İbnülemin Mahmud Kemal Bey'in Manzum Öfkesi

Kütüphanesini İstanbul Üniversitesi'ne bağışlayan, fakat bu bağışın tahakkukunu vefatından sonraya erteleyen İbnülemin Mahmud Kemal Bey; A. Süheyl Ünver'in benzer nitelikteki bağışını kuvveden fiile çıkarmasına epey öfkelenmiş. Bu öfkeden ve neticesinde kaleme alınan manzumeden, Uğur Derman'ın bir yazısıyla haberdar oluyoruz. Derman Hocanın o yazısını alıntılıyoruz.

İbnülemin Mahmud Kemal Bey'in Manzum Öfkesi

Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. İsmail Erünsal hocamız için bir vefa programı düzenlendi. Bütün dostları, talebeleri ve sevenlerinin iştirakiyle anlamlı bir program oldu. 2014 senesinde de ona vefa mahiyetinde “Kitaplara Vakfedilen Bir Ömre Tuhfe & İsmail Erünsal’a Armağan” isimli iki ciltli güzel bir eser ortaya konulmuştu. Kütüphanede bir inceleyeyim derken içerisinde birbirinden ilginç ve güzel bahislerin bulunduğu makalelere rastlayıp kendimi bir okyanusun ortasında hissettim. Ancak bunlardan “İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in Manzum Öfkesi” başlığıyla Uğur Derman hocamızın yazısı çok dikkat çekici ve her yerde okuyamayacağımız cinsten bir hatıra idi. İşte huzurlarınızda mezkur yazı…

İBNÜLEMİN MAHMUD KEMAL BEY’İN MANZUM ÖFKESİ

Mücerred geçen 86 yıllık ömrünü semeresi çok faaliyetleriyle dolduran ve milletine muhalled eserler bırakan İbnülemin Mahmud Kemal İnal (1871-1957), kütüphanesini İstanbul Üniversitesi'ne bağışlamaya karar vererek 1949 yılında bunun noterlikçe de tescilini yaptırmış, ancak bağışının tahakkukunu ölümünden sonraya ertelemişti. Lakin bu gibi hayra matuf teşebbüslerin sadece zatına mahsus olduğunu mu sanıyordu, bilmem amma, henüz hayatta iken bir başkasının kendi önüne geçerek, benzer bir bağışı kuvveden fiile çıkarması Mahmud Kemal Bey'i çok öfkelendirmiş olmalı ki, yapılan o bağışı adeta alaya alan bir manzume kaleme alıvermişti. Bu manzumeyi nakle geçmezden önce, bu feverana sebeb olan Süheyl Ünver Hoca'nın farkında olmadan işlediği büyük günahı(!) nakledelim.

“Eşi görülmemiş bir bağış, aferin Doktor Süheyl'e”

1933'den beri müdürü ve hocası olarak başında bulunduğu Tıp Tarihi Enstitüsü'nün, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı'nca 1951 yılının ilk aylarında esaslı bir tamirden geçirilerek tefriş edilmesi, Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'i son derecede bahtiyar eder. Buna mukabele-i şükran olmak üzere, hayatının sonunda düşündüğü bağışı şimdiden yapmağa karar vererek, sayısı 100.000'i bulan arşivini ve 2.000 kitabını Tıp Tarihi Enstitüsü'ne vakfeder. Bu babda kimseyle yarış etmek derdinde olmadığı için, bağışının gizli kalması arzusuna rağmen, bu güzel haber kısa zamanda yayılır. Gazete ve dergilerde, ayrıca Anadolu Ajansı vasıtasıyla radyoda duyurulur. Gerekli muameleler tamamlandıktan sonra İstanbul Üniversitesi Merkez Binası'nda "Dr. A. Süheyl Ünver Arşivi ve Kütüphanesi" 4 Eylül 1952 günü resmen kurulmuş olur. Anılan faaliyetten memnuniyet duyan pek çok dostuna karşılık, ehibbası arasında yer alan Mahmud Kemal Bey ise, bağış hususunda kendisinden erken davranan Süheyl Bey'in bu hareketinden herhalde iğbirara kapılır ve “failatün+failatün+failün" vezniyle 18 beyitlik şu hezl-amiz manzumeyi yazar:

Eşi görülmemiş bir bağış

Aferin Doktor Süheyl'e, mil fua,

Yaptı bir arşiv ki yüzmilyon değer.

Arşivinde yüzbin arşiv muhtefi,

Bilmiyorduk, kenz-i mahfimiş meğer.

Nakli icab etse şayed bir yere,

Nısfını onbin öküz ancak çeker.

Diger asâr-ı semine bihesab,

Belki altmışbin katır terhil eder.

Bahş edince arşivi, verdi Ajans

Şehr-i İstanbul'a, sür'atle haber.

Ankara burdan haber almış iken,

Geldi ordan ol haber herkes güler

Bir bağış kim, kainatda yok eşi,

Ehl-i aklı etti sersem, serteser!

Bazılar "Şaşdım da kaldım" türküsün

Fart-ı hayretle terennüm ettiler!

Yaklaşınca ruz-ı rüstahiz, olur

Pek garib haller cihanda, cilveger.

Etme tafsil maddeyi, takdire geç,

Belki Doktor başka manalar sezer.

Bir hekimdir ki, latife bertaraf,

Destini hürmetle Câlinos öper.

Hem müverrih, hem müzehhib, hem hekim,

Görmemiştir aynını, ayn-ı beşer!

Minyatür fenninde üstad-ı kül,

Yaptığı tasvire Mâni baş eğer.

Böyle yüzbin arşivini kim verir?

Varsa göster öyle bir âli-güher.

Bir bağışdır ki, temaşa eyleyip

İbret alsın ehl-i ilm ü ehl-i zer.

Cümle akvam bir ağızdan bağrışır:

"Ortaya koydu muazzam bir eser"

Sevmeyen kalmaz görünce arşivi,

Böyle sahib-himmeti herkes sever.

Mil fua mersi, Süheyl Ünver Bey’e,

Ün salıp olsun cihanda muteber.

(1951, İbnülemin Mahmud Kemal)

"Hazine-i evrak"ın "arşiv" adıyla anılmasına ayrıca öfkelendiği anlaşılıyor

Manzumesinin başında ve sonunda Süheyl Hocaya Fransızca hitab ederek takdir ve teşekkürlerini(!) bildirmesinden, kendisinin "hazine-i evrak" olarak tanıdığı tarihi malzemenin aynı lisandan "arşiv" adıyla anılmasına ayrıca öfkelendiği anlaşılıyor. Çünkü manzumede kütüphaneye itiraz yok; evveliyle, ahıriyle ille de arşiv... Düşünüyorum da, zatı bağışını ölümüne bağlı olarak tehir eden Hazret'in, 4 Eylül 1952'de resmileşen "Süheyl Ünver Bağışı”ndan hemen sonra harekete geçerek 5 Mart 1953'deki jübilesinde açıklandığı üzere, kendi bağışının hemen tahakkukunu isteyişinde de acaba Ünver bağışının tesiri var mıdır? 29 yıl yakınında bulunduğum Süheyl Hoca'nın bu manzumeden haberdar olduğuna dair bir bilgim yok. Haberi bulunsa bile,

Cihan bağında ey akıl, budur makbul-i ins ü cin,

Ne sen bir kimseden incin, ne kimse senden incinsin.

beytinde tarif edilen yaradılışından ötürü müteessir olacağını da sanmıyorum. Mahmud Kemal Bey'in ise, 1955 yılında neşredilen Son Hattatlar isimli kitabında (s. 6-7) Ünver'i: " ... Hattat-ı şehir Şevki Efendi merhumun hafidi, hünerver Doktor Süheyl Bey'in de, Topkapı Sarayı Müzesi'nin bir dairesinde te'sis ettiği san'at yuvasında genç erkek ve kızlara tezhib ve minyatür talim etmekte olması bizi memnun etmektedir" sözleriyle yâd etmesi, onun da bu "Eşi Görülmemiş Bir Bağış" mes'elesini artık kapadığını gösteriyor.

Bu arşivli manzumeyi her iki muhteremle de yakınlığı olan Ekrem Hakkı Ayverdi Bey (1899-1984) 30 küsur yıl evvel bana vermişti. Geçenlerde, yeniden elime geçirince, ömrünü kütüphane ve arşiv konularıyla hemhal olarak sürdüren aziz muhibbim ve kadim dostum Prof. Dr. İsmail E. Erünsal'ın armağan kitabında yer almasını münasip gördüm. Bu vesileyle İnal, Ünver ve Ayverdi'yi rahmetle anar, Erünsal'ın ömrüne bereket dilerim.

Manzumede geçen bazı kelimeler için lugatçe aşağıdadır:

Milfua (Millefois): Bin kerre

Muhtefi: Gizlenmiş

Kenz-i mahfi: Gizli hazine

Nısfını: Yarısını

Asar-ı semine: Değerli eserler

Terhil eder: Nakleder

Serteser: Baştanbaşa

Part-ı hayret: Şaşırmada aşırılık

Ruz-ı rüstahiz: Kıyamet günü

Cilveger: Görünür

Calinos: Hekimliğin pirlerinden Galinos, Galen (131-210)

Ayn-ı beşer: İnsan gözü

Üstad-ı kül: Çok şeyleri çok iyi bilen

Mani: Nakkaşlığın piri sayılan ve batıl Maniheizm'in kurucusu olan kişi.

Ali-güher: Mayası yüksek

Ehl-i ilm ü ehl-i zer: İlim ve altın sahipleri

Akvam: Kavimler, milletler

Sahib-i himmet: Himmet sahibi

Milfua mersi (mille fo is merci): Bin defa teşekkür

Kitaplara Vakfedilen Bir Ömre Tuhfe & İsmail Erünsal’a Armağan, 2.cild, s.735-740

 

Ömer Faruk Deliktaş

 

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2016, 17:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13