Mevlid ve Mi’raciye geleneği

Bursa’daki Numaniye Dergâhı’nda Miraç Kandili’nde Mi’raciye okuma uzun yıllardır devam eden bir gelenek. Mehmed Safiyüddin Erhan Hoca, Mi’raciye’yi ve geçmişe dair hatıralarını Mehmet Yüksel’e anlattı.

Mevlid ve Mi’raciye geleneği

Bursa Eşrefîlerine mensup olan, eski eser uzmanı, restoratör Mehmed Safiyüddin Erhan Hoca, kentteki Numaniye Dergahı’nda uzun yıllardır süren Miraç Kandili’nde Mi’raciye okuma geleneğini, Mi’raciye’nin mahiyetini ve geçmişe dair hatıralarını Mehmet Yüksel Hoca’ya anlattı.

Efendim, Mir’âciye’nin bir vakıf şartı olarak Bursa’da sizin ve tabii ecdadınızın gayretiyle yıllardır devam ettiğini biliyoruz. Bu geleneğin Müslüman Türk kültür tarihinde oturduğu ana fikir nedir? Okunmaya nasıl başlanmış Bursa’da?

Dinî ve milli hisleri inkişaf etmiş milletlerin fertleri için hayat mücadele değil, tesanüd ve muavenet olarak bilinir. Tevhid sırrına vukufla, başta hem cinsi olan insan olmak üzere bütün mevcudattaki her zerrenin Hak tecellisi olduğunu bilirler, kendinden başkasını sevmek esasının şuuruyla, kendisini ve şahsına Hak emaneti olan emvalinden dilediğini, ibadullahın istifadesine sunup, hizmetinin kalıcılığını sağlamak için tasarrufları altındaki şeyleri elden ele dolaşacak mülk olmaktan çıkmasını temin kasdıyla vakıflar tesis etmişler.

Selâtin-i Osmaniye’de de halkın kendi arasında içmaî ve dini hislerine hizmet edip ayakta tutacak, umumiyetle eyyam-ı mübarekeye mahsus zamanlarda toplu merasim ve buluşmalara vesile olan ikramlaşmayı da teşvik eden vakıflar kurmuşlar. Bursa’da bunlardan biri de Safiye Hatun’un 1888 tarihinde tanzim ettiği vakfiyedir. Mevlid, Regaib, Berat kandillerinde Mevlid-i Şerif, Kadir Gecesi hatm-i şerif, Mi’râc kandilinde de Mi’râciye okunmasını şart-ı vakf olarak göstermiş.

Hâlen okunan bu Mir’âciye’nin bize tarihçesinden biraz daha bahseder misiniz?

Bahsedelim… Tasavvuf edebiyatımızda pek çok Mi’râciye yazılmış. Ama İstanbul Galata’da Kuledibi Mevlevihanesi postnişinlerinden 1730’da vefat eden Kutb-u Nâyî Osman Dede’nin kaleme alıp, tasavvufi musikîmize ait pek çok makamını kullanarak bestelediği Mi’râciye, sadece mevlevihanelerde değil diğer sufi dergahlarında da kabul görerek icra edilegelmiş. İçerisinde hemen bütün makamları ihtiva ettiğinden musikîmiz repertuarı ve en uzun bestelerinden olduğu bilinmekte.

Siz ilk ne zaman dinlemiştiniz? Hatırlıyor musunuz?

Tabii. İlk mektebe devam ettiğimiz 60’lı yıllarda merhum amcamız İstanbul’da Cağaloğlu vilayet civarındaki eski Başbakanlık Arşiv Umum Müdürlüğü dairesinde vazifeli olduğu senelerde yani, yine İstanbul’un Tophane semtindeki büyüklerimizin de medfun olduğu Kâdirihâne muhiti ve diğer turuk-u aliyye mensubu şahsiyetler ile Tophane’de Karabaş Tekkesi sabık şeyhi Hubcuzâde Şakir Çetiner Beyefendi ile hep birlikte her sene Mi’râc Kandili gecelerinde Bursa’ya gelirlerdi. Numaniye Dergâhı’ndaki Mi’râciye kıraatlerini ve müteakip diğer icralarıyla aralarındaki sohbetleri dinleyip bu iklimden aldığımız zevkle, bir sene sonraki Mi’râc Kandili’nin mutad heyetle birlikte gelmesini heyecanla beklerdik.

Andığımız Miraciye grubu kandil günü İstanbul’dan öğleye doğru gelirler, birlikte Ulucami’ye uğrayıp ikindi namazından sonra Mahkeme Camii’nde Mi’raciye okunup Nebiyyi Muhterem a.s. Efendimiz’in urûc hadisesinde kendilerine sunulan içeceklerden sütü tercih etmelerinin remzi olarak, bardaklarda süt ikram edilirdi. Amcamızın 1977’deki vefatından sonra da bu vazifeyi fahri bir mütevelli naibi gibi devamına, heyetten hayatta kalan azizimiz Nail Keova ve zaman içinde yeni katılan mensupları ile devamına azmetmekteyiz.

Son olarak neler demek istersiniz?

Mi’raciye gibi, her türlü dinî merasim ve meclislerin yasaklanıp takibe uğradığı yıllarda dindar halkımızın bu hisleri tadabildikleri yegâne meclisler olan mevlidlerde okunan Efendimiz Aleyhisselam’ın tevellüdü, ahlâkı ve urûcundan bahseden Süleyman Çelebi Hazretleri’nin müstesna eseri Mevlid-i Şerif, mânâ iklimimizin zevkine varıldığı büyük bir sığınak olmuştu. Bu sebeplerle, hazır bulunan ve istikbalde geleceğinin devamını umduğumuz şuurlu nesillerimizin bu eserlerden istifade edip ilahi musikimize kulak aşinalıklarının ve hassasiyetlerinin doğru ve müstesna şekillenmesini temenni eder, tahakkuk ve takdirinin sebeblerinin Cenabı Hak’tan niyaz ederiz.

Mi’râciye hakkında bir film de çekilmişti geçtiğimiz yıllarda… 2021’de de Ayasofya Cami-i Şerif-i Kebir’inde icra edilmişti değil mi Efendim?

Evet, “Saklı Miras: Miraciye” nam filmin yapımına çeşitli şekillerde katıldık. Bunun yanı sıra, Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda vazife alan azizimiz Tanburî Cüneyt Bayraktar Beyefendi’nin tarafımıza teklifiyle 73 senesinde hayatta olan ekibin icrasını kaydettiğimiz ses bandını kendilerine takdim ederek Nâyî Osman Dede’ye ait Şakir Çetiner Bey ve heyeti tarafından okunan tavrıyla 2020 senesinde notaya alınma çalışmalarına da vesile olduk. Bu eserin 10 Mart 2021’de İstanbul’da Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde Mi‘rac Kandili gecesinde İstanbul Müftülüğü ve Esenler Belediyesi tarafından icrası temin edilebilmişti. Bu meclis bizim de hazır bulunduğumuz halde İstanbul Tarihî Türk Musikisi Topluluğu ve Nurettin Cerrahî Hazretleri Dergâhı mensupları riyaset ve kıraatiyle icra edilip, basılmış olan risalesi ve cd’si de hazır bulunanlara hediye edilmişti.

Mi’raciye nedir?

Mi’raciyye, Hz. Peygamber’in en büyük mucizesi olan miracı anlatan edebî eserlere verilen addır. Fars edebiyatından Nizami, Attar, Molla Cami bu nazım türünde önemli eserler vermişlerdir. Mi’raciyelerde Kuran-ı Kerim’de miraç hadisesinin geçtiği “Necm” ve “İsra” surelerinden bazı ayetlerin meallerine sıkça yer verilir.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi

Yayın Tarihi: 04 Mart 2022 Cuma 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26