İsmet Özel: ‘Silinmiş isimlerin bıraktığı silinmez izler’

İsmet Özel, ilk baskısını 1985 yılında yapan “Bakanlar ve Görenler” kitabında bizleri isim bırakmaya değil, iz bırakmaya davet ediyor. Kitaptan “Adını Silmek” başlıklı yazıyı alıntılıyoruz.

İsmet Özel: ‘Silinmiş isimlerin bıraktığı silinmez izler’

Adını silmek

Osmanlı ordusu, o zamanlar bizim Budin dediğimiz, günümüzde ise Budapeşte adı verilen şehri ele geçirdiği zaman sipahilerin komutanı kendine konut olarak şehirdeki küçük, iki katlı ahşap bir evi seçmiş. Macarlar şehri henüz müslümanlar gelmeden önce tümden boşalttıkları için daha önce aristokratların, zengin burjuvaların sarayları ve malikâneleri de bomboş ve kumandanın istese karargâh olarak kullanacağı debdebeli mekânlar olarak hazır bekliyormuş oysa. Büyük binaları müslümanlar ya kışla olarak kullanmışlar veya buralara at bağlamışlar. Bir Yugoslav tarihçisi Osmanlı ordusunun başında bulunan bir kişinin böyle mütevazı bir mesken seçmesini şaşkınlıkla kaydediyor. Çünkü biliniyor ki Budin şehrinin kuruluşu hiyerarşik bir yerleşim için uygun kılınmıştır ve istenildiği takdirde burayı ele geçiren kuvvetler Macar halkının ve devletinin sınıf farklarına dayalı yerleşme biçimini uygulamaya koyabilirdi. Ama bunun tam tersi oldu ve sıradan askerler sarayları doldururken sipahi gösterişsiz bir evi kendine konut olarak seçti. Osmanlı sipahisinin bu davranışında günümüze mahsus sahte tevazuun izlerini bulmak mümkün değil. Günümüzde ünlü kimselerin alçak gönüllü tavırları, fedakârane etvarı kolaylıkla yaygınlaştırılabilmekte, kolaylıkla bir propaganda unsuru haline gelebilmektedir. Şehri ele geçirmiş bir sipahinin durumunu kendi askerleri gözünde sağlamlaştırmak üzere göstermelik şirinliklere başvurmasına gerek yoktur. Eğer malikânelerden birine yerleşmiş olsaydı devlet gücü tarafından kınanmıyacağını tahmin etmemiz zor değil. Öyleyse bu tutuma yol açan sebep ne olabilir? Açık ve belirgin bir cevap bulabiliriz buna: Cihad ve onun sonuçları gözönüne alınırsa Osmanlı sipahisi başka bir tavrı benimseyemezdi. Çünkü cihad eden için önemli olan kişinin başarısı değil, ortaya çıkan hasenâttır. Yapılan işin hayırlı olup olmaması ve sonuçta varılan dünyevi ölçülere vurulamayacak "fayda" ön plândadır, yoksa sonucu elde eden kişinin veya kişilerin onuru, şöhreti veya kazanımları değil. Bütün bu sonuçlar elbette cihadın semeresini alan kişinin ihmal edileceğini intac etmez. Bu olayda dikkate değer olan neye öncelik verildiğinin anlaşılmasıdır.

Bugün müslümanlar olarak kişilerin, adların önemine verdiğimiz değer, istihsal edilecek bir sonuçta bu sonuca katkıda bulunanların paylarına düşene sarfettiğimiz dikkat gözönüne alınırsa, bu alanda ne kadar gerilediğimiz ortaya çıkar. Zaman zaman (çoğu zaman da diyebiliriz) neyin yapıldığı, neyin söylendiği arka plâna itilip kimin yaptığı, kimin söylediği önemli oluyor bizim için. Bu ruh durumunda da fethettiğimiz bütün Budin şehirlerinde sipahiye malikaneyi ayırmayı tabii karşılıyoruz. Adımızı silmek kaygusu ciddi bir kaygu değil artık bizim için adımızı süslemek, süslü haliyle şehri zaptetmek istiyor gibiyiz.

Bizler bugünkü müslüman varlığımızın büyük bir kısmını adını yaşatmayan, ama hakikati en büyük endişe olarak kalbinin derinlerinde duyan insanlara borçluyuz. Bu yüzden bizim "tarih" diye adlandıracağımız bir geleneğimiz yok. Geleneğimiz hakikat zincirinin bizlere hiç de malûm olmayan kanallarla günümüze kadar ulaşmasıyla teessüs etmiştir.

Adını silmek olgusu geçmişte çok yönlü tarzda yaşamıştır. Tasavvufa ilişkin bir örnek de şöyle: "Ahmed-i Zındık, kendisini halktan gizleyen, manevi mertebesini herkese bildirmemek için görünüşte sapık bir derviş gibi davranan melâmet sırrına ermiş erenlerdendir. Bayezid manevi bir işaret üzerine onu Buhara'da aramış, fakat herkesçe bilinen zındık lâkabını söylemekten çekinerek ona sıddık, yani gerçek dost niteliğini yakıştırmış ve kendisini bu isimle aramıştır. Uzun süre dolaşmasına rağmen izine rastlayamayan Bayezid, nihayet bir gün onu bir mescidde Kur'ân okurken bir rastlantı neticesinde yakalamıştır. Ahmed-i Zındık, Bayezid'e herkesçe bilinen lâkabını değiştirdiği, yani tevil yaptığı için çıkışmış, onun zındık sözünü sıddık şekline sokmasına razı olmamış ve bu suretle Bayezid'e bir hikmet dersi vermiştir."

Bizler silinmiş isimlerin bıraktığı silinmez izler üzerinde bir şey olursak olabileceğiz. Budin'i fetheden sipahinin ahşap evi seçmesinden, rağbetteki sıfatı reddeden dervişlerden bize ulaşan ne ise onlarla.

Kaynak: İsmet Özel, Bakanlar ve Görenler, İstanbul, 1991.

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2020, 15:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26