Memleket sevdalısı bir eğitimci: Tevfik İleri

"Tevfik İleri... Adını hiç duydunuz mu? Kimdir, ne yapmıştır, sonu ne olmuştur...? Hem ruhuna bir Fatiha okuyalım, hem de onu biraz yakından tanıyalım..." Prof. Dr. Ali Köse'nin konuya ilişkin Aralık, 2017'de yayınlanmış yazısını ilgilerinize sunuyoruz.

Memleket sevdalısı bir eğitimci: Tevfik İleri

1951'de Konya İmam-Hatib Lisesi'nin de  aralarında bulunduğu 7 İmam-Hatib Lisesi'nin  açılmasını sağlayan, Türkiye'de İmam-Hatib Lise'lerinin kurucusu olan ve 31 Aralık 1961’de 27 Mayıs darbesi nedeniyle hapiste iken kanserden vefat eden Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'yi  rahmet ve şükranla anıyorum.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

"Dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım !”.

Sabahleyin gazeteleri okurken, aleyhinde haber göremeyince eşi Vasfiye Hanım’a böyle seslenirmiş Tevfik İleri:

“Demek ki dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!”

Menderes’in Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’ydi o... 27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan mebustu.

Askerler Demokrat Partili mebusları Harp Okulu’na götürüp tıkmışlar. Burası bombalanacak diye de bir şayia çıkarmışlar. Herkes paniklemiş. Ama o bir köşeye çekilip namaza durmuş. Bir albay gelip bağırmaya başlamış “Tevfik İleri nerede?” diye. Namazda yakalamış onu. Hem kıyamda hem rükûda hem secdede tekmelemiş. Selam verince yakasına yapışıp “Ben senin belâlınım, seni öldüreceğim.” demiş. Ama aynı sertlikle cevabını almış: “Asıl bela, kendisini bela olarak gönderenin kim olduğunu bilmemektir.”

Yüksek Mühendis Mektebi’nde başladı Tevfik İleri’nin siyasi hayatı... Aksiyon adamı olacağı daha o yıllarda belliydi.. .Milli Türk Talebe Birliği Başkanlığı yaptı. 1930 yılında Razgrad’da Türk mezarlığını tahrip eden Bulgarları protesto mitingleri düzenledi. Karayolları kontrol mühendisliğinden,  Gelirler Müdürlüğüne birçok görev ifa etti. Erzurum’dan Çanakkale’ye, Samsun’dan Ankara’ya birçok şehirde bulundu. 1938’de Erzurum’da ölen 32 günlük çocuğunu toprağa verirken şöyle demişti:

“…Ve nihayet her yurt köşesi gibi kalbimizle bağlı olduğumuz Erzurum’a şimdi canımızla da bağlanmış olduk…”

 Evladının defnini bile vatan sevgisine bağlayan, tevekkülü vatan toprağıyla buluşturan bir aşk bu..

Onun ve arkadaşlarının vatan aşkı 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’yle iktidara kavuştu. Samsun mebusu oldu. 10 yıl sürecek vekillik döneminde Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Devlet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı yaptı. Hep icracı görevler üstlendi. Ama en önemlisi o, Menderes’in Milli Eğitim Bakanıydı.

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün açılışında o vardı. Din derslerinin ilkokul müfredatına alınmasının, yirmi yıl aranın ardından İmam-Hatip Lise'lerinin tekrar açılmasının altında hep onun imzası vardı. Köy Enstitüleri’ni Öğretmen Okullarıyla birleştiren cesur milli eğitimciydi. Hatipliği parmak ısırtacak cinstendi, İdealistti. Memleket aşkını hep hisseden hissettiren bir kişilikti. Milliyetçiliği sözle değil, icraatla yaptı. Türk Sanat Tarihi Enstitüsü’nü kuran da, Türk Kültür eserlerinin yayınını başlatan da odur. Ama hep endişe duydu bu vatan aşkının akamete uğratılmasından.

İmam-Hatip okullarına kastı olanlardan hep saldırı bekledi. “Çok dikkatli olalım. Bu okulları doğmadan boğmak istiyorlar, mevcutları kapatmam için Türkiye’nin bütçesi kadar rüşvet teklif ediyorlar," deyip durdu.

Seçimle yenmişlerdi milletin makûs talihini. Hem de üç kez. Ama şalvarlı, çarıklı köylülerin Kızılay’da, Meclis’te dolaşmalarına, oradan ülkeye hükmetmelerine tahammül edemedi darbeciler...Halkın irâdesini hiçe saydılar. Diğer mebuslar gibi Tevfik Bey’i de yolladılar zindana... Eşi Vasfiye Hanım’a, kızları Ayşe ve Cahide’ye, oğlu Cahit’e de evlerini zindan ettiler. Evin önüne asker diktiler. 27 Mayıs’ı bayram yapanlar birkaç saat sonra kapıyı çaldılar “Neden bayrak asmıyorsunuz?” diyerek. Kahredici bir soruydu bu, vatanın görüp göreceği en vatansever ev için.

Evlendiği gün eşi Vasfiye Hanım’a “Önce vatanımızı, milletimizi seveceğiz, sonra birbirimizi” diyen Hemşinli Tevfik’in eviydi burası... Yassıada’da Cehennemî bir hayata mahkûm edildiğinde bile milleti için dua eden Tevfik Ileri...

18 Martlarda öğrencileri toplayıp ilk defa Çanakkale’ye götüren Milli Eğitim Bakanı Tevfik  İleri..

27 Mayıs 1960 onun için de sonun başlangıcıydı. Darağacı listesinde o da vardı. Yassıada’da Menderes’in yoldaşıydı. Darbeyi kendine yediremedi. Kahrından kanser oldu. Darbecilerin insafı idamı müebbede dönüştürecek kadardı. Yassıada’dan Kayseri cezaevine gönderdiler onu...Hastalık ilerledi ve Ankara Hastanesi’ne taşıdılar. Ama keder büyüktü. Hemşin’de başlayan dünya sürgünü Ankara’da son buldu. Menderes’in idamına ancak 3 ay dayanabildi. 1961’in son günü yoldaşına kavuştu.

“Menderes'siz yeni bir yılı istemem” der gibi.

Eylül’de Kayseri Cezaevinden eşi ve çocuklarına elveda satırları yazarak sona yaklaşıldığını haber vermişti sanki:

 “Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor…

Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal,mülk, servet bırakmadım. Ama şerefli, bir isim bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.”!

Kızı Cahide 27 Mayıs’ın hemen sonrasının babasının hatıralarını  yıllar sonra anlatabildi:

“Babamı tevkif ettikten sonra diğer Demokrat Parti mebuslarına olduğu gibi bizim eve de arama için bir ekip geldi. Birden içeri daldılar… Kütüphanede, raflarda, annemin yatak odasında, çekmecelerde arama yaptılar. Sonradan annemin mücevherlerini aradıkları anlaşıldı.

Tabii hiçbir şey bulamadılar, çünkü annemin doğru dürüst bir mücevheri yoktu. İçlerinden biri,"benim karımın bile bundan daha fazla mücevheri var. Sizin de hiçbir şeyiniz yokmuş" dedi ve çıkıp gittiler…

Yine bir vakit kapıya dayanmıştı askerler… Bir fatura uzatmışlardı “bu babanızın Yassıada’da yediği yemeklerin faturası, hemen ödeyin!” diyerek…

Acılarla, zulümlerle dolu bir hayattı onun hayatı.. Ama acılarını şikâyete dönüştürmedi hiç. Yaşanacak bir kaderi olduğuna inandı. Allah’a dayandı, saye sarıldı, hikmete ram oldu. Mütevekkildi hep…

Son mektuplarından birinde şöyle diyordu biricik Vasfiyesine:

“… Günlerden Çarşamba diyorlar. 27 Temmuz. Saat beş. Dünya iblis saltanatı, ahiret İsmail teslimiyetidir. Rahat uyudum. 04.30’da uyandım. Vasfiyem'de ve belki kızlarım da bu saatte uyanıktır. Ve Allah’a niyaz etmektedirler. Hemen kalktım abdest aldım, namazımı kıldım. Ve Allah’ımızın lütfu olan bu güzel ve alaca karanlık sabahta muazzez memleketimiz, yuvalarımız, çocuklarımız ve kendimiz için dua ve niyazda bulundum…”

Eşi Vasfiye Hanım geri kalmadı ondan..Zindan hayatının birinci yıldönümünde darbecilerin edatlar ve bağlaçlar dâhil 50 kelimeyle sınırlandırdığı mektup yazma hakkını şu sözlerle kullanmıştı:

“Canım Tevfikciğim, bugün Kurban Bayramı’nın ikinci günü. Aynı zamanda seninle bedenlerimizin ayrılık yılı arifesi. Kocaman bir sene geçti aradan. Ve bu kocaman bir senenin hülasasını yaparsak kâr zarar diye, bence kâr tarafımız ağır basıyor. Gerçi, çok ıstıraplar çektik ve çekmekteyiz, işte bu çiledir bence bizi kârlı çıkaran.”

O da 50’şer kelimelik mektuplarla cevap veriyordu Vasfiyesine:

“Dün ilk defa yıkandım…

Ayın 6’sında komutanın müsaadesiyle Adnan Bey’le görüştüm…

İyidir.

Osmanlı Tarihi okuyor.

Bir de Kur’an-ı Kerim.

O da huzur-ı kalp içinde…”

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Ruhuna 1 Fatiha 3 İhlas.

Prof.Dr.Ali KÖSE

Kaynak: Diyanet Aylık Dergi

Yayın Tarihi: 14 Ağustos 2021 Cumartesi 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26