebiyle Allah katında âlî kullardır. 

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:13
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20