İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair

'Gök kapısı açıldı, hemen duanızı yapın.' İsmail Kara'nın, 'Aramakla Bulunmaz' kitabında yer verdiği Kadir gecesi ile ilgili bir hatırasını ç-alıntılıyoruz.

İsmail Kara'dan Ramazan ve Kadir gecesine dair

Kü­çük yaş­lar­da bir ço­cuk Ka­dir ge­ce­si ile na­sıl bağ ku­ra­bi­lir? He­ye­can­lı bir hi­kâ­ye­ye dö­nüş­müş “hakikat”­le­ri an­lat­mak en iyi yol ol­ma­lı. Bi­ze de an­la­tı­lan bir “hi­kâ­ye” var­dı; çok er­ken yaş­lar­dan iti­ba­ren duy­ma­ya baş­la­dı­ğı­mız ve za­man içe­ri­sin­de keş­fet­me­ye ko­yul­du­ğu­muz bir hi­kâ­ye...

Çok ya­kı­nı­mız olan genç ha­nım ay­nı büyük hadiseyi ye­ni­den ya­şar­ca­sı­na he­ye­can­la an­la­tı­yor:

Yaz ay­la­rın­a rast­ge­len bir Ra­ma­zan­dı. Sıcak ve uzun... Yay­la yap­tır­mak­ta olan kom­şu­muz, ma­hal­le­nin ka­dın­la­rı­nı ve kız­la­rı­nı tah­ta ta­şı­ma­ya ça­ğır­dı. Yayla tahtası hem kalın hem de uzun olduğu için her kadın taşıyamaz. Yaylanın keresteleri de öyledir; güçlü, kuvvetli ve dayanıklı erkek ister... Ra­ma­zan ol­du­ğu için sa­hu­ru bi­raz er­ken ya­pıp gü­ne­şe ya­ka­lan­ma­dan gi­de­ce­ği­miz ye­re var­ma­lıy­dık. Yak­la­şık iki sa­at­lik bir me­sa­fe.

Sa­hu­ru yap­tık ve yola çık­tık. Ön­de er­kek­ler, ar­ka­da otuz ci­va­rın­da ka­dın. Gür­gen­ler, çam­lar, kes­ta­ne­ler ve fun­da­lık­lar­la çev­ri­li or­man yo­lu­na gir­dik. Bildiğin patika yol... Ay ışı­ğı­nın ay­dın­lı­ğın­da yo­kuş yu­ka­rı gi­di­yor­duk. Taş­la­rın ara­sın­dan dö­kü­len so­ğuk ve tat­lı su­lar­dan bi­ri­ne yak­laş­tı­ğı­mız­da be­ra­ber git­ti­ği­miz yaş­lı ha­la be­nim­le bir ar­ka­da­şı­mı ge­ri­ye çe­ke­rek “on­lar git­sin, biz bu­ra­da na­ma­zı­mı­zı kı­la­lım” de­di. Ya­vaş­la­dık ve su­yun ba­şı­na gel­di­ği­miz­de otur­duk.

Ha­la ab­des­ti­ni al­dı. Biz al­ma­ya baş­la­mış­tık ki or­ta­lık bir­den kıp­kır­mı­zı ke­sil­di... Aman Allahım!... Ateşin içine düşmüştük. Or­man, dağ­lar taş­lar ya­nı­yor gi­biy­di... Şaşkınlık içinde ha­la­nın se­si­ni duy­duk: Kız­lar! Gök ka­pı­sı açıl­dı, he­men du­anı­zı ya­pın! Onun bak­tı­ğı ta­ra­fa doğ­ru bak­tık. Gö­ğün bir nok­ta­sın­da na­rın iki­ye ay­rıl­ma­sı gi­bi kor ha­lin­de bir yer gör­dük. Şaş­kın ve he­ye­can­lı idik, ka­pı da ka­pan­ma­ya baş­la­mış­ gibiydi...

Ha­la iç­ten ge­len bir inil­tiy­le du­ası­nı tek­rar­lı­yor­du: Ya rab­bi! Günahlarımı affet, Cen­ne­ti­ne ko be­ni!... Ya­nım­da­ki ge­li­nin yıl­lar­dır er­kek ço­cu­ğu ol­mu­yor­du, o da bir er­kek ev­lat is­te­di. Ben be­kâr­dım, he­lal süt em­miş ve “okun­muş”* bi­ri­nin kıs­me­ti­me düş­me­si için ses­siz­ce yal­var­dım.

Bun­la­rı ya­pa­na ka­dar gök ka­pı­sı da ka­pan­dı. Ken­di­mi­zi to­par­la­dık, ab­dest­le­ri­mi­zi al­dık, na­maz­la­rı­mı­zı kıl­dık. Yo­la ko­yu­lur­ken ha­la bi­zi uyar­dı: Gök ka­pı­sı­nı gör­mek bir kıs­met­tir kızım, her­ke­se na­sip ol­maz, her­ke­se de an­la­tıl­maz. Onun için ye­ti­şe­ce­ği­miz ka­dın­lar ba­his aç­maz­sa siz de bir şey söy­le­me­yin, bel­ki de on­lar gör­me­miş­tir... Ger­çek­ten de yüz, iki­yüz met­re ile­ri­miz­de­ki bu ka­la­ba­lık her­han­gi bir şey gör­me­miş­ti.

Ha­la­nın du­ası öte­ki dün­ya­ya ait idi. Ço­cuk is­te­ye­n gelinin bir se­ne son­ra oğ­lu ol­du. Adını Zelkif koydular. Ben de he­lal süt em­miş ve okun­muş bi­ri­ne düş­tüm. Beni gelin olarak isteyen Kutuz’un evi bir ay kadar önce yanmış, kül olmuştu. Komşularının evine gelin gidecek, yeni bir ev yapmak için yırtınacaktım. Arkadaşlarımdan bazıları da bana bu durumu hatırlatmışlardı. Ben duymazlıktan geldim, çünkü gök kapısı açıkken “okunmuş” birini istemiştim ve taliplim okunmuştu. Za­ten gök ka­pı­sı­nı gö­rüp de dua eden­le­rin du­ası ay­nen ka­bul olur...

*

Bu ha­di­se­nin ve an­la­tı­mın et­ki­si ve ca­zi­be­si yü­zün­den ol­ma­lı ki oku­mak­la ün­si­yet pey­da et­tik­ten son­ra gök / rahmet ka­pı­sı ile il­gi­li bil­gi­ler, anek­dot­lar dik­ka­ti­mi çe­ki­yor­du. Bel­ki de bir da­ya­nak, sağ­lam bir kay­nak arı­yor­dum. Rast­la­dık­la­rım da­ha çok folk­lor, ede­bi­yat ve tür­kü mal­ze­me­si idi. Fa­kat El­ma­lılı Ham­di Efen­di’nin Ka­dir su­re­si tef­si­rin­de ver­di­ği kı­sa bil­gi­le­re ka­vu­şun­ca çok he­ye­can­lan­mış­tım. Mer­hu­mun yaz­dık­la­rı­nı bi­raz sa­de­leş­ti­re­rek ak­ta­rı­yo­rum:

“İbn Ha­cer-i Hey­te­mî (r.a.) Tuh­fe­tu’l-Muh­tac’da der ki: “Ka­dir ge­ce­si­ni gö­re­nin bu­nu giz­le­me­si sün­net­tir. Çün­kü onun ke­ma­li ve fa­zi­le­ti­ne an­cak Al­lah Teâlâ’nın mut­ta­li kıl­dı­ğı kim­se­ler nâ­il olur.

“Ka­dir ge­ce­si­ni gör­me­nin ne de­mek ol­du­ğu ko­nu­sun­da da ule­ma hay­li gö­rüş­ler ile­ri sür­müş­tür. Alu­sî’nin be­ya­nın­dan açık­ça an­la­şı­lan şu­dur: Onu gör­mek de­mek ona mah­sus olan nur­la­rı ve me­lek­le­rin yer­yü­zü­ne in­me­si gi­bi hu­su­si şey­le­ri bil­me­yi ifa­de eden ala­met­le­ri gör­mek de­mek­tir. Ve­ya böy­le bir il­mi ifa­de eden ve ha­ki­ka­tı an­cak eh­li­ne ma­lum olan bir keş­fe er­mek­tir”.

El­ma­lı Ham­di Efendi mer­hu­mun, sır­rî­li­ği sür­dür­mek için ifa­de­si­ni bilerek muğ­lak­laş­tır­dı­ğı­nı sa­nı­yo­rum.

*

O muğlaklaştırsın, ben sırrı fâş edeyim: Çok yakınımız olan anlatıcı genç hanım, anamdır.

* Mahalli dilde "okunmuş", hafızlık yapmış, dinî ilimler tahsil etmiş kişi için, bir de okunup üflenmiş su, tuz vb. için kullanılır. Okullaşma oranı arttıkça normal (laik!) tahsil almış kişiler için de “okunmuş” kelimesi kullanılacaktır.

 

İsmail Kara, Aramakla Bulunmaz, Dergah Yayınları, sf. 16-18.

 

Mehmet Erken ç-alıntıladı

 

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2018, 17:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER