Kutlu Vatan’ın merhamet bekçileri

Mehmet Nuri Yardım, yeni çıkan “Kediname” kitabından hareketle kedisever âlimler, sufiler, yazar ve sanatçılar üzerine kaçırılmaması gereken bir yazı kaleme aldı. Milat gazetesinde yayımlanan yazıyı alıntılıyoruz.

Kutlu Vatan’ın merhamet bekçileri

Son günlerde darbe tartışmaları yine gündemde. 15 Temmuz’dan beri gündemden hiç düşmedi ki! Düşmeyecek de… Bazı alçakların yeniden bir teşebbüse geçebilecekleri yazılıyor ve konuşuluyor. Şüphesiz bu çok önemli bir iddia ama aslı var mı? Allah bilir. Peki bu konuda ne yapmalıyız? Gece gündüz her şeyi bir kenara bırakıp ‘darbe kâbusu’ mu göreceğiz, yoksa bu meseleye kayıtsız kalarak, hatta hiç ilgilenmeyerek normal hayatımıza devam mı edeceğiz? Bence ne o, ne de öteki. Bu konuda ölçümüz belki bir hadis-i şerif olabilir: “Hiç ölmeyecek gibi dünyaya, yarın ölecek gibi ahirete çalışınız.” Evet biz de aynı düstura uygun biçimde hareket edebiliriz. Bir daha hiçbir hainin darbe girişiminde bulunamayacağını düşünerek rutin hayatımıza devam edeceğiz, çalışacağız, üreteceğiz ve ülkemize hizmet edeceğiz. Ama aynı zamanda her an gözü dönmüş, kalbi kararmış, ihanete bulaşmış bazı heriflerin böyle bir soysuzluğa teşebbüs edebileceklerini düşünerek teyakkuzda olacağız, uyanık duracağız. Rehavete kapılmayacağız. Unutmayacağız ki Türkiye, İslam’ın tek ve son kalesidir. Türkiye’ye musallat olanlar, 1 milyar 700 milyon Müslümanı felakete, zulme ve belirsizliğe itecektir. Öyleyse nöbetimiz devamlı!

Gelelim “Kutlu Vatan’ın Merhamet Bekçileri”ne… Bugünlerde Akıl Fikir Yayınları tarafından Kediname isimli kitabım yayınlandı. Orada tarih boyunca evcil hayvanlar ile insanların münasebetleri ele alınıyor. Bilhassa İslam toplumlarında kedi gibi Hazreti Peygamber tarafından sevilmiş, Ebu Hüreyre gibi koruyucuları övülmüş olan mübarek hayvanların nasıl toplum hayatına mal olduğu anlatılıyor. Bu himaye İslam tarihinde hep gözlenmiş, âlimler, şeyhler, dervişler ve dinî hayatı benimsemiş olan herkes tarafından bu masum canlar, samimi bir şekilde koruma altına alınmış, çevreciliğin doruğuna ulaşılmıştır.

Tarihî dostluk

Kültürle, sanatla ve bilhassa edebiyatla ilgilenen birçok sanatçı, ilim, fikir ve kültür adamı hayvanları sever ama en çok da kedilerden hoşlanır. Peki genelde sanatçılar, özelde yazarlarla kediler arasındaki bu tarihî dostluğun kaynağı nereye dayanıyor?  Dünya tarihinde çok daha eskilere gitse de bizde bu sevginin temelini Asr-ı Saadet’e, Hazret-i Peygamberin kedi muhabbetine kadar uzatmak mümkün. Asırlar boyunca İslam dünyasında kedilere büyük muhabbet ve şefkat gösterilmiş, masum canlar himaye edilmiştir. Yakın dönemde, bilhassa 20. yüzyılda ve bu asrın ilk yıllarında şahidi olduğumuz kedi tutkusu da dikkat çekicidir. Geleneğimizde kedi sevgisi olduğu gerçeğini hep hatırlıyoruz.

Mevlâna’nın vefatından sonra yaşananlar

Büyük İslâm âlimleri ve tasavvuf büyüklerinin kedilere muhabbeti eskiden beri bilinir. Esasen kediler biraz da “şark hayvanı”dır, yani bize aittir. Munistir, evcildir, içe dönüktür. Bir kedi evden hiç dışarı çıkmadan yıllarca yaşayabilir. Bu sadakat ve samimiyet karşılıklıdır. Merhum gazeteci yazar Ragıp Akyavaş, Edeb Yâ Hû isimli eserinde Mevlâna ve kedisi arasında cereyan eden ibretli bir hadiseyi şöyle naklediyor:

“Hazret-i Mevlâna’nın vefat ettiği günlerde, ev halkını daha da ağlatan bir olay olmuştu. Hazret-i Mevlâna’nın çok sevdiği kedisi, onun vefatından sonra bir şey yemedi, içmedi. Hayvancağız bu üzüntüyle yedi gün yaşayabildi. Hazret-i Mevlâna’nın, kendisi gibi hassas kızı Melike Hatun, o kediyi bir insan gibi kefenledi. Ağlaya ağlaya aziz babasının türbesi civarına gömdü. Hatta helva yaptı ve insanlara dağıttı. Hazret-i Mevlâna bütün mahlûkları severdi.”

Yazarlar ve sanatçıların serencamı

Yazarlarla kedilerin serencamı çok eskidir ve uzundur. Ben yakın tarihimizden bir kaç örnek vererek günümüz yazarlarıyla bu ruh akrabalığını hatırlatmak istiyorum. Edebiyat ve kedi deyince önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ı hatırlamak gerek. Siyah kedisiyle bir fotoğraf çektirerek tarihe geçmiştir. Ama o kadarla kalmamıştır. Başta romanlarında ve diğer eserlerinde kediler arz-ı endam eder. Bilindiği gibi Tanpınar, Beyoğlu Tünel’deki Narmanlı Han’da bekâr hayatı yaşamıştır. O hanın kedileri de meşhurmuş o zaman. Bir kaç yıl evvel, henüz restore edilmeden önce hana girdiğimde ve Tanpınar’ın yaşadığı odayı gördüğümde bazı kediler gördüm. Demek ki, sadık kediler handan vazgeçmemiş. Büyük ihtimalle anne ve babaları ile dede ve ninelerinin izinde yürüyerek edebiyatçıların soluk alıp verdiği bu güzel mekânı terk etmemişler. Ne üstün bir sadakat... Yıllar önce yaptığım röportajda kendisini “Tanpınar’ın torunu” olarak gördüğünü söyleyen merhum Orhan Okay Hocamız da çocukluğundan beri kediseverdi ve bu düşkünlüğü ömrünün sonuna kadar sürdü.

Kedisever meşhurlar: Ebubekir Kâni Efendi

Eski edebiyatımızın kedisever şairleri, Hirrenâme’ler yazmışlardır. En sevimlisi 2. Bayezid devri şairi Meâli’nindir. “Hub âvâz ile şâm ü seher mavlayan” der. Sevgili kedisi ölünce mersiye niyetine uzun bir manzume yazan Köse Meâli’nin “Hirrenâme”sinin nakarat kısmı şöyledir:  “Nidelim ah pisi neyleyelüm vah pisi!”

“Kırk yıllık Kâni olur mu Yani!” deyimiyle meşhur olan Ebubekir Kâni Efendi’nin de mektup tarzında kaleme alınmış mizah ve hiciv dolu Hirrenâmesi bulunuyor. Galata Mevlevihânesi’nin mümtaz hücre-nişinlerinden şair Fasih Dede, örnek bir kedisever. Hazretin tam kırk kedisi varmış. Otuz dokuzu kendisinden önce ölmüş, hepsini kefenleyerek dergâhın mezarlığına gömmüş. Kırkıncı kedisi kara bir hayvancık. Fasih Dede, 1699 senesinde vefat edince kedisi de o gün ölmüş. Dergâhın haziresine birlikte gömülmüşler.

Fasih Dede ve diğer kediciler

Tanzimat devrinde Hirrenâme şairi Namık Kemal’den, Ahmet Vefik Paşa’ya, Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Ahmet Rasim’e, Tevfik Fikret’ten Tanburî Cemil’e, Sâmiha Ayverdi’den Münevver Ayaşlı’ya, Mesut Cemil’den Safiye Erol’a kadar pek çok edebiyatçının kedileri olmuştur. Kalem erbabı, bu can dostları çok sevmiş ve eserlerinde de geniş şekilde onları anlatmışlardır. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin “hâfız-ı kütüb”ü büyük allame İsmail Saib Sencer’in 100’den fazla kedisi varmış, bütün gelirini bu dilsiz dostlarına hasredermiş. Dün olduğu gibi bugün de ömrünü sanata, kültüre, edebiyata adamış birçok meşhur sanatkâr ve edibin yanı başında kedi görürsünüz. Cerrahi Şeyhi Muzaffer Ozak’ın Sahaflar Çarşısı’ndaki dükkânının daimi müşterileri arasında kediler de vardı. Ve Hazret, onları besler, işyerlerine bereket getirdiklerine inanırdı. Bu merhametli neslin arkası geldi. Bugün Sahaflar Çarşısı’nda, birçok işyerinde ve dükkânda, büro ve mağazalarda kediler görürsünüz. Hatta modern yapılara da artık kabul ediliyor, bu mekânlarda yaşamalarına izin veriliyor. Bu yerlerden üçü Şehir Tiyatroları, İstanbul Radyosu ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu… Daha birçok kurum ve kuruluşu, can dostlarımızın şenlendirdiğini ve canlandırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kedinin tarihi, sanatçılar ve kediler, kediye dair yazılmış şiir ve yazılar, kedi besleyeceklere bazı tavsiyeler, Lokum’un Günlüğü, Kediname’deki bölümlerden bazıları… Kedisever edebiyatçılar ve sanatkârlar arasında şu isimleri sıralamak mümkün: Afet Ilgaz, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Rasim, Asaf Hâlet Çelebi, Behçet Necatigil, Beşir Ayvazoğlu, Bilge Karasu, Cahit Kayra, Cahit Sıtkı Tarancı, Enis Batur, Erol Türegün, Haldun Taner, Halit Ziya Uşaklıgil, Hasan Âli Yücel, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İbrahim Alaeddin Gövsa, Mehmed Şevket Eygi, Memduh Şevket Esendal, Murat Başaran, Muzaffer Ozak, Münevver Ayaşlı, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Oktay Rıfat, Onat Kutlar, Orhan Duru, Orhan Veli Kanık, Ömer Lekesiz, Peyami Safa, Sait Faik Abasıyanık, Sâmiha Ayverdi, Samim Kocagöz, Selvigül Şahin, Sibel Eraslan, Tevfik Fikret, Tomris Uyar.

Kaynak: Milat gazetesi, 23 Şubat 2020.

Yayın Tarihi: 28 Şubat 2020 Cuma 09:00
banner25
YORUM EKLE

banner26