Kendini bulmana karşı örgütlü yapı!

Üniversitelerimizin hal i pür melalini Nazife Şişman'ın yayınına ara vermiş güzel dergimiz Anlayış'taki bir yazısından ç-alıntılıyoruz.

Kendini bulmana karşı örgütlü yapı!

Türkiye'nin en iyi li­se­le­rin­den bi­ri­nin ye­ni öğ­ren­ci­le­ri­ne hi­ta­ben ko­nu­şu­yor es­ki me­zun bir ağa­bey. Uzun en­gel­li bir ko­şu­nun so­nun­da ba­şar­mış­la­ra öz­gü bir ra­hat­lık­la san­dal­ye­le­ri­ne yas­lan­mış öğ­ren­ci­le­ri ve ve­li­le­ri­ni şa­şır­tan şey­ler söy­lü­yor ay­nı yol­lar­dan geç­miş de­li­kan­lı. Yıl­lar­ca ders­ha­ne çi­le­si çe­ki­le­rek ka­za­nı­la­bi­len bu “ilk birkaç yü­ze gi­ren­le­rin gi­de­bil­di­ği” li­se­den me­zun ol­ma­sı­na, yi­ne Tür­ki­ye’de ilk bi­ne gi­ren­le­rin oku­ya­bil­di­ği bir bö­lüm­de üni­ver­si­te eği­ti­mi alı­yor ol­ma­sı­na rağ­men hiç de mut­ma­in bir ifa­de yok an­lat­tık­la­rın­da. “Üni­ver­si­te­yi gö­zü­nüz­de bü­yüt­me­yin ço­cuk­lar, bir nu­ma­ra yok. Bi­zim ha­yal kı­rık­lı­ğı­mı­zı siz de ya­şa­ma­yın.” di­yor. Onun ar­dın­dan ko­nu­şan di­ğer es­ki me­zun­lar da “Şu olur­sa şu olur” di­ye eği­tim sü­re­cin­de­ki ba­sa­mak­la­rı an­la­tır­ken duy­gu­la­rı­na bed­bin­li­ğin hâ­kim ol­du­ğu an­la­şı­lı­yor ses ton­la­rın­dan.

II-Yi­ne ben­zer bir hi­ka­ye. Sı­ra­la­ma­da ilk iki­ye gi­ren Ana­do­lu li­se­si­nin ar­dın­dan Tür­ki­ye’nin en iyi üni­ver­si­te­le­rin­den bi­rin­de eği­tim hak­kı­nı ka­za­nı­yor bir genç kız. İki ya­ban­cı di­li bir­den öğ­re­ni­yor. Oku­du­ğu bö­lü­mü se­vi­yor. Ama ge­le­cek­le il­gi­li bek­len­ti­le­ri onu dep­re­sif de­ne­bi­le­cek duy­gu­la­ra gar­k e­di­yor. Çün­kü oku­du­ğu sos­yal ala­nın iş ha­ya­tın­da tat­min edi­ci bir kar­şı­lı­ğı yok. Aka­de­mik ha­ya­ta de­vam­da ise ba­şör­tü­sü ya­sa­ğı bir en­gel oluş­tu­ru­yor. Za­ten ne ka­dar ça­lı­şır­sa ça­lış­sın ulus­la­ra­ra­sı re­ka­bet or­ta­mın­da bir yer edin­me­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı ka­naa­ti pe­kiş­ti­ril­miş, “mo­dern bi­li­me ge­cik­miş­lik” ve “bil­gi­nin mer­ke­zi”nden uzak­lık vur­gu­suy­la. Bu vur­gu­ya ken­di özel ge­cik­miş­li­ği ve birta­kım mer­kez­ler­den uzak­lı­ğı da ek­le­nin­ce Tür­ki­ye’de çok az gen­ce na­sip olan eği­tim fır­sat­la­rı­na sa­hip ol­ma­sı­na rağ­men, ne ilim yap­ma ne de “ha­ya­ta atıl­ma” ko­nu­sun­da ce­sa­ret bu­lu­yor ken­din­de.Anlayış Dergisi, Mart

II­I-İlk iki ör­ne­ğin ak­si­ne or­ta sı­nıf­tan de­ğil üçün­cü ba­şa­rı­lı genç. Dar ge­lir­li bir ai­le­den gel­me­nin de­za­van­taj­la­rı­nı, he­de­fe ki­lit­le­nip çok ça­lı­şa­rak ber­ta­raf et­me­ye ça­ba­la­mış bü­tün eği­tim ha­ya­tı bo­yun­ca. Çün­kü ne ba­ba­dan dev­ra­la­ca­ğı bir mi­ras ne ku­şak­tan ku­şa­ğa ge­çe­cek bir mes­lek ge­le­ne­ği lük­sü­ne sa­hip. Eği­tim­den baş­ka bir da­mar yok onu hız­la akan ha­ya­ta bağ­la­yıp bes­le­ye­cek. Çok ça­lı­şır­sa bü­tün eşit­siz­lik­le­ri et­ki­siz kı­la­bi­le­ce­ği inan­cı­na sa­rıl­mış. Öy­le de ol­muş. “Fa­kir gen­cin ba­şa­rı hi­ka­ye­si”ni yaz­mış ha­ya­tıy­la. Ama ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı­nı tır­ma­nır­ken yüz­leş­me­ye baş­la­mış üni­ver­si­te­ye gi­riş­te bir şe­kil­de ber­ta­raf et­ti­ği, son­ra­dan az­mi­ni ve ümi­di­ni kı­ran eşit­siz­lik­le, hak­ka­ni­yet­siz­lik­le.

...

İlmi seviyesi tartışmalı

ÖSS so­nuç­la­rı açık­la­nıp da de­re­ce ya­pan öğ­ren­ci­le­rin ha­ber­le­ri ga­ze­te­ler­de yer al­ma­ya baş­la­yın­ca, hep ken­di ken­di­me so­ra­rım: Bu çok zor­lu gi­riş sı­na­vı­nı de­re­cey­le ge­çen­ler üni­ver­si­te­ye git­ti­ğin­de ne olu­yor da bel­li bir dö­nem son­ra söz ko­nu­su ze­ki ve ça­lış­kan ço­cuk­la­rın adı­nı ba­şa­rı­lı bi­lim adam­la­rı ola­rak gör­emi­yo­ruz? Oy­sa bu ör­nek­ler de gös­te­ri­yor ki, bir ta­raf­ta öğü­tü­cü bir ya­rış at­mos­fe­ri, di­ğer ta­raf­ta il­mî se­vi­ye­si tar­tış­ma­lı bir üni­ver­si­te or­ta­mı mev­cut. Böy­le bir du­rum­da her fır­sat­ta po­pü­list bir ifa­dey­le “ge­le­ce­ği­mi­zi ema­net et­ti­ği­miz” genç­ler­den bek­len­ti­ye ka­pıl­ma­dan ön­ce ken­di­mi­zi, sis­te­mi, ge­nel an­la­yı­şı vel­ha­sıl mev­cut du­ru­mu göz­den ge­çir­me­miz ge­rek­mez mi?

Dik­kat edi­lir­se yu­ka­rı­da “ba­şa­rı­lı” genç­ler ara­sın­dan se­çil­miş ör­nek­ler yer alı­yor. Ba­şa­rı­nın ne ol­du­ğu­nun sor­gu­lan­ma­sı, hâ­kim ba­şa­rı öl­çü­tü­nün eko­no­mi­ye ve sa­yı­la­ra in­dir­gen­me­si­nin tar­tı­şıl­ma­sı ge­rek­ti­ği şek­lin­de­ki iti­raz hak­kı­mız el­bet­te mah­fuz. Ama üni­ver­si­te gi­riş sı­nav­la­rı­nın bir ya­rış ve ya­rı­şa hiç ka­tıl­ma­yan­la­rın ya da “ye­nil­miş” ad­de­di­len­le­rin za­ten “iş­lem dı­şı” sa­yıl­dı­ğı bir at­mos­fer hâ­kim biz ka­bul et­me­sek de. Di­ğer ta­raf­tan “ba­şa­rı­lı” de­ni­len genç­le­rin bi­le bed­bin­lik, ümit­siz­lik gi­bi olum­suz duy­gu­la­ra ka­pıl­mış ol­ma­sı hem üni­ver­si­te­yi hem gi­riş sı­nav­la­rı­nı hem de ge­nel eği­tim sis­te­mi­ni göz­den ge­çir­me­miz ge­rek­ti­ği­ni ih­sas et­ti­ri­yor.

İlk iki ör­nek­te hem zor­lu ya­rış son­ra­sı yük­se­len bek­len­ti­nin kar­şı­lan­ma­yı­şı­nın ne­den ol­du­ğu bir ha­yal kı­rık­lı­ğı hem de gi­riş sı­nav­la­rın­da­ki ge­rek­siz yük­len­me­nin yol aç­tı­ğı bir er­ken yor­gun­luk söz ko­nu­su. Ya­ni bir bi­lim ve araş­tır­ma ku­ru­mu ol­ma­sı bek­le­nen üni­ver­si­te­ye gel­me­den ön­ce ade­ta öğü­tü­lü­yor genç­ler ve da­ha ko­şu­nun ba­şın­da ener­ji­le­ri bit­miş olu­yor. Üçün­cü ör­nek­te ise pa­ray­la dip­lo­ma sa­tın al­mak­tan va­kıf üni­ver­si­te­le­ri­nin bir ti­ca­ret­ha­ne gi­bi iş­le­me­si­ne ve aka­de­mik ha­yat­ta bi­lim­sel ye­ter­li­lik­ten zi­ya­de ka­yır­ma­cı­lı­ğın hâ­kim ol­ma­sı­na dek pek çok gay­ri adil uy­gu­la­ma ilim aş­kı­nı da, ça­lış­ma az­mi­ni de öl­dü­re­rek öğü­tü­yor genç­le­ri.

Kendini bulmana karşı örgütlü yapı: Üniversite

Gö­rü­nen o ki üni­ver­si­te­ler­de alı­nan eği­tim, genç­le­rin için­de ya­şa­dı­ğı top­lum ve ken­di­si ara­sın­da olum­lu ve an­lam­lı bir bağ kur­ma­la­rı­na yet­mi­yor. Ya­ni üni­ver­si­te ken­di­ni bul­ma­ya yar­dım­cı ol­mu­yor. Eği­tim ki­şi­nin ken­di­si­ni bul­ma­sı­na bı­ra­kın yar­dım­cı ol­mak, bu­na açık ka­pı bı­rak­ma­ya­cak bir tarz­da ör­güt­len­miş ade­ta. Sos­yal psi­ko­lo­ji açısın­dan ba­kar­sak, ki­şi en geç li­se dö­nem­le­rin­de ken­di­si­ni bul­ma­lı­dır. Oy­sa çev­re­miz­de üni­ver­si­te­yi bi­tir­miş, hat­ta bir mes­lek sa­hi­bi ol­muş, ama hâ­lâ ken­di­si­ni bu­la­ma­mış ki­şi­ler hiç de az de­ğil.

İbn Sina 17'sine geldiğinde hangi ünvanı aldıibn sina.jpg

Bu­gün eği­tim sü­re­si es­ki­ye na­za­ran çok uza­dı. Ama bu ka­dar uzun eği­tim gö­rül­me­si­ne rağ­men in­san­la­rın ha­yat­la il­gi­li tec­rü­be­le­rin­de cid­di bir azal­ma ve ge­cik­me ya­şa­nı­yor. İbn Si­na, “Şeyhu’l-Ek­ber” di­ye anıl­ma­ya baş­lan­dı­ğın­da 17 ya­şın­day­dı. Ya­ni bu­gün ÖSS-ze­de öğ­ren­ci­le­rin hız­lı ko­şup ça­buk yo­rul­du­ğu yaş­ta en önem­li eser­le­ri­ni ka­le­me al­ma­ya baş­la­mış­tı bi­le. Fa­tih İs­tan­bul’u fet­het­ti­ğin­de ise or­ta­la­ma son sı­nıf üni­ver­si­te öğ­ren­ci­si ya­şın­day­dı. Ta­bii ki her dö­ne­min yaş ol­gun­lu­ğu fark­lı­dır. Bu­gün sa­na­yi ka­pi­ta­liz­mi uz­man­laş­ma is­te­di­ği için eği­tim sü­re­le­ri uza­dı. Ha­ya­tın er­te­len­di­ği bu dö­ne­min gün geç­tik­çe da­ha faz­la uza­ma­sı, aile­yi ve top­lu­mu doğ­ru­dan et­ki­le­di­ği gi­bi ben­lik ta­nım­la­rı­nı, so­rum­lu­luk duy­gu­su­nu, ol­gun­lu­ğu, ye­tiş­kin­li­ği vb. pek çok şe­yi de et­ki­li­yor.

Ve ha­ya­tın er­te­len­di­ği bu dö­ne­min gün geç­tik­çe da­ha faz­la uza­ma­sı, yu­ka­rı­da bah­si ge­çen “ken­di­ni bul­ma”yı da olum­suz et­ki­li­yor. Böy­le olun­ca, üni­ver­si­te bi­ti­yor, ki­şi ken­di­si­ni kay­bol­muş his­se­di­yor. Özel­lik­le kız öğ­ren­ci­ler­de ev­li­lik ve ço­cuk­lar, bu kay­bol­ma his­si­ni da­ha da yo­ğun­laş­tı­rı­yor. De­ği­şen me­sai an­la­yı­şı­nın bir so­nu­cu ola­rak or­ta­ya çı­kan “iş ha­ya­tı ve an­ne­lik” ara­sın­da­ki ge­ri­lim­li iliş­ki de bu­na ila­ve olun­ca, kar­ma­şa da­ha da ar­tı­yor. Er­kek­ler­de ise eko­no­mik bas­kı­lar, iş bu­la­ma­ma kay­gı­sı, ye­ter­siz­lik his­si bu kay­bol­muş­lu­ğu bes­le­yen hu­sus­lar.

As­lın­da bu, Tür­ki­ye’de sa­de­ce bel­li bir ke­si­min so­ru­nu da de­ğil. Ge­nel eği­tim sis­te­min­den kay­nak­la­nan bir so­run. Top­lu­mun ha­fı­za ve di­na­mik­le­rin­den uzak­laş­ma­sı­nı ön­gö­ren si­ya­si ter­cih­ler de bes­li­yor bu so­ru­nu. Be­şe­ri, in­san ya­pan sü­reç­tir eği­tim. Ama eği­tim okul bi­tir­mek­ten iba­ret de­ğil. Çün­kü okul ki­şi­ye ha­yat tec­rü­be­si­ni ka­zan­dır­mı­yor. Bu­gün ör­gün öğ­re­tim in­sa­ni er­dem­le­ri he­def­le­yen bir sis­tem ol­mak­tan zi­ya­de, mes­lek odak­lı. Üni­ver­si­te­ler de ilim ve araş­tır­ma mer­kez­le­ri ola­rak ya­pı­lan­dı­rıl­ma­dı­ğı gi­bi bil­gi, sa­nat ve ede­bi­yat üret­mek­ten de uzak bir gö­rün­tü ser­gi­li­yor.

Bü­tün bu olum­suz gö­rü­nen tes­pit­le­ri dik­ka­te al­dı­ğı­mız­da, oku­mak ile adam ol­mak, oku­mak ile ilim sa­hi­bi ol­mak ara­sın­da­ki ir­ti­ba­tı ve bu ir­ti­ba­tın ku­ru­lu­şun­da üni­ver­si­te­nin ye­ri­ni ye­ni­den dü­şün­me­miz ge­rek­mi­yor mu?

 

Özlem Torun Nazife Şişman'dan ç-alıntıladı

 

Yayın Tarihi: 22 Mayıs 2011 Pazar 04:36 Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2011, 12:27
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 11 yıl Önce

ibn-i sina - şeyh ul ekber ?

burak uslu
burak uslu - 5 yıl Önce

Sistemsel eleştiriden içeriksel eleştiriye yukselebildiğimiz gün çok şey değişecek.Sistemsel eleştirimiz, sistem düzenlendiğinde mevcut içerik ile gayet güzel ol alabileceğimiz varsayımı içeriyor. Halbuki, Mevcut içerik ile sistem iyileştikçe körlükler kişiliksizlikler daha da artacaktır. İşgale gelen geminin yalpalıyor olmasından şikayet etmek gibi görünyor sistemsel eleştiri.

banner19

banner36