Milli Mücadele’de Türk kadını

Türk kadınının Millî Mücadele’deki feragat ve fedakârlığı başlı başına bir tetkik mevzuudur.

Milli Mücadele’de Türk kadını

Türk kadınının Millî Mücadele’deki feragat ve fedakârlığı başlı başına bir tetkik mevzuudur. Bu mühim mevzuda, bugün binlerce şehadet ara­sından sadece ikisini naklederek kadınımızı şükran, minnet ve rahmetle anacağız.[1]

Sayın Nureddin Peker, İstiklal Savaşı adlı eserinde diyor ki:

“1921 yılının Şubat ayı çok yaman ve zorlu geçiyordu. Birdenbire bas­tıran kar yolları kapıyor, cepheye giden nakliye kolları, geceye kalmadan yakın hanlara sığınmak zorunda kalıyorlardı.

İşte böyle fırtınalı, tipili bir gecede cephane yüklü kağnı arabaların­dan biri Kastamonu kışlasının ancak önüne kadar gelebilmişti. Gelebil­mişti amma görünümü insanı dehşete düşürüyordu. Bir kar tümseği için­de geviş getiren bir çift öküz ve hemen arkasında, yine kar örtüsü altında hayal-meyal sezilen bir kadın!

Görenleri can evinden vuran bu tablo, genç bir Türk anasının idare ettiği cepheye mermi taşıyan bir kağnı idi. Ve genç kadın, mühim yü­künün başında donmuştu. Bu her nasılsa kafileden geri kalmış bir Türk anasının destanıydı. Aziz Türk anası, cephane yüklü kağnısı ile kar-tipi demeden, ölümü göze alarak kışla önüne kadar gelebilmiş ve şehre gire­meden şose kenarında donmuştu.

Arabadaki kıymetli yükü korumak için üstüne yorganını örten bu genç kadın, bir eliyle üvendire tutuyor, diğer eliyle de yorganın üzerine yaslanmış, hareketsiz ve sessiz duruyordu.

İşte bu korkunç manzarayı ilk gören şahsın ilgililere haber vermesi üzerine Menzil Mıntıka müfettişi hemen Devrekânili Cemil ve Beşiktaşlı Rıfat Çavuşları vaka mahalline koşturmuştur.

Facia yerine gelen iki çavuştan Rıfat öküzleri koşmuş, Cemil de şehi­din üzerindeki karları temizlemiş ve her ikisi de gözyaşları dökerek ka­dının kollarından ve ayaklarından tutup kaldırırlarken yorganın altından gelen bir çığlıkla irkilmişlerdir. Bu, şehid Türk anasının yorgan altında korunan yavrusu idi.

Bu durum karşısında şehid ana saygıyla bir yana konmuş ve yorgan hafifçe açılmıştır. Görülen tablo aynen şudur: Otlara sarılıp top gülleleri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğu uyanarak süt emmek için ağlamaya başlamıştır.

Cephanesi ve yavrusu uğruna kendini feda eden bu kahraman anayı ve yavrusunu arabaya yerleştiren çavuşlar, içleri kan ağlayarak gün do­ğarken yola çıktılar. Öküzler aç ve zayıftı, çekemediler, çavuşlar yardım ettiler. Bu mühim ve aziz yükü acı içinde fakat gururla fırka dairesinin önüne kadar getirdiler. Kumandan ve maiyeti arabanın başına geldiler.

Bir dakika saygı duruşu yaptıran Kumandan Osman Bey, bu hazin tablo karşısında gözleri yaşararak dudakları titreyerek ancak şu sözleri söyleyebildi:

- Türk kadını, dünyada misli görülmemiş kahraman bir anadır. Ar­kadaşlar, Millî Mücadele’yi kazanacağımızın en büyük delili, işte önü­müzde yatan biri ölü biri diri bu iki şerefli varlık ve benzerleridir.

Yavruya süt-anası ve şehide belediyece kefen vs. masrafları sağlana­rak Kastamonu çevresini iyi bilen Cemil Çavuş, şehid ananın hüviyetini tespite memur edildi.

Cemil Çavuş, şehidin alaca önlüğünden ve benli başörtüsünden kö­yünü tanıyarak Seydilerli köylülere genç kadını göstermiştir. Onlar da tanımışlar, ağlamışlar ve bu şehid ana ile yavrusunu bağırlarına basarak köylerine götürmüşlerdir.”

Nureddin Peker devamla diyor ki:

“Bu aziz Türk anasının ismini bulmayı kendime bir vazife edindim. Seydiler nahiyesini ev ev gezdim. Ve bu şehid Türk anasının künyesini tespit ettim. Şehid Türk anası, Kastamonu vilayeti, Devrekani kazası, Şeydiler nahiyesinin Satı köyünden Şerife’dir. Şerife’nin kağnı arabasında ağlayan yavrusunun ismi de Sıdıka’dır. Sıdıka, 1970’li yıllarda ölmüştür.”

Yazımızı, yine Millî Mücadele’deki kadınımızın bir fedakârlığını daha nakille bitirelim. Aka Gündüz yazıyor:

“Malta’dan dönmüştüm, Ankara’ya gidiyordum, İnebolu’da bir araba­ya bindik, yola revan olduk. Yolun bilmem neresinde bir köylü kadına rast geldik. Kucağındaki çocuğunu yorganına sarmış, önünde bir kağnı, kağnının içinde de dört mermi cepheye gidiyordu. İlerledik... Bir yerde biraz durakladık. Kadın kağnısıyla yine önümüz­den geçti. Biraz sonra yağmur başladı, hızlandı. Biz de tekrar arabamıza bindik, yola koyulduk ve kadına bir daha rast geldik. Bu sefer kadıncağız, çocuğunun üzerinden yorganı almış, mermilerin üstüne örtmüş, sicim gibi yağan yağmurun altında ağır ağır yoluna devam ediyordu.

Akşamüstü bir hana vardık. Neden sonra kapkara bir gece ortasın­da, hanın kapalı kapısını zayıf bir el yumrukluyor ve bu kapının ardında önce, yorgun bir ses titriyordu:

- Açın kapıyı!

Han sahibi içerden bağırıyordu:

- Yer yoook!

Titreyen ses yalvarıyordu:

- Ben çocuğumla dışarıda da yatarım. Tek siz mermileri içeri alın!”

Kaynak: Yalan Söyleyen Tarih Utansın, 7. Cilt, Gerçek Yayınları

Dipnot:

[1] 21 Türk kadınının Millî Mücadele’deki feragat ve fedakârlığı ilk Meclis’in, 29 Kasım 1920 tarih ve 66 Sayılı Kanun’la çıkardığı İstiklal Madalyası’nda da görülür. Madalyanın ön yüzün­deki kompozisyonda, kağnısıyla birlikte bir köylü kadına da yer verilmiştir.

Yayın Tarihi: 05 Kasım 2021 Cuma 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26