banner17

Kalbimizi avuçlayıp okşuyor Ramazan!

Şair-yazar Ahmet Mercan, dunyabulteni’nde güzel bir oruç yazısı yazdı. O yazıyı ç-alıntılıyoruz..

Kalbimizi avuçlayıp okşuyor Ramazan!

 

Yenilene yenilene geliyor yine. Dünyanın sınırlarını sonsuza iliştirmeye geliyor. İlk defa esmekte olan taze rüzgâr gibi geliyor.

Oruç bizi "biz" yapan "usta"...Dünyadan Ramazan enstantaneleri

O, tek tek muhatap alıyor mümini. Sarsıyor, sarılıyor; yelkenini hazırlayanın teknesine el atıyor. İcap edeni alıp diyardan diyara götürürken gayrısına ilişmiyor. Adrese teslim ışık hüzmesi kapımızı çalıyor.

Hoş geldin oruç ayı Ramazan, Cana "can" olan zaman

Hoş geldin zorlu konuk. Kolay işlere ara vermek için, nefsin demir bileğini direne direne devirmeye "Hoş geldin usta"…

Akış, anında duru mümin bünyesinde. "Dur" sesiyle, gece yarısı kalk borusu çalar. Kâinat pencerede tıkış tıkış, varlık bir devrana giriyor. Her şey yerli yerinde; her şeye bir şeyler oluyor. Bulut gibi çıkıp giden bir şey var. Göz göz olmaya hazırlanıyor hücre hücre anlam kesilecek insan.

Dur sedasının harfsiz, alfabesiz sineye çarpışıyla bölünüyor gece;

"Bu akış nereye ey insan; ağırlaşmışsın, tutkuların artmış, beden ve ruh dengesi sarsılmış. Böyle hantal, böyle meleklerin uzağında nereye!?"

Kendisiyle böyle konuşur insan; çünkü oruç ruhun lisanıdır.

Bütün pencerelerden ışık düştüğünde geceye, yer sema ile yarışır; yıldızlar sahurda yanan ışıkları seyre dalarlar yerdeki yıldız diye.

Ramazan, azaların ceminde anlatılmaz halin tadına varıp dillerin tutulduğu ay'dır.

Ay mıdır?

Zamanın ölçümlerden kurtulmasıdır. Bin bir ay ve ötesi, daha ötesi. İyilik sınırı olmayan ülke, bulut saflaşan kalbin resmiyse, rakamlar "diz çöker" orda.

Dünyadan Ramazan enstantaneleriBurası Ramazan, beden ve ruh "usta"nın elinde tamirde

Ramazan, iman ülkesinde, hesaba sığmaz tecelli maharetlerinin deveran ettiği diyardır.

Yeni bir akışla emanet alır evreni oruç. Zamana dokunur, taştan kadife sesleri gelir. Sokak, cadde, fabrika, tarla, yeni bir ışıklandırma ile mutmain bir çehreyle selamlar zamanı.

Ağır ağır, sessiz ve derin bir tebessümle akışa durur idrak. Burası Ramazan, beden ve ruh "usta"nın elinde tamirde. Çakıl taşları gezinir oruçlu bedenlerde, ılık suyun serinliği aniden. Gel–gitler mütemadiyen, paslı mazgalları sarsar.

Koşmak dünyayı yoruyor, dur da bir bak.

Koşmak, hızla geride bırakıyor görülmeye, duyulmaya, anlamaya, konuşmaya değer olanı. Koşmak görünmez yapıyor geçilen sokaktaki ağacın meramını. Koşunca boynu bükük kalıyor çiçeklerin rengi ve kokusu.

Hız ölüm oyunudur!

Bakamadan, tekrar dönüp göremeden hızla akıtıyoruz mevsimleri, yalama oluyor gözler, sıradanlaşıyor. Boynu bükük, sergisini toplayıp gidiyor ihtişamlı gösteri. Kör oluyor insan bakarken ve duymuyor sesler kulağında dönüp dururken...

Ramazan duymaya, görmeye, koşmadan yürümeye çağrıdır ötelerden, ikazdır hasletlerin kuşanılması adına.Dünyadan Ramazan enstantaneleri

Öteler ki, dil neylesin...

Sesler öyle parlak, ışık öylesine ağırbaşlı oluyorsa o sabah, beden kıvransın biraz. Kıvransın ki, bunca körlüğe, sağırlığa bigâne kalışını devine devine anlasın.

Oruç, ellerimizden tutmaya geliyor, bizi zaman ötesine taşımaya geliyor.

Zaman ve mekân ötesini hissetmenin ortamını kurunca oruç, merhamete acıktığımızı anlarız. Keskin, köşeli piyasaların elinde jilet kadar yırtıcı oluşumuzu kavrarız. Ellerimiz meğer yokluğun çölüne çekerken gövdemizi, suçüstü yakalarız kendimizi. Mahcubiyet oluyor kârımız. İftar sofrasına yanaşırken insafımıza yaklaşıyoruz mahcup. Gözlerle konuşma vakitlerini yaşıyoruz o an.

Savaşlara giriyoruz kendimizle, hiç tanışmamış gibiyiz tutkularımızla, aldatmışız kendimizi kârlı sandığımız alış–verişlerde.

Yaşama ve ölme ustalığı her hal ve hareketle icra edilmiştir

Gece tam ortadan bir ikramla bölünür: Sahur

Katmanlarından açılan vakit, nimetin dilinden bir işaret bırakır görüşün bittiği, gözün eridiği noktaya.

Dünyadan Ramazan enstantaneleriVaktin yeniden kuruluşunu gerçekleştirir Ramazan. Ritmi yeni akışta tamamlanır caddelerin. Beden uzayıp durduğu kayalıklardan toplanıp gelir. Taşlama çözülür. Beden ve ruh birbiriyle kucaklaşma evresine girer, günün adı Bayram.

Yeryüzüne ağan ılık rüzgârın tek tek topladığı, nefes nefes arındırıp müminleri kardeş kıldığı kıvamın finalidir Bayram.

Dünyanın yetmezliği kavranmıştır; tefekkür, kişiye has sonsuza akan patika yıkanıp durulanmıştır. İnsaf yerine, merhamet iliklere yerleşmiştir. Yaşama ve ölme ustalığı her hal ve hareketle icra edilmiştir; günün adı Bayram.

Ev ev, mahalle mahalle, ülke ülke, kıta kıta, küçük bir mahrumiyet sayesinde benzeşen hallerle halleşip, sayısız pencereye sahip olma ayrıcalığıyla Kitap'a ayarlandı; Ümmet olmanın kıymetini yeniden kavramak da bahse dahil.

Ramazan bir ay ile, bir ömür provası mı sunuyor bize?

Müslüman hayatının ritmini, algısını ve mutmainliğin sınırsız hissedişini önümüze koyuyor. Hilal eve giriyor, gece güne ekleniyor; zaman cesametle mümini kucaklıyor ve erdemler söze giriyor. Budanıyor "aykırı" dalları, müminler boya atacak ağaçlar gibi...

Kişiye özel yağmur gibi kalbimizi avuçlayıp okşuyor Ramazan. İnsanın zayıflığını, cahilliğini, acizliğini, aceleciliğini ve bütün bunlara karşı Rabbimizin merhametini; apaçık, gizemli, akıp giden nehirleri vekil bırakarak anlatıyor.

 

Ahmet Mercan, dunyabulteni.net

 

Asım Gültekin ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2017, 14:46
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20