banner17

İçimize bir azap ekmek istedi!

Said Yavuz, Mostar'da Gemuhluoğlu ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Kim bu adam diye soruyor? Biz de yazısını ç-alıntıladık..

İçimize bir azap ekmek istedi!

 

 

Dostluk Üzerine, Fethi GemuhluoğluYürek ustası Fethi Gemuhluoğlu'nun 1975'te Aydınlar Ocağı'nda yaptığı "Dostluk Üzerine" adlı eser, üçüncü kez okur karşısında.

Sadık Yalsızuçanlar'ın derlediği yeni kitapta daha önceki kitaplarda bulunmayan kimi yazılar da mevcut. Said Yavuz, Mostar'da bu yeni kitaptan hareketle bir yazı kaleme aldı. kim bu adam diye soruyor?

"Uykumuzu kaçırmak isteyen, içimize azap ekmek, bize yatağı dar etmek isteyen? Sorduğu bir soru daha var. Nuri Pakdil'in Fethi Bey'i anlattığı ve okurların hasretle yeni baskısını beklediği Bağlanma adlı eser bu derleme kitaba alınırken acaba Usta'ya soruldu mu? İşte o yazı.


Modern şair ve yazarlardan bazıları sadece yazdıklarından yola çıkılarak kendileri ile ilgili hüküm verilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Yapıp ettikleri, hadiseler karşısında konumlanışları yazmalarından tamamen ayrı tutulmalı imiş.

Borges, işi biraz daha ileri götürerek yazarın, okura verdiği keyif oranında ve uyandırdığı hislere göre değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, onun düşüncelerinin dahi değerlendirme ölçütü olamayacağını savunmuş. Acaba şairi sadece yazdıklarıyla değerlendirmek mümkün müdür? Biz insanlar, bizi hayrete gark eden parmakların, kâğıt arkasında neyi kavradığını, hayata hangi işaretleri çaktığını, neler karşısında yumruğa ve neler karşısında bir güle dönüştüğünü görme merakıyla mündemiç değil miyiz? Bu merak, yazılan nedeniyle ruhta açılan yaranın neye değdiğini anlamak için serdedilmiyor mu?

“Ben dost yüzü görmezsem / Bu gözlerim nemdir benim” diyen Yunus Emre’nin dost eşiğine başını koyuşu, dost ocağına taşıdığı odunu seçerkenki tercihleri, adeta şiirinin sağlamasını yapmak için bakma ihtiyacı hissettiğimiz eylemleri değil midir? Yazılanla yapılan arasındaki rabıtanın kaviliği şiiri muhkem kılmada önemli bir görev icra ediyor.

Fethi Gemuhluoğlu’nun 1975’te Aydınlar Ocağı’nda irticalen yaptığı bir sanat eseri diyebileceğimiz konuşmasını ilk okuduğumda kanımın akışını hızlandıran o güçlü ses, beni kendi menfezine çekmeyi başarmıştı. Kimdi bu insan? “İnsanlar hal-i cimadan doğmuyor, onları gönül döllüyor” diyen? “İnsana, fikre, tarihe, komşuya, kendi vücuduna dost olmak… Tarihe dost olmadığımız için eskiden vali gönderdiğimiz yerlere sefir gönderiyoruz. Bunalım Batı adamınındır, Doğu adamının, gerçek mümin ve muvahhit kişinin bunalımı olmaz. Her şeye dost olalım, uykuya dost olmayalım, her şeye dost olalım politikaya dost olmayalım. Her şeye dost olalım ve paraya dost olmayalım. Ben parayı sol elleriyle tutanların destanımsı hikâyeleri ile büyüdüm. Beyefendiler günahlarınız bile şevk içinde olsun. Eğer günah işleyecekseniz, aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum. Huzur içinde uyuyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar.”

Mostar DergileriKimdi bu adam? Uykumuzu kaçırmak isteyen, içimize azap ekmek, bize yatağı dar etmek isteyen? “Şimdi riya, saltanatını sürüyor” diyordu. “Onun da ömrü çok kısadır. Gelecek bir mübarek vakte hazır olunuz.”

Bir nebze onun hayatına bakanlar sözleriyle dostluğun sınırlarını çizen Fethi Gemuhluoğlu’nun yaşamının sözlerinden daha tesirli olduğunu anlamakta gecikmeyeceklerdir. Yazı ve söz orucu tutması da kendisi için aslolanın eylem olduğunu ortaya koymuyor mu? 1970’li yıllarda Türkiye’de edebiyat ve sanatla uğraşmış her kim varsa hemen hemen hepsinde emeği olan bir insan. Bir gece Erol Güngör’ün elinden tutar, Prof. Dr. Mümtaz Turhan’a teslim eder: “Bu delikanlı sana emanetimdir.” Başka bir gün kültüre dost olan bu adam Muini’nin manzum mesnevi şerhini bugünkü yazıya aktarabilecek birini gözüne kestirir, ona burs imkânı sağlar, onu yüreklendirir. Daha sonraları bir mektep vazifesi yapacak Edebiyat Dergisi’ni çıkarması için Nuri Pakdil’i ateşler. “Sanatla girdi ülkemize yabancılaşma, yine sanatla çıkarılacaktır.” Hukuk okuyan Mehmet Çavuşoğlu’nu Hukuk’tan vazgeçirir, edebiyata yönlendirir. Çavuşoğlu, eski edebiyat alanının önemli bir ismi olur. Fıtratın nabzını ölçen bir idraki vardır onun. Ali Bulaç, Haluk Dursun, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Beyazıt, Akif İnan, İsmet Özel, Mehmet Çavuşoğlu, Sait Maden, Cahit Tanyol, Yavuz Bülent Bakiler ve dahası. Bu toprağın çocuklarını hangi kesimden olursa olsun sahiplenişi, onları yazmaya yönlendirişi, Türkiye’nin eşini göremeyeceği bir destandır. Onun her tabakadan insan arasında bir görünmez irtibat sağladığını söyleyen Rasim Özdenören onun vefatından sonra “şimdi bu topluluğun şirazesi dağılmıştır” diyecektir. Günümüzde edebiyatla uğraşan her genç için onun yüreklendirici tavrının bir efsane gibi görülmesi neyin aramızdan çekildiğini de işaret ediyor. Fethi Bey, Cahit Tanyol’un yazdığı Kurtuluş ve Fetih Destanı yayımlandığında heyecanla yazarın evine gelir, cezbe içinde metni okur, “bu destanı yazanın önünde kıyam edilmez, diz çökülür.” der. Tanyol şu itirafı yapacaktır: “Öyle okudu ki sanki yazan o, dinleyen bendim.” Üniversite yıllarında çıkardığımız edebiyat dergisini öpüp başına koyan hocamız Rahşan Gürel’in bir avuç dostun yazma tutkusunu nasıl işlediğine şahit olarak bu satırları yazıyorum. Ortaya koyduğumuz şunca marifet varsa ona borçluyuz. Artık yürekli insanların yüreklerini dayayacakları bir yer yok, ne yazık.

Dostluk Üzerine, Fethi GemuhluoğluŞeyh Galip’in türbesini ziyaret esnasında Fethi Gemuhluoğlu, vecd içinde yanındaki Yaşar Nuri Öztürk’e, “secde eder misin” diye sorar. “Namazlarımı kılmaya çalışıyorum” şeklinde cevap veren yazarın adeta boğazına sarılırcasına, “ben sana namaz kılar mısın, demedim, Yaşar Nuri, secde eder misin dedim” diye haykırır. Secde; secde eden, sacid, mescud ve secde mahallinin birleşmesidir.

Yukarıda Fethi Gemuhluoğlu ile ilgili çok kısaca değinilen anılar, onu sevenlerce yazılmış metinlerden alındı. 2000 yılında kendi yazdıkları, ardından yazılan şiir ve yazılardan oluşan Gerçek Olan Aşktır ve Dostluk Üzerine isimli iki kitap yayımlanmıştı. Sadık Yalsızuçanlar, önceki kitaplara girmeyen bazı yazıların da bulunduğu Dostluk Üzerine eserini derleyerek Fethi Gemuhluoğlu’nu yeniden hatırlamamızı sağladı. Makam ve mansıbın, paranın ve menfaatin bizim mahalleyi istila ettiği, muhafazakâr müteahhitlerin iştahla ağaçlık alanları kolladığı, liberalizmin göğüsleri günahlar için geçirgen kıldığı, kalemlerin secdeyi unuttuğu bir hengâmede onu hatırlamak, kâbusla uyanmaktır, koltukta çarpıntı geçirmektir, ezansız, şiirsiz, türküsüz, zikirsiz, Hüseyinsiz kalakalmaktan ödü kopmaktır, gelecek bir mübarek vakti kaçırmak telaşına düşmektir.

Said YavuzSadık Yalsızuçanlar’ın hazırladığı eserde dikkatimizi çeken bir konu daha var. Nuri Pakdil’in Fethi Gemuhluoğlu’nu anlattığı 1979’da çıkan ve biyografi dalında sayılı özgün eserlerden biri kabul edilen Bağlanma, yeni baskı yapılmadığı için sevenlerince özlemle beklenmekte idi. Nuri Pakdil’in bazı ekleme ve düzeltmelerle bu kitap üzerinde çalıştığını biliyoruz. Umuyoruz ki Fethi Beyle ilgili bu derleme esere Bağlanma kitabının tümü konulmadan önce yazarından izin alınmıştır.

 

Mostar Dergisi'nden Said Yavuz'un izniyle çalıntılanmıştır.

Asım Gültekin ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2010, 13:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ümit varışlı
ümit varışlı - 9 yıl Önce

anlamsızlaşan dünyamıza anlam katan usta

pakdil çalışma gurubu
pakdil çalışma gurubu - 9 yıl Önce

Yazarımıza teşekkürler. Bağlanma'nın 80 sayfasının 72 sayfası Nuri Pakdil'den İZİNSİZ olarak adı geçen kitaba alınmıştır. ama sanırız Fethi Bey hatrına bu, gündeme getirilmedi. üzücü olan bu eserle ilgili yeni baskı hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde bunun yapılmış olmasıdır.

banner8

banner19

banner20