"M. Emin Saraç Hocaefendi'nin vasfı; istikâmet sahibi gerçek bir Müslüman olması ve ömrünün her aşamasında değişmeyen bir Müslüman duruşuna sahip olmasıydı."

"Hocamızın pür-nûr çehresinden, Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem'in ismini duyduğu zamanki ahvâlinden ve mehabbetinden etkilendik." Arş. Gör. Hakan Kutlu, İslâmi İlimler Hocalarının Dilinden" isimli eserde, hocası M. Emin Saraç’ı anlatıyor.

"M. Emin Saraç Hocaefendi'nin vasfı; istikâmet sahibi gerçek bir Müslüman olması ve ömrünün her aşamasında değişmeyen bir Müslüman duruşuna sahip olmasıydı."

Merhum Mehmet Emin Saraç Hocaefendi ile tanışma hikâyenizi anlatır mısınız?

Emin Saraç Hocam ile tanışıklığım ders halkasında öğrenim görme hususunda aldığım kabulden sonra tahakkuk etti. Ben Balıkesir/Gönen'de imam hatip lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandım. Emin Saraç Hocamızın ders halkasında hâlâ öğrenim gören bir abimiz aracılığıyla İstanbul'a gelme durumumuz oldu. Cenâb-ı Allah'ın nasip eylemesiyle evlere geldik, yerleştik. Oradaki abilerimizin, hocalarımızın yönlendirmesiyle bir süre burada alışma süreci yaşadık. Daha sonra ilk olarak Emin Saraç Hocamızı, bir pazar günü Şifâ-i Şerif dersinde gördüm. Zaten pazar sabahları yapılan Şifâ-i Şerif dersleri meşhurdur. Bizler de o halkanın yeni müntesipleri olarak Şifa derslerine gittik.

Tabii, ilk başta alışkın olmadığımız bir ders usulüyle karşılaştık. Özellikle, Anadolu'da böyle herkes otursun bir hocanın etrafında ders okunsun, hoca dinlesin, düzeltsin gibi bu tür şeyleri görmediğimiz için aslında, Hocamızın pürnûr çehresinden, Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in ismini duyduğu zamanki ahvâlinden ve mehâbetinden etkilendik. Hocaefendiyi sadece bu mânâda görmek bizlere ilk intibâ olarak yetti.

Hangi dersleri aldınız?

Emin Saraç Hocamızın ders halkasında bulunduğum sürece -bu 2011-2016 arasındaki seneleri kapsar- Şifâ-i Şerif derslerine güç yetirebildikçe sürekli olarak iştirâk etmeye çalıştım. Benim bu mânâda, dersler noktasındaki Emin Saraç Hocam açısından hususiyetim şu oluyordu; derslere katılmamla birlikte âdet olarak derslerin sonunda makamlı olarak Esmâü'l Hüsnâ okunurdu. Ben bunu, Emin Saraç Hocamızın başka talebelerinden dersin sonunda dinlemiştim. Benim de böyle şeylere merakım vardır, güzel okunan şeyleri dinleyip ben de okumayı severim. Çaba gösterip kendimce bir makam da ifade ederek hazırlanmıştım. Ardından cuma-cumartesi gibi -herhalde- Esmâü'l Hüsna'yı ezberleyip bitirmiştim. Ben okuyacağım diye niyetlenmiş ve heveslenmiştim. Oradaki büyük abilerimizden birisine söyledim, o da dersin idaresiyle memur olan hocamıza söyledi. Daha sonra muvafakat edildi, dersin sonrasında Esmâü’l Hüsna'yı okudum. Hocaefendi de bana doğru bakıp çok memnun olmuştu. "Maşallah Hâfız!" demişti. Çok memnun ve mutlu olmuştum ben de tabii. Derslerde bulunduğum sürece, dersin sonunda Esmâü'l Hüsnâ'yı okumak her zaman bizlere nasip oldu diyelim. Emin Saraç Hocamızdan aldığımız bir Sifa-i Şerif dersleri bir de bu vazife oldu.

Bir de cumartesi günleri hocamızla Kaside-i Bürde Şerhi okunuyordu ve Ahmet Efe Hocamızın riyâsetinde fıkıh usulü dersleri yapılıyordu. İlk olarak Vehbe Zuhayli'nin eseri el-Veciz Fi Usûli'l-Fikh okundu. Daha sonra el-Menâr dersi okunmaya başlandı. Ancak el-Menâr dersi çok sürmedi. Araya fâsılalar girdi. Cumartesi dersleri bizim açımızdan sonlandı ve ardından da devam edemedik.

Ayrıca evinde yapmış olduğu, dershanesinde icrâ edilen bazı derslere iştirâk etme fırsatı buldum. Bu dersler; Sünen-i Tirmizi ve Sünen-i Ebû Dâvûd dersleriydi. Bu derslerin yalnızca bir kısmına katılabildim. Çünkü İlahiyat fakültesini ikinci öğretim olarak okuduğum için genellikle akşamları okulda bulunuyordum. Bu dersler de akşamları yapıldığı için düzenli olarak iştirak etme imkânı bulamadım, bazılarına katılabildim.

Bir de sabahları imam odasında yapılan bazı Sahîh-i Buhârî derslerine de katılabildim diyebilirim.

Hiç unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Emin Saraç Hocam’la yaşadığım her an, huzurunda bulunduğum her an unutulmazdı diyebilirim. Emin Saraç Hocam’ın Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in ismini duyduğunda gönülden "sallallâhu aleyhi ve sellem" deyişi, cennet âyetlerini işittiği zaman sanki cennetteymiş gibi sevinişi, cehennem-azap âyetlerini işittiği zamanki duyduğu üzüntü ve bunların hepsi aslında Emin Saraç Hocam'dan gördüğüm, sürekli tekerrür eden unutulmaz anlardı benim için. Yani, bir insan nasıl olur da imanını bu kadar kavî bir şekilde tecessüd etmiş biri olarak yaşayabilir? Bu noktada duyduğum hayranlık ve taaccüp devamlıydı. Ve hocamla oturduğum zaman yüzünde gördüğüm nur aynı şekilde devamlıydı. Bu mânâda aslında şunu söyleyebilirim ki Emin Saraç Hocam’la oturma şerefine nâil olduğum her an unutulmazdı.

Emin Saraç Hocaefendi'nin istikâmeti ve bu imanı coşkuyla, gönülden yaşaması meselesi başlı başına mümeyyiz bir vasıf olarak bir anı olarak yeter aslında. Çünkü bu; bu asırda yokluğunu yaşadığımız, muhtaç olduğumuz bir şey. Bilgi, unvan, şöhret sahibi insan çok var ancak bu dini kitaplarda öğretildiği gibi hakkıyla yaşayan ve ete kemiğe bürünmüş olarak temsil edecek olan ilim adamı, âlim maalesef yok. Ama o kişi Emin Saraç Hocamızdı ve ben buna gönülden şehâdet ederim.

Son olarak hocaefendiyle alakalı ne söylemek istersiniz?

Emin Saraç Hocamla alâkalı olarak şunu söyleyebilirim ki, Emin Saraç Hocamın mânevî şahsiyeti benim naçizane kanaatimle ölçülebilecek kadar ufak değildir. Benim bu konuda -takdir ve tasvir mânâsında- söyleyebileceğim bir şey yok.

Emin Saraç Hocaefendi'nin vasfı; istikâmet sahibi gerçek bir Müslüman olması ve ömrünün her aşamasında değişmeyen bir Müslüman duruşuna sahip olmasıydı. Ki bu, "Rabbimiz Allah'tır' deyip de istikâmet sahibi olanlar...[1]" âyetinin ve "Allah'a inandım de' sonra da dosdoğru ol![2]” hadisinin tecellisidir.

O istikamette Emin Saraç Hocamızın -daha 13-14 yaşlarında- İstanbul'a gelip ilim talebesi olmaya niyetlenmesi ve son nefesini verene kadar ilim talebesi olmak vasfından asla geri durmaması, Haseki Eğitim Merkezi'ne girdiği zamanda o zamanın en büyük ihtiyacı olan fıkıh ilmini öğretmekten geri durmaması, orada kendisine aksi teklif ve tavsiye edilmesine rağmen Ebû Dâvûd okutması, bu tavrın tezâhürüdür. Türkiye'de Riyâzü's-Sâlihîn dediğimiz kitabın yaygınlaşmasının en büyük önderi Emin Saraç Hocamızdır.

Bunlar hep taşıdığı ihlâsın ve istikâmetin bir tezâhürüdür. "Emin Saraç Hocamız" deyince benim aklıma, yine bütün âlimlerimiz gibi istikâmet ve ilim noktasındaki hassasiyet geliyor.

İlim halkasındaki dersler sayesinde ayakta durduğunu, bu dersler sayesinde aslında hastalanmadığını, bu derslerden sonra çok büyük bir heyecan, bir yaşama enerjisine sahip olduğunu bize hep ifade ederdi. Bunlar Emin Saraç Hocamızla alâkalı söyleyebileceğimiz aslında basit gibi görünen en büyük şeylerdir.

Arş. Gör. Hakan Kutlu

Kelâm Ana Bilim Dalı

Dipnot:

[1] 1) Fussilet, Suresi 30.

[2] Müslim, İmân 62.

Yayın Tarihi: 12 Ocak 2023 Perşembe 14:00
YORUM EKLE

banner19

banner36