Önce hoca okusun ki talebe onu örnek alsın

Şimdi ülkemizde üniversitesi olmayan şehir kalmadı. Ya kütüphaneler? Onlara ayrılan tahsisat? Mustafa Kutlu'nun 'Üniversite ve Kütüphane' başlıklı yazısını alıntılıyoruz..

Önce hoca okusun ki talebe onu örnek alsın

Ülkemizde iktidarlar yaptıkları işler içinde açtıkları üniversiteleri de sayarlar. Ücra bir küçük kente açılan üniversite kentin esnafını kalkındırır. Onca öğrencinin yemesi-içmesi-barınması ve türlü ihtiyaçları kent ekonomisini canlandırır.

Ancak şu can alıcı soruyu sormak lazım. Bu kentin üniversitesi var ama, bu üniversitenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir kütüphanesi var mı?

Genellikle yoktur.

Ve uzun zaman da olmayacaktır.

Çünkü iyi bir kütüphane kurmak bir üniversite kurmak kadar zordur.

Okuduğum Erzurum Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi'nden biliyorum.

Ben orada okurken (60'lı yıllar) kütüphane binası vardı ama kitap yoktu.

Bu kütüphanenin temeli rahmetli Seyfettin Özege'nin bağışladığı kitaplarla atıldı. Seyfettin Bey, ülkemizin az sayıdaki kitap meraklılarından biridir. Ömrü boyunca elindeki parayı kitaba yatırmıştır. Zaten bekar idi. Onun 'Eski harflerle basılmış Türkçe Eserler Kataloğu' (5 cilt) büyük emek mahsulüdür.

Seyfettin Bey'in tek isteği vardı

Bu eserler kütüphaneye bağışlandı ama İstanbul'dan Erzurum'a nasıl gelecek. O işte de rahmetli Prof. Dr. Niyazi Akı'nın hizmetini hatırlamalı. Kimbilir kaç kamyon kitap getirdi. Kitap bu. Islanır, yırtılır, yanar, yağmalanır. İhtimam göstermek gerekir.

Bu ilgiyi de benden bir sınıf geride olan, hem okuyup hem kütüphanede çalışan sevgili Yavuz Akpınar (Şimdi Prof.) göstermiştir.

Kütüphane yapılmış ama burası Erzurum, kar yağar, don olur, tipiden göz gözü görmez, yağmur bastırır; dam akar, pencere açılmaz, kalorifer yanmaz, yeni binanın dertleri hiç bitmez. Ne demişler, 'bizde kervan yolda dizilir'.

Yavuz bütün felaketlerle boğuştu. En önemlisi, getirilip öylece salonlara bırakılan kitapların yağmalanmasını önledi.

Seyfettin Bey'in tek isteği vardı. Bu kitapların kataloğunun basılması. O da ancak yıllar sonra gerçekleşti. Kitaplar nemden ne kadar çürüdü, sıcaktan ne kadar buruştu, bilmiyorum. Şimdi ne haldedir, onu da bilmiyorum.

(Bu satırları yazdığım sırada Atatürk Üniversitesi'nden bir broşür geldi. Hazırlayan: Ali Utku. 'Kitaplar Kitabı'na adanmış bir ömür: M. Seyfettin Özege' başlıklı bu kitapçıkta hem Seyfettin Bey, hem kitaplarının macerası sağlıklı olarak anlatılıyor. Emeği geçenlerin hepsine teşekkür ederim.)

Önce hoca okuyacak ki, talebe onu örnek alsın

Şurasını belirteyim ki bir üniversitenin yemekhanesine ne kadar tahsisat ayrılıyor, ne kadar ilgi gösteriliyorsa, bunun on katı kütüphaneye gösterilmelidir.

Şimdi bazı yeni yetmeler 'Yahu hocam, ne lüzum var kütüphaneye, kitaba. Açarsın google'a bakarsın'. O kadar kolay değil koçum. Gazali'nin 'İhya'sını yaz, aç bakalım ne diyor. Bir kısım malumat. Bu âlet kişiyi malumat sahibi eder ama bilgi sahibi etmez. Bilgi için kitabı görmeli ve baştan sonra okumalısınız.

Şimdi ülkemizde üniversitesi olmayan şehir kalmadı. Ya kütüphaneler. Onlara ayrılan tahsisat. Kütüphane müdürü bununla ancak maaşları verir, temizlik yaptırabilir. Ara sıra bağış olursa ne âlâ, yoksa kitap alamaz. Peki üniversite talebeleri ne yapacak? Hiç kütüphane görmeden mezun olacak. Bu mezunlar ne yapacak? Bir misal.

Oğlum bir dershanede tarih öğretmeni. Yemek arası öğretmen odasında kitap okuyorum, dedi. Yanında yeni mezun bir tarih öğretmeni bayan bilmece çözüyormuş. Bir ara oğluma dönmüş ve:

Hocam 'Muhasara' ne demek, diye sormuş.

Oğlan şaşkın. Soruyu soran bir tarih hocası. Eh, çocuklara Türkçe öğretmeden İngilizce öğretmeye kalkarsak olacağı budur.

Şimdi Milli Eğitim Bakanı Nabi Hoca'ya bir iş düşüyor. O kadar işin arasında buna vakit bulabilir mi bilmiyorum. Ama bulmalı. Türkiye'nin en önemli kütüphanelerinden birini (İSAM) kuran Prof. Dr. İsmail Erünsal ile görüşmek.

Onu ülkenin tüm kentlerine değil ama şimdilik fazla öğrencisi olan üniversitelerine göndererek bir kütüphane teftişi yaptırmak. E, Kütüphaneler Genel Müdürlüğü var ya, o ne güne duruyor. O da katılsın araştırmaya, daha iyi olur.

Erünsal bu üniversite kütüphanelerinin eksiğini-gediğini, tahsisat ve personelini, binasını bahçesini şöyle bir incelesin.

Bunların verimli olması için bir rapor hazırlasın. Bu rapor rafa kalkmasın. Hemen uygulama başlasın. Sanıyorum İSAM'ın kuruluş ve gelişmesi bir yirmi seneyi bulmuştur. Yirmi yıllık bir plan yapılsın, hükumetler, bürokratlar değişse bile bu plan değişmeden uygulansın.

Okuyan bir nesil istiyoruz, değil mi?

Eh! Önce hoca okuyacak ki, talebe onu örnek alsın. Ertelemenin sonu erteleme olmasın.

Ülkenin iyi yetişmiş elemanlara ihtiyacı var, yarım doktor kişiyi candan, yarım hoca dinden eder.

Belki de işlerin yolunda gitmesine mani olan temel sebep budur.

Hemen her alanda 'kâht-ı rical' var.

Görünen köy meselesi.

Mustafa Kutlu, “Üniversite ve kütüphane”, Yeni Şafak gazetesi, 8 Ekim 2014.

Ümit Aksoy alıntıladı

Yayın Tarihi: 24 Temmuz 2019 Çarşamba 07:00 Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2019, 11:17
banner25
YORUM EKLE

banner26