banner17

M. Muta Haznevi'den oruç ve Ramazan'a dair

Şeyh Muhammed Muta Haznevi'nin, İlim ve İrfan dergisinin 34. sayısında yer alan 'Oruç Allah ile Kul arasındaki bir sırdır' başlıklı yazıyı ç-alıntılıyoruz.

M. Muta Haznevi'den oruç ve Ramazan'a dair

Yüce Allah, bütün ameller arasından orucu kendisine nispet etmiştir. Çünkü oruç tutan kimse sadece Allah rızası için, nefsinin tabii olarak arzuladığı yeme-içme ve cinsi isteklerini terk eder. Başka ibadetlerde böyle bir durum söz konusu değildir. İhrama giren kimse için cinsi arzu yasak ise de yeme ve içme yasağı yoktur.

Namaz esnasında da bu doğal isteklerin terk edildiği doğrudur ancak namaz günün sadece küçük bir dilimini kapsar. Ramazan orucu gibi gündüz boyunca devam etmez. Hatta sofraya konmuş yemek hazırken namaza durmanın hoş karşılanmadığı bilinen bir husustur. Aklı yemekte kalanın namaza durmaması tavsiye edilmiştir. Ancak oruçta durum farklıdır. Oruçlu kimse gün boyu nefsinin arzuladığı her şeyi bir kenara bırakır. Özellikle uzun ve sıcak yaz günlerinde bu durum daha çok etkisini gösterir. Yolculuğa çıkıldığında bile Allah Resulü yaz günlerinde ashabına emretmediği halde, kendisi Ramazan orucunu tutardı. Ebü'd Derda şöyle naklediyor: “Ramazan ayında Hazreti Peygamberle birlikte seferdeydik. Hava o kadar sıcaktı ki, başlarımızı ellerimizle korumaya çalışırdık. Aramızda Resulullah Efendimizle Abdullah bin Revaha dışında oruçlu kimse yoktu.”

Oruç, kul ile Rabbi arasında bir sırdır

Yapabildiği halde, nefsin baskın isteklerini Allah dışında hiç kimsenin görmediği ve fark etmediği bir yerde bile, Allah rızası için terk eden kişinin bu davranışı sağlam bir imana sahip olduğunun delilidir. Çünkü oruçlu kimse bilir ki, kendisinin bir Rabbi vardır. Her an onu gözetler, tek başına kaldığında onu görür. Bu yüzden yalnız kaldığında da nefsinin arzuladığı ancak Allah'ın yasakladığı hususları O'nun rızası için terk eder. Rabbine itaat eder, azabından çekinerek, sevabını umarak O'nun emirlerini yerine getirir. Nefsinin dürtülerini değil Rabbinin emirlerini dinler. İşte Allah da bir bakıma kendisine teşekkür eder ve tutuğu oruçla ilgili der ki, “O bana aittir, onun mükafatını ben takdir ederim.”

Oruç, kul ile Rabbi arasında bir sırdır. Başkası buna muttali olamaz, bu sırrı çözemez. Hatta kaydedeci meleklerin bunu yazamadığı ifade edilmiştir. İmam Ahmed Bin Hanbel de “Oruçta riya olmaz” demektedir. Zaten yüce Allah da kullarının kendisine sırdaş olmalarını arzular, yaptıklarının kendisi ile onlar arasında kalmasını ister. Bu yüzden Allah'ın sevgisiyle dopdolu olan muhabbbet ehli, yaptıkları işin sadece kendileriyle Rableri arasında olmasına dikkat ederler. Başkalarının bu sırra vakıf olmalarını istemezler. Hatta bir kısmı, mümkün olsa da melekler bile fark etmese arzusunu taşırlar. Çünkü geçek âşıklar aralarındaki sırra başkasının muttali olmasından rahatsız olurlar. Sevgililer sırlarını başkalarıyla paylaşmazlar. Nakşibendiye tarikatının büyük kısmının zikirlerinin hafi olmasının hikmetlerinden biri budur. Böylece mürid, ihlas noktasında eğitilmiş olur. Her şeyi Allah rızası için yapmaya alışır. Riya karışıp ameller boşa gitmesin diye yoğunluklu olarak bu noktanın üzerinde durulur. Kuşkusuz bütün bunlar sadat-ı kiramın azami ihlasına ve müridlerini terbiye konusundaki samimiyetlerine delalet eder.

Oruçlu, orucuyla da Allah'a itaat eder, iftarıyla da

Kudsi hadisin devamında yüce Allah şöyle buyuruyordu: “Kul benim hatırım için cinsi arzusunu, yemesini, içmesini terk etti.” Bu gösteriyor ki, sadece Allah rızası için yeme, içme ve cinsi istek gibi nefsinin arzuladığı hususları terk eden oruçlu Allah'a yakınlaşmış olur. Sayılan arzuların, nefsin çokca hoşuna giden hususlar olduğu bilinen bir gerçektir. Oruçla bunlardan uzak durmanın pek çok faydası vardır:

Nefsin kırılmasını sağlar. Kalbi zikre ve tefekküre tahsis eder. Zengini şükre sevk eder. Şeytanın insana ulaşmasını engeller. Nefsin öfke ve şehvet duygularını kırar.

Kuşkusuz sadece yeme-içme ve cinsi arzuyu terk ederek Allah'a ulaşılmaz. Bunun yanı sıra Allah'ın yasakladığı yalan, zulüm, düşmanlık ve benzeri söz ve davranışlardan da uzak durmak lazımdır. İnsanların kanlarına, mallarına, canlarına ve namuslarına göz dikmemek gerekir. Allah Resulü Aleyhisselam buyuruyor ki, “Kim yalan konuşmayı ve yalan dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yeme-içmesini bırakmasına değer vermez. Allah'ın buna ihtiyacı yoktur.”

Oruçlu mü'min gündüz vaktinde nefsani arzularını terk ederek Allah'a yakınlaşır ve itaat etmiş olur. İftarla birlikte yine O'nu hoşnut etmek için yemesine, içmesine ve diğer ihtiyaçlarına yönelir. Nefsani arzu ve ihtiyaçlarını Allah'ın emriyle terk ettiği gibi yine O'nun (c.c) emriyle onlara geri döner. Kısacası bu kimse orucuyla da Allah'a itaat ediyor, iftarıyla da. Yiyip içtikten sonra Allah'a hamd ve şükrederek O'nun (c.c.) mağfiret ve rızasını elde eder.

Allah'ım, Ramazan ayı orucunu tutma, bu ayın kadrini bilme, dilimizi ve gözümüzü koruma hususlarında bize yardım et. Bütün amellerimizde ihlas nasip eyle. Senin her şeye gücün yeter Allah'ım.

 

Ahmed Sadreddin ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2017, 17:16
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20