Nazife Şişman: Ambalajlı mutluluk

Nazife Şişman'ın Anlayış dergisinin 48. sayısında (Mayıs-2007) yayınlanan yazısını alıntılıyoruz.

Nazife Şişman: Ambalajlı mutluluk

“Hayatımın en çok ne­sin­den mut­lu­yum? En çok ne­den zevk alı­yo­rum? Zevk al­dı­ğım şe­yi ya­pa­bi­le­cek fi­zik­sel ye­ter­li­li­ğim var mı? Dü­şün­dü­ğüm­de be­ni mut­lu eden bir he­de­fim var mı? Sev­dik­le­rim ya­nım­da mı? De­ğil­se bi­le sağ­lık­lı ve mut­lu­lar mı? Fi­zik­sel yön­den her­han­gi bir en­ge­lim var mı? Bu sa­bah kah­val­tı­da is­te­di­ğim şey­le­ri yi­ye­bil­dim mi?”

Bun­lar bir NLP (Nö­ro­lin­gu­is­tik Prog­ram­la­ma) da­nış­ma­nı­nın mut­lu­lu­ğu his­set­mek için ken­di­mi­ze sor­ma­mı­zı öner­di­ği so­ru­lar. Doğ­ru so­ru­lar so­rul­du­ğun­da, mut­lu ol­mak çok ko­lay ona gö­re. Bir baş­ka NLP da­nış­ma­nı ise geç­mi­şi­mi­zin ve ge­le­cek dü­şün­ce­mi­zin, için­de ya­şa­dı­ğı­mız anı mah­vet­me­si­ne izin ver­mez­sek, mut­lu­lu­ğu ko­lay­ca el­de ede­bi­le­ce­ği­miz id­di­asın­da. Bu ko­nu­da ço­cuk­la­rı ör­nek al­ma­mı­zı öne­ri­yor. “Çün­kü” di­yor, “ço­cuk­lar geç­mi­şi ve ge­le­ce­ği umur­sa­maz­lar ve anı ya­şa­ma­ya ba­kar­lar.” Bu ne­den­le de mas­ke tak­mak zo­run­da kal­mak­sı­zın anın ta­dı­nı çı­ka­rır­lar.

Ken­di­ne gü­ven, ken­di­ni ger­çek­leş­tir, için­de­ki ço­cu­ğu ser­best bı­rak...

Ba­şa­rı­nın sır­la­rı, on ders­te iyi an­ne-ba­ba­lık, ye­di aşa­ma­da kar­şın­da­ki­ni na­sıl ik­na eder­sin, mut­lu­lu­ğun al­tın ku­ral­la­rı...

Bu tür id­dia­lı pa­ket prog­ram­la­rın be­ni hep ra­hat­sız eden bir ha­va­sı ol­du. Ki­şi için ken­di­ni ta­nı­mak, ile­ti­şi­mi­ni dü­ze­ne sok­mak, iş ha­ya­tın­da ve özel ha­yat­ta ba­şa­rı­yı ya­ka­la­mak gi­bi he­def­ler be­lir­le­yen; “mut­lu­lu­ğun anah­ta­rı”nın sa­tı­şı üze­rin­den cid­di pa­ra­lar ka­za­nan bir sek­tör bu bah­set­ti­ğim. Ge­çen gün ar­ka­da­şım Fat­ma Bar­ba­ro­soğ­lu ile bu eği­tim­le­rin in­san­la­rın gün­de­lik ha­yat fel­se­fe­si ih­ti­ya­cı­nı kar­şı­la­ma id­di­asın­da ol­duk­la­rın­dan bah­set­tik. Ka­lıp dav­ra­nış­lar öne­re­rek, mo­dern ha­ya­tın kar­ma­şa­sın­da bir yol bul­mak is­te­yen­le­re ha­zır re­çe­te­ler su­nu­yor­du bu eği­tim prog­ram­la­rı. Pe­ki be­ni ra­hat­sız eden yö­nü ney­di? Ar­ka­da­şım, gün­de­lik ha­ya­tı oku­yup kav­ram­laş­tır­ma­da ma­hir­dir. “İş ya­şa­mın­da ba­şa­rı­nın al­tın ku­ral­la­rı eği­ti­mi” al­mış olan­la­rı ta­nım­la­mak için, yüz­le­ri­ne ya­pış­mış “halk­la iliş­ki­ler gü­lüm­se­me­si” te­ri­mi­ni kul­lan­dı. Bir kav­ram da ben icat et­tim: “NLP mut­lu­lu­ğu”. Ve bu­nun üze­rin­den dü­şün­me­ye baş­la­dım.

Bu prog­ram­lar be­lir­li bir “mut­lu in­san” ta­nı­mı­nı esas alı­yor ve bu­nun eği­ti­mi­ni ya­pı­yor. Ön­ce­lik­le in­san­lar ken­di­le­ri­ne “Mut­lu mu­yum?” so­ru­su­nu sor­ma­ya baş­lı­yor­lar. Bu so­ru­nun bu for­mat­ta so­rul­ma­sı da do­ğal bir sü­reç de­ğil as­lın­da. Her­ke­sin ken­di ce­va­bı­nı ken­di­si­nin ver­di­ği­ni zan­net­ti­ği ıs­mar­la­ma bir so­ru bu.

Bu işin pa­ket ola­rak pa­zar­la­ma­sı­nı ya­pan­lar, so­ru­la­rı so­rar­ken ce­vap­la­rı da; da­ha doğ­ru­su kri­ter­le­ri de ve­ri­yor­lar. Me­se­la, ba­şa­rı, ka­ri­yer, he­de­fe odak­lan­ma üze­ri­ne ya­pı­lan eği­tim­ler de, ki­şi­nin ile­ti­şi­mi­ni dü­zel­te­rek ken­di­si­ni mut­lu his­set­me­si­ni sağ­la­yan te­ra­pi­ler de da­ha zi­ya­de psi­ko­lo­jik sü­reç­ler üze­ri­ne yo­ğun­la­şı­yor. İş­te be­ni ra­hat­sız eden hu­sus­lar­dan bi­ri­nin bu ol­du­ğu­nu an­la­dım, ko­nu üze­rin­de dü­şü­nür­ken.

Bi­rin­ci­si, ha­yat­la il­gi­li da­ha de­rin­lik­li so­ru­lar ve ce­vap­lar sor­ma­nı­za izin ver­me­yen, sa­de­ce ben­li­ğin için­de ki­lit­li ka­lan bir yak­la­şım bu. Psi­ko­lo­jik dü­ze­yi ben­lik­le sı­nır­lı, top­lum­sal dü­ze­yi ise iliş­ki­le­ri yö­net­me be­ce­ri­si ve var olan ka­lıp­la­rı tek­rar­la­ma­ya da­ya­lı. Bu­nun öte­sin­de de baş­ka bir dü­ze­yi yok bu mut­lu­luk an­la­yı­şı­nın. Ken­di içi­ne dö­nen, so­ru­la­rı ken­di­sin­den baş­ka bir yer­de ya­ni öte­ler­de ara­ma­ya izin ver­me­yen bir ba­kış açı­sı hâ­kim. Ya­ni mut­lu­luk sa­de­ce du­yu­sal bir sü­reç. Ki­şi­nin ken­di ben­li­ği­ni, psi­ko­lo­jik sü­reç­le­ri­ni göz­den ge­çi­rip ye­ni­den ör­güt­le­ye­rek el­de ede­bi­le­ce­ği bir duy­gu.

Bu yak­la­şım­da da ka­dim an­la­yış­ta hâ­kim olan “ken­di­ni ta­nı­ma”dan bah­se­di­li­yor zan­ne­di­le­bi­lir. Oy­sa ben­li­ği sa­de­ce psi­ko­lo­jik bo­yut­ta ta­nı­ma ile nef­si, var olu­şun far­kı­na va­rı­la­cak aşa­ma­lar­dan bi­ri, ama yal­nız­ca bi­ri ola­rak ka­bul eden ka­dim yak­la­şım ara­sın­da cid­di bir fark­lı­lık söz ko­nu­su. Çün­kü me­se­la İs­lam ta­sav­vu­fun­da nef­si bil­mek, Rab­bi bil­me­nin bir yo­lu­dur sa­de­ce. Ya­ni ki­şi­nin ken­di var olu­şu­nun kat­man­la­rın­dan yo­la çı­ka­rak öte­le­re yük­sel­me­si­nin bir ara­cı­dır nefs bil­gi­si.

"Mut­lu­lu­ğu Ka­zan­ma" di­ye ter­cü­me ede­bi­le­ce­ği­miz bir ki­ta­bın (Tah­si­lü’s-Saa­de) ya­za­rı olan İs­lam fi­lo­zof­la­rın­dan Fa­ra­bi, mut­lu­lu­ğu “en yük­sek ha­yır” di­ye ni­te­len­dir­miş­tir. İn­san için amaç mut­lu­luk, en bü­yük er­dem de bil­ge­lik­tir. Mut­lu­lu­ğu ka­zan­mak için in­san ön­ce­lik­le ken­di­ni an­la­ma­lı, bu­nun için de ev­re­ni ve ev­re­nin ama­cı­nı kav­ra­ma­lı­dır. İn­san, ger­çek, iyi, doğ­ru ve gü­ze­li or­ta­ya çı­ka­ran bi­lim­le, sa­nat­la, fel­se­fey­le uğ­ra­şa­rak ru­hu­nu te­miz­le­yip saf­laş­tı­rır ve böy­le­ce Tan­rı’ya va­ran yo­la gir­miş olur. Bu ise ev­re­nin ger­çek ama­cı­nı an­la­ma­sı­nı sağ­lar, ya­ni onu ta­da­bi­le­ce­ği en bü­yük mut­lu­lu­ğa ka­vuş­tu­rur.

Fa­ra­bi ör­ne­ğin­de gör­dü­ğü­müz üze­re İs­lam fi­lo­zof­la­rı için mut­lu­luk, salt psi­ko­lo­jik bir sü­reç ol­ma­dı­ğı gi­bi, sa­de­ce du­yu­sal bir de­ne­yim de de­ğil­dir. İn­sa­nın mut­lu­lu­ğu ile ken­di an­lam­lı­lı­ğı­nı bul­ma­sı, ka­ina­tın var oluş ga­ye­si­ni kav­ra­ma­sı ve Tan­rı’ya gi­den yo­la ko­yul­ma­sı ara­sın­da doğ­ru­dan bir ir­ti­bat var­dır.

Bi­raz ön­ce bah­set­ti­ğim ye­ni mut­lu­luk an­la­yı­şı­nın dik­kat çe­ki­ci ikin­ci özel­li­ği ise iyi­lik­le ara­sın­da her­han­gi bir ir­ti­bat ku­rul­ma­ma­sı. Çağ­daş se­kü­ler fel­se­fe­nin “İyi ha­yat ne­dir?” so­ru­su­nu sor­mak­tan vaz­geç­me­si­ne pa­ra­lel bir şe­kil­de, gü­nü­müz­de te­da­vül­de olan mut­lu­luk an­la­yı­şıy­la iyi­lik ara­sın­da­ki bağ da ko­pa­rıl­mış du­rum­da. Böy­le ol­du­ğu için de “mut­lu olan” in­san­lar, dün­ya­nın gi­di­şa­tı ile il­gi­li so­ru­lar sor­ma­yan kim­se­ler ge­nel­lik­le.

Böy­le bir du­rum­da in­sa­nın ken­di­si­ne mut­lu ol­mak iyi bir şey mi di­ye sor­ma­sı ge­re­kir. Bu­gün­kü şart­lar al­tın­da sağ­lık­lı, nor­mal, mut­lu in­san­lar as­lın­da dün­ya­da olup bi­ten­ler ko­nu­sun­da bir ra­zı oluş içi­ne düş­müş in­san­lar­dır. Oy­sa an­cak olup bi­ten­ler­den ra­hat­sız­sak, iyi­nin ve iyi­li­ğin ta­li­bi olur­sak, in­san oluş­la ala­ka­lı bir du­ru­ma yak­laş­mış olu­ruz.

‘İn­san’, ‘iş’, ‘ba­şa­rı’, ‘mut­lu­luk’ gi­bi ko­nu­lar­da, ha­ya­tın an­la­mı ile il­gi­li fark­lı gö­rüş­le­re sa­hip olan in­san­la­rın fark­lı yak­la­şım­lar ser­gi­le­me­si bek­le­nir. Ni­te­kim “Ha­yat, avun­mak ve te­sel­li ol­mak­tır” di­yen He­me­da­nî (Ah­met Ye­se­vi’nin ho­ca­sı), in­san­la­rın, te­sel­li oluş tarz­la­rı­na, ya­ni mut­lu­luk an­la­yış­la­rı­na gö­re fark­lı­lık arz et­ti­ği­ni söy­ler. Dün­ya ve onun ni­met­le­ri ile te­sel­li olan, ya­ni on­la­rı el­de et­mek­le hu­zu­ra eren­ler­le, ya­ra­tı­lış ga­ye­si­nin far­kın­da ola­rak ita­at ve iba­det­le avu­nup hu­zu­ra eren­ler ara­sın­da bir fark var­dır. Her­ke­sin ma­kam ve du­ru­mu­na gö­re­dir te­sel­li ma­hal­li.

Gü­nü­müz­de pi­ya­sa eko­no­mi­si­nin kü­re­sel­leş­me­si ve eko­no­mi­nin, top­lum­sal, kül­tü­rel, di­nî ve ah­la­ki ola­nın önü­ne geç­me­si ne­de­niy­le, ti­pik prag­ma­tik Ame­ri­kan yak­la­şı­mı dün­ya­nın her ye­rin­de in­sa­nı da, işi de, ba­şa­rı­yı da ta­nım­lar ve be­lir­ler ha­le gel­di. İş ha­ya­tın­da, in­san iliş­ki­le­rin­de, ev­li­lik­te vs. ba­şa­rı­nın on al­tın ku­ra­lı ka­bi­lin­den ya­yın­lar, bu be­lir­le­yi­ci­li­ğin en ba­riz gö­rül­dü­ğü alan­lar. Sa­de­ce iş ve ba­şa­rı de­ğil mut­lu­luk da pa­ket prog­ram ha­lin­de ser­vis edi­len bir ta­nım­la­ma­ya mah­kum. Nefs ter­bi­ye­si yok ar­tık. Ken­di­ne gü­ven, ken­di­ni ger­çek­leş­tir, için­de­ki ço­cu­ğu ser­best bı­rak... Bu tav­si­ye­ler nef­si bes­le­yen, ne olur­sa ol­sun ha­yat­tan zevk al­ma üze­ri­ne ku­ru­lu bir an­la­yış­tan kay­nak­la­nan bir dün­ya gö­rü­şü­nün ürü­nü. Böy­le olun­ca hiç kim­se­de, iki ci­han sa­ade­ti­nin pe­şi­ne dü­şe­cek, te­sel­li ma­hal­le­ri ara­sın­da ay­rım ya­pa­cak uya­nık­lık kal­mı­yor.

Yayın Tarihi: 19 Temmuz 2019 Cuma 09:00 Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2019, 15:24
banner25
YORUM EKLE

banner26