Kayrevan Günlüğü

Kemal Kahraman’ın Yedi İklim dergisinin son sayısında (Nisan 2019) yayınlanan "Kayrevan Günlüğü" şiirini alıntılıyoruz.

Kayrevan Günlüğü

Taşların dili olsaydı.

Kûfî bir makamla her şeyi,

Bir bir kaydeden o mübarek taşların.

Yol boyunca devasa ağaçlara dönmüş,

Kaktüslerin dikenleri arasında filizlenen,

Kırmızı buruk meyvelerin.

Sıra sıra Akdeniz’e selam duran,

Halim selim zeytin ağaçlarının.

Ufuklara uzanan bitimsiz düzlüklerin.

1001 masal gecesinde,

Yeryüzünü sabırla gözleyen mahşeri yıldızların.

*

Ya da bizde onları anlayacak bir hal olsaydı.

Hüthüt kuşunun şifreleri hangi arşivlerde gizlenir?

Karayel böyle neler fısıldar,

Esatirin tozunu savuran güçlü soluğuyla,

Huşu içinde sallanan zeytin yapraklarına?

Bulutlarda resimler çizen Okaliptüs dallarına?

Servilerin elif gibi vakarla eğilen uçlarına?

Aciziz anlamaktan.

*

Kayrevan, beyazlara bürünmüş ulu şehir.

Sülüs dar sokakları kıvrım kıvrım.

Bir mesajı var gökyüzü dünyasına;

Bütün işler yalnız O’na döner.

Evler birbirine, insanlar birbirine,

Yaklaştıkça yaklaşıyor.

Kapılar pencereler açık deniz mavisi.

Magribi ustaların kadim mahareti.

Perdelerde Endülüslü kızların göz nuru dantelalar.

Hüzün rengi şala bürünmüş yolunu gözlüyor,

En son giden yağız atların.

*

Kayrevan Ukbe demek.

Ukbe bin Nafi bin Abdülkays el-Kureşi el-Fıhri.

622 Mekke doğumlu. Emevi devri İfrikıye valisi.

Rüzgarla yarışan soylu atları

Sahralara taşıyor esrik kum tanelerini.

Kartaca yakınlarında bir şehir kuruyor.

Bir kale, bir ribat, bir cami, bir medrese.

Adı; Kayrevan; Yıllardan 670 Miladi.

Daha 50 yıl olmamış Hicri takvimde.

Cami değil medeniyet inşa ediyor.

Kayrevan’ın muhkem minaresi selam veriyor Şam-ı Şerif’e.

İbn Haldun’un duvarına yaslanıp yüzyılları seyrettiği Zeytuna’ya.

İbn Batuta’yı İslam dünyasına uğurlayan Tanca’ya.

Endülüs’ü yüzyıllarca ezan sesiyle uyandıran Kurtuba’ya.

Bir Füsus-ul Hikem oluyor, sayfalarını çeviriyor insan - oğlunun.

Zaman ve makandan azade.

Bir Muvatta oluyor, ol Rasulün izinin tozuna sürüyor mübarek simaları.    

Bir İmru’l Kays oluyor; altlarından ırmaklar akan mısralarla

/ağırlıyor susamış ruhları,

Bürüyen kasidenin serin gölgesinde.

Mütenebbi’ye, Meragi’ye mahur bir ses veriyor uzaklardan.

*

Ukbe bin Nafi; uzun yola hüküm giymiş.

Hayalleriyle kamçıladığı Arap küheylanları yerinde durası değil.

Geçtiler Kartaca’nın Bizans’ın harabelerinden.

Hannibal’a,  Roma’ya selam gönderdiler.

Sahra Afrikasında Berberilerin ruhuna nefes verdiler.  

Ufukları saran Okyanus’a ulaştılar.

İşte orada ellerini açıyor semaya Ukbe;

“Ya Rabbi! Eğer şu derya yolumu kesmeseydi,

Senin yolunda cihad ederek daha ileri giderdim!”

Ukbe, karaların bittiği yerden dönüyor.

Magrib’i, “güneşin battığı toprakları” mayalıyor.

Kandillerde yaktığı pür - nur,

Gecesini, gündüzünü aydınlatıyor Kara Kıta’nın.

Endülüs fatihi Tarık b. Ziyad’a yol açıyor.

And olsun zeytine ve incire.  

*

Dostlar, Kayrevan’a düşürse yolunuz.

Kadim avluda, kuyunun hemen yanında sessizce durun.

Hazin bir tarihle yıpranmış sarı taşların rüzgarla konuşmasını dinleyin.

Mermer sütunların, Endülüs revakların, beyaz alçı nakışların, kufi kabartma hatların,

Şam’daki Cami-i Kebir’i andıran kubbenin, minarenin.

Evvel zaman içinden çıkıp gelmiş gibi dolaşan,

Magribi başlıklı, kırmızı fesli insanların yüzüne,

O donuk ve yılgın gözlere bakın.

Dumanı hala tüten bir travmanın son izleri.

*

Kayrevan camiinde kandil gibi yanıyor / sarı ve loş lambalar.

İnsanlar duvarlara yaslanmış dinliyor,

Tarihi minberdeki ak sarıklı hatibi.

Ama kubbeler başka şey söylüyor;

Mermer sütunlar, ahşap oyma desenler.

Pencereden uzanan ışık huzmeleri,

Taşları boydan boya saran Magribi halılara yansıyor.  

Solgun renkler parlayıp sönüyor,

Küllenmiş bir ocakta rüzgarla ışıyan son közler gibi.

Ahşap kapı, demir kilit, pirinç pervaz, alçı nakış,

Her yerde sinmiş esrarlı bir çığlık;

Mukaddes emanete ne yaptınız?

Kayrevan’ı neden Kurtuba’ya benzettiniz?

Nuruyla kıtaları aydınlatan kandili nasıl söndürdünüz?

Nereye gitti bu mabedin, Zeytune’nin, El Ezher’in, Kurtuba’nın,  

İnsanlığa yol gösteren ilim meclisleri?

*

Azığım yok hüzünden başka,

Ararken yitik bir cennetten kalan sesleri, kokuları.

Yüzyılların duaları, secdeleri birikmiş en kuytu köşelerde.

İmam efendi sesleniyor kıyama duranlara;

“İstevu sufufekum” Safları sıklaştırın!   

Avlunun ortasında yapayalnız,

Suçluluk duygusu sarıyor benliğimi.

Geçmiş zamanların yükü biniyor omuzlarıma.

Kayrevan sokaklarında gezerken,

Evler, duvarlar, beyaz sayfalar gibi.

Her şey hazır yeniden tarih yazmak için.

Bir de sokakta oynayan çocukların gözlerindeki kıvılcımlar.

Sanki onlar hayat verecek sönmeyen ocaklara.

Masum gözler, külleri savuracak

/mübarek bir rüzgar bekliyor.

       

          

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2019, 12:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahmut Sami Çakan
Mahmut Sami Çakan - 3 ay Önce

Sade bir dille ifade etmek gerekirse çok güzel kaleme alınmış ifadeler müthiş betimlemeler harika elinize gönlünüze sağlık.

Mustafa Coşkun
Mustafa Coşkun - 3 ay Önce

Çok hoş ve güzel bir şiirsel anlatım olmuş. Eserde yalnız edebiyat değil,derin bir tarih bilgisinin ve şuurunun olduğu da anlaşılıyor.Ayrica kısacık şiirde bile bir medeniyetin önemli bir çok umdesi hüzün ve özlem duyguları ile vurgulanıyor.Kemal Kahraman beyin eline,kalemine sağlık diyorum.

Hüseyin güleç
Hüseyin güleç - 3 ay Önce

Tebrikler Kemal Bey kardeşim .Derin bir medeniyet ve tarih muhtevali çok güzel bir şiir..defalarca okurdum .eline yüreğine sağlık

banner19

banner13