Hürriyetimizin kaynağı mesuliyet!

Eğitim Yazıları dergisinin son sayısında Ahmet Mercan Erhan Erken ağabeyimizle bir söyleşi yaptı. O söyleşiyi ç-alıntılıyoruz.

Hürriyetimizin kaynağı mesuliyet!

Eğitimin amacını nasıl tanımlıyorsunuz?Erhan Erken

Farklı tanımlar ve bakış açılarına göre eğitimim amacı ile ilgili şunları söyleyebiliriz. Eğitim, insanoğlunun yaratılışında mevcut olan kabiliyetlerinin ve özeliklerinin (bu özellikler ruhî, bedenî ve zihnî mahiyette olabilir) gelişmesini sağlar. Kınalızade’nin tarifine göre kişiyi dinî ve dünyevî vazifelerinin hakkıyle yerine getirebileceği bir hale ulaştırır. Nesiller arasında kültür aktarımını sağlar. İnsanoğlunun becerisini geliştirir ve onu meslek sahibi yapar. Modern dönemlerdeki kullanımıyla iyi yurttaş yetiştirme ve tebaayı denetleme aracı olarak işlev görür.

Eğitim anlayışınızı açar mısınız?

İnsanoğlu beşikten mezara kadar eğitimin konusu olan bir varlıktır. Eğitim düzenli bir şekilde kurumlar kanalıyla yapılabileceği gibi hayatın içinde ve yaşayarak gerçekleşen eğitim de (aile, mahalle, cemaat v.s veya iletişim organları marifetiyle de gerçekleşen eğitim) en az kurumsal eğitim kadar hatta çoğu zaman ondan da etkili bir yoldur.

İnsanoğlunun çeşitli alanlarda gelişimi ile birlikte eğitim araçları da çeşitlilik göstermektedir.

Fakat her dönemde gerek kişisel gerek kurumsal gerekse de davranışsal açıdan rol modeller eğitimde çok önemli ve etkili bir yer tutmaktadır. Burada ana gaye Kınalızade’nin tarifinde anlatıldığı gibi ‘kulun dinî ve dünyevî vazifelerini hakkıyla yerine getirebileceği bir hale ulaştırılabilmesidir.’ Bu hedefe ulaşmada hangi yol ve yollar daha verimli, zamanın ve zeminin ruhuna en uygun metod hangisi olacaksa onun veya onların tercih edilmesi gerekmektedir. İnsanların karakter özellikleri, adetleri, gelenek ve görenekleri farklı olduğundan onlara en iyi hitap eden yollar kullanılmalı, tabii ve reel kanallar kullanılmaya çalışılmalıdır.

Bu tarz bir yaklaşım sayesinde ancak insanlık her devir bir öncekinden daha güzel bir yaşam standardına kavuşabilir, insanlık vasıflarına daha uygun bir hayatın yaşanması gerçekleşebilir.

Eğitim anlayışınızın temellerini nereden buluyorsunuz?

Yukarıda zikrettiğim hususlar benim için çok önemli olan belli kaynaklara dayanarak edinilmiş kanaatler ve bilgilerdir. Dolayısıyla kaynaklara nisbetle sağlam olduğuna inanmaktayım. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek, ilmi kimden aldığımızı bilmek en önemli hareket noktamızdır. Tarih boyunca Allah(cc) kullarına hep peygamberler göndermiş ve bu yüce kişiler insanlar için rol model olmuştur. Bu peygamberler belli topluluklar oluşturmuş ve bazen küçük bazen de büyük olmak üzere örnek toplumsal yapılar ortaya koymuşlardır. Vahye dayalı bilginin toplumsal bir hüviyet kazanamadığı, bazı peygamberlerin adeta tek başlarına kaldıkları dönemlerde bile nelerin olmaması gerektiği ile ilgili bilgiler bize hakikati göstermiştir.

Neredeyse tüm peygamberlerin ve önder kişilerin bir meziyetleri ve meslekleri olmuştur. Nerdeyse tüm mesleklerin piri olan bir peygamber vardır. İdris Peygamber terzilerin, Davut Peygamber demircilerin, Lokman Peygamber doktorların rol modelidir. Asr-ı Saadet tüm insanlık için örnek bir toplum modelidir.

Aslolan insanların yaşadıkları hayat sürecinde daima hakkın ve doğrunun yanında tercih yapmaya çalışmaları, kendilerinden sonraki nesle bunları aktaracak mekanizmalar kurma gayreti içinde olmaları ve adeta tarihe iz bırakabilmeleridir. Sonraki nesillere düşen de tarihî süreçte hakkın ve hakikatın gerçekleşmesi yönünde bırakılmış güzel izlerin peşini sürmek, onları canlı tutmaktır. Rahmetli Sabahattin Zaim bir röportajında şöyle diyordu: “İnsan daima kamerayla çekim yapan kameraman ve ışıkçı gibi olmalıdır. Hep doğruyu ve hakkı aydınlatmalı ve onları insanlara göstermeli, kötünün ve zararlının üzerine ışık tutmamalı ve onu insanlara mümkün olduğunca göstermemelidir.”

Eğitim Yazıları
(+)

Eğitimde düzelme nerden başlamalı, nasıl yapılmalı?

Düzelme olacaksa bu önce kişinin kendisinden başlamalıdır. Dalga dalga en yakınından en uzağa doğru gitmelidir diye düşünüyorum. İnsan kendine nasıl istikamet verecek diye sorulduğunda en önemli başlangıç noktası kişinin varlığı ile ilgili doğru soruyu sorup ona doğru cevap verebilmesi ile alakalı.  İnsan niçin yaratıldı ve insanın varlığına karar veren irade ondan ne istiyor?

Bu soruya doğru cevap verebilmesi için insanın doğru bilgi kaynağına ihtiyaç var. Burada da iman ön plana çıkıyor. Doğru bilgi kaynağı yüce Allah’tan gelen vahiy ve O’nun Elçisi’nin sözü ve yaşama şekli ise o zaman bu kaynaklardan elde edeceği bilgiler ile varlığının hakiki gayesine varacak insanoğlu. Bu gayeyi keşfettikten sonra da ona uygun ameller aksiyonlar yapacak. Kendinden önceki dönemde bu tarz davranışlar gösteren insanların tecrübelerinden istifade edecek. Onları öğrenecek, hayatında uygulayacak, en yakınından başlayarak çevresine anlatacak, bu gayeye yönelik organizasyonlar oluşturacak veya var olanları bu gayelerle uygun hale getirmeye çalışacak.

Başarının sadece rakamsal ifadelere yüklendiği bir dünyada, erdemli bir nesil nasıl yetişir?

Erdemli bir neslin hem ahlaki değerlerle hem de insani kabiliyetler ve özellikler ile donanımlı olması gerekiyor. Çağın gerektirdiği bilgiler, alet ilimleri, maharetler olabildiğince gençlik tarafından kazanılmaya çalışılmalı. Fakat aynı zamanda dini ve ahlaki değerler her zaman ve şartta bunların üstünde yer almalı. Amaçlara ulaşmaya çalışılırken sürekli doğru yollar kullanılmalı, hedefe varmak ve güç elde etmek gayesiyle meşru olmayan araçlara tevessül edilmemeli.

Erdemli nesil sadece kendini, ailesini, hemşehrisini, cemaatini düşünmemeli. Tüm insanlığın iyiliğine ve hayrına çözümler peşinde koşmayı kendine ilke edinmeli. Tüm insanlığın kurtuluşu için gayret sarf eden bir Peygamber’in ümmeti olduğu bilincini daima hatırlamalı.

Eğitimin okullarla endeksli ve belirli süreye ait görülmesinin zaaflarından bahseder misiniz?

Eğitim beşikten mezara kadar süren bir faaliyettir. Okul dönemi onun sadece bir bölümüdür. Tarihin farklı dönmelerinde farklı okul ve mektep türleri ortaya çıkmıştır. Süreçleri ve bunların süreleri farklı olmuştur. Toplumlardan toplumlara, zamandan zamana değişiklik göstermiştir. Bundan sonra da muhtemelen bu değişiklik devam edecektir.

Sıbyan mektebi, idadi, rüştiye, medrese diye süren bir devre sonrasında anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite diye belli bir dönem devam etmiştir. Daha sonra ortaokulun kalktığını görüyoruz. Lise süreleri sürekli değişmekte, okul türleri değişmekte, yüksek öğrenimin şekli farklılıklar göstermekte. Ayrıca normal okulların yanında dershanelerden oluşan yepyeni bir eğitim şekli ortaya çıkmakta. Toplumun ileride alması düşünülen şekli hedefleyenler bu hedeflere uygun olarak okulların sürelerini, yapılarını ve müfredatlarını planlamakta ve bu sayede bir sonraki nesli eğitmeye çalışmaktadırlar.

Tabii bir toplumun ileride alması gereken şekli belirlemede kim, nasıl ve hangi meşru ölçüler içinde hak sahibi olmaktadırlar? Özgür bir toplumda bu kararı kimler ve nasıl vermelidirler? Bu tip bir soru ve buna verilecek cevaplar çok büyük önem taşımaktadır.

Toplumda bu konuda net bir konsensüs oluşmadığı dönemlerde resmi okulların yanı sıra farklı eğitim tipleri ve arayışları da meydana çıkmaktadır. Veya toplumun genel istekleri nazarı itibare alınmadan verilen bu tip bir karar karşısında toplumun eskiden beri gelen gelenekleri, aile yapıları ve değerleri, çocukların ve gençlerin eğitimine farklı şekillerde müdahale etmektedir. Bu durumda da okul ile toplumun diğer katmanları arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Burada önemli olan genel eğitimin hedeflerine ve yapısına karar verenlerin halkın çoğunluluğunun isteklerine, eğilimlerine, ülkenin tarihi değerleri, kültürel yapısı ve ait olduğu medeniyetin genel özelliklerine uygun yapılanmaları bulup uygulayabilmeleridir. Aksi halde genele yönelik okul faaliyetleri istenen başarıyı sağlayamazlar.Erhan Erken

Talebe kimdir? Ne talep eder ve ona nasıl yaklaşılmalı?

Talebe bilindiği gibi bir şeyi talep eden yani isteyendir. İnsan her türlü şeyi talep edebilir. İyiyi, kötüyü, ilmi, cahilliği, zenginliği, fakirliği, velhasıl her şeyi. Aslolan iyiyi, güzeli, doğruyu ve hakkı talep etmektir. Bir de talep edenin talep ettiği şeyin talep ettiği kişide veya yerde bulunup bulunmadığıdır. Yani talep ettiği şeyi ona sağlayacak doğru yerden mi bu talebi yapıyor yoksa yanlış adreste dolaşıp vakit mi kaybediyor? Tüm bunlar doğru talep ile doğru arzın buluşup buluşamayacağını sağlayacak noktalardır.

Bu genel noktalardan sonra özetle şöyle söylenebilir ki; kişi ne istediğini biliyorsa, gönülden istiyorsa ve isteğini doğru yerden talep ediyorsa amacına ulaşması kuvvetle muhtemeldir. İlim için şöyle söylenir: Allah ilmi isteyene, parayı istediğine verir. Her isteyen tüm isteklerine istediği oranda ve zamanda tıpa tıp ulaşması her zaman mümkün olmaz ama maksadına ulaşanlar ancak arayanlar ve ısrarla isteyenlerdir.

Öğretmen kimdir? Neyi temsil eder?

Öğretmen kelime manası itibariyle bir şeyi öğreten kişidir. Her şeyin öğretmeni olabilir. İyiyi de kötüyü de, doğruyu da yanlışı da öğreten kişiye kelime manası itibariyle öğretmen denebilir. Bir de eskiden kullanılan muallim kelimesi vardı ki bu ilim öğreten manasında daha özel anlamlı bir kelime idi.

Bugün genelde ilköğretim seviyesinde hizmet gören eğitimcilere öğretmen denmektedir. Lise dönemine geçildiğinde hoca kelimesi daha çok kullanılmaktadır. Dini ilimlerle ilgili muallimlere de hoca denmektedir. Camilerde imamlık yapanlara da genellikle hoca denmektedir.

Toplumumuzda önemli bir kültürel ve sosyal değişim yaşandığından ve köklü müesseseler itibariyle de belli bir kesiklik oluştuğundan dolayı, birçok alanda kelimeler ve kavramlar düzeyinde karışıklıklar ortaya çıkmaktadır. Bazı kavramlar gelenekten gelirken aynen kullanılmakta, bazılarının muhtevası değişmekte, bazıları için de ithal kelime ve kavramlara ihtiyaç duyulmaktadır. İlim sahasında ve eğitimde de bu sıkıntı çokça yaşanmaktadır.

Nurettin TopçuRahmetli üstad Nurettin Topçu’nun 1959 yılında verdiği bir konferansta Muallim konusundaki sözlerinden bir bölümünü nakletmek istiyorum; Rahmetli Topçu şöyle diyor: “Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da muallimlerdir. Muallimin alçaltıldığı, mesleğinin hor görüldüğü milletler düşmüştür, alçalmıştır. Muallime değer verildiği, muallimin hürmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir.”

‘İlk çağda muallim, hakim yani hikmet adamı idi. Ortaçağda muallimlik rolu, zahidlerin din adamlarının eline geçti. Halkı yetiştiren, ruhlara istikamet veren onlardı. Rönesanstan sonra muallimi, zekayı, tabiat hadiselerinin arkasından ve onların  ışığında ilerleten laboratuarlarla atölyelerde buluyoruz.19. Asırda ise, teknikle tecrübenin üstadı olan bu muallimle yan yana ve ona rakip olarak romantik aşkın telkincisi muallimi görmekteyiz.”

Milletimiz hangi muallim tiplerini tanıdı?

Milletimizin ruhi temelleri olan İslam’da, peygamber ilk muallimdi. Öğreten o, inanca çağıran o, yürüten o idi. Devlet ve mektep işlerini birleştirmiş, devleti mektep haline getirmişti.’

‘Muallimin mesuliyetleri çoktur ve cemiyet hayatının her sahasına uzanmaktadır. Bir memlekette ticaret ve alış veriş tarzı bozuksa bundan muallim sorumludur. Siyaset, milli tarihin çizdiği yoldan ayrıldıysa, milletinin tarihi karakterini kaybetmişse, bundan sorumlu olan yine muallimdir. Gençlik avare ve davasız, aileler otoritesizse bundan da muallim sorumlu olacaktır. Memurlar rüşvetçi, sorumlu makamlar ilitmasçı iseler muallimin utanması icap eder. Din hayatı bir riya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sultansız kalmışsa bunun da mesulu muallimleridir.’

Muallimin ruh yapısını meydana getiren karakterleri anlatırken de özetle şu noktalara dikkati çeker;

Muallim her şeyden evvel hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkardır, kullanıcısı değil yapıcısıdır, seyircisi değil aktörüdür. O en güzel en doğru hayat örneğini yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız

Muallim geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde, buna tahammül etmesini bilen, tahammül etmesini seven idealcidir.

Muallimlik sevgi işidir, ruh sevgisidir.Ruhun ulvi olan isteklerine nefsinden her şeyi feda eden  sevginin ferdi ulaştırdığı örnek insan mertebesidir. Muallim halk gibi her yaşayan gibi yaşayamaz. Peygamberimizin (a.s) bunu pek güzel anlatan bir sözü var:’ Eğer bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız ve zevklerinizi yapmazdınız.’

Muallim hepimizin her an muhtaç olduğu doktordur. İman ve anlayış vasıtaları ile bizi tedavi eder. Biz kibirli isek o mesul, biz sabırsız isek yine o mesuldur. Biz bütün bunlardan habersiz isek, bundan da o mesuldur.

Muallim sahip olduğu bu mesuliyetle içimizde en fazla hür olan insandır. Çünkü mesuliyetimiz, hürriyetimizin kaynağıdır. Muallimin çalışmasını idari ve siyasi endişelerle kayıtlandırmak öğretim idealine dışarıdan emirle yöne vermek istemek, onun yapısı bakımından hür olan şahsiyetini budamak, kısırlaştırmak, ölüme mahkum etmektir.

Maarif demek muallim demektir. Milli eğitim Bakanlığı sadece onu düzenleyen bir cihazdan başka bir şey değildir. Kitap, program, imtihan ve bütün öğretim meselelerini çözümleyecek olan bir milletin muallim ordusudur.’

Rahmetli Topçu bir ara şu soruyu soruyor; ‘bu kadar yükü muallime yüklemek, ilk bakışta fazla gibi görünüyor. Lakin hepimizin ruh yapısı muallimin elinden çıktığı düşünülürse, hiç de yanlış değildir.’

Tabii 1960’lı yıllarda muallimin toplumda oynadığı rol, ondan beklentiler, nesiller üzerindeki etkisi bu gün de aynı şekilde midir? Nurettin Topçu’nun o gün için muallimden beklediği vazifeleri ve fonksiyonları bugün muallimler ile birlikte kimler ve nasıl yapmalıdır ve yapmaktadır? Sosyal değişimle birlikte bu hususlar üzerinde çokça kafa yormak mecburiyetindeyiz.

Başarıyı nasıl tanımlayabiliriz?

Başarı bence izafi bir kavram: Bir şeye, bir yere, bir pozisyona göre ölçülebilecek bir değerdir. Başarıyı ölçebilmek için bir başarı ölçüsü koymak gerekir. Bu ölçü nasıl ve kim tarafından konulacak?

Kişinin kendi şahsi özellikleri ve kabiliyetlerinin oluşturduğu bir başarı çıtası mevcuttur. Kişinin bulunduğu ortamın gerektirdiği bir başarı seviyesi bulunabilir. İçinde yaşanılan şehrin, ülkenin hedeflediği başarı tarifleri ve sınırları mevcuttur. Bir de başarı alanlara ve konulara göre de değişir. Her alanın başarı sınırı farklıdır.

Yani özetle, alana, kişiye, ortama, devre ve daha birçok farklı alt gruba indirgenebilecek başarı tarifleri yapılabilir, sınırlar tesbit edilebilir. Bu sınırlar kişiler için yapılabileceği gibi toplumlar, ülkeler ve medeniyetler için de yapılabilir.

Dolayısıyla önce tarifleri yapmalı, kim ve kimler için başarıyı konuştuğumuz açıkça ortaya konmalı, sonrasında da başarı veya başarısızlık değerlendirilmelidir.

Kültür, gelenek, değerler nesillerden nesillere hangi yollarla geçiyor? Eğitimin farklı şubelerinin bu geçiş içindeki rolü hususunda neler söyleyebilirsiniz?

Kültür, gelenek, değerler nesiller arasında bir çok yolla geçiyor. Eğitim bu geçişin genel bir ismi. Fakat daha önceki cümlelerimizde kısmen değindiğimiz gibi eğitimin çok farklı yolları, zamana ve zemine göre değişen metodları mevcut.

Bu süreç bazen kurumlar içinde gerçekleşiyor. Toplum bir eğitim kurumları zinciri ile donatılıyor. Çocuklar ve gençler hayatlarının belli bir döneminde bu süreçten geçiyorlar ve onlara bir önceki neslin devraldığı ve geliştirdiği bilgiler, davranışlar ve doğru diye kabul edilen değerleri aktarılıyor. Ayrıca bu aktarım süreci içinde başka enstrümanlar ve diğer köklü kurumlar da (mesela aile, cemaat, mahalle v.s) yer alıyor.

Eğitim kurumları ile bu saydığımız köklü kurumlar ve daha küçük boyuttaki diğer yapılar arasında bazı dönemlerde uyumlu bir ilişki kurulabiliyor. Bazen de bu uyum istenen kıvamda olamayabiliyor. (Tabii bu kültür ve değer aktarımı nerde gerçekleşirse gerçekleşsin buna tanım gereği bir tür eğitim demek mümkün.)

Tarihî süreçte eğitim kurumları yanında belli sosyal ve ekonomik organizasyonlar önemli bir aktarım mekanizması olarak işlev görüyorlardı. Mesela tekkeler ve zaviyeler uzunca bir dönem ahlaki değer aktarımı açısından işlevsel yapılar olarak hizmet gördüler. Loncalar, sadece ekonomik açıdan değil,  bulundukları bölgelerde tekkelerle de irtibatlı olarak toplumun sosyal ve kültürel yapısını da örerlerdi. Aile her dönemde bu aktarım işlevini gören bir yapıydı. Özellikle de büyük aile yapıları kültür ve gelenek aktarımı için çok fonksiyonel organizasyonlardı.

Zamanla bu bahsi geçen kurumların bazen yerine geçen, bazen de yanında yer alan yenileri de ortaya çıktı. Tekke ve zaviyelerin ortadan kalkması ile onların yerini kısmen yeni tür vakıflar, dernekler ve sivil toplum kuruluşları almaya başladı. Belli büyük ve teşkilatlı cemaatler kısmen tekke fonksiyonunu görseler de daha modern yapılar olan dernek ve yeni tür vakıflar da bu tarzda hizmet görür oldular.

Aileler çekirdek aile haline gelmeye başladı. Büyükannelerin, dedelerin, dadıların, lalaların yerini şehirlerde kreşler ve gündüz bakımevleri almaya başladı. Mahalle eski gücünü yitirdi. Cami cemaati kavramı eski fonksiyonunu kaybetti. Tahrir defterlerinde o bölgedeki sayımda bir numarada yazılan İmam sadece camilerde namaz kıldıran devlet memuru halini aldı. Herkesin kendi iş yeri ve sosyal muhitindeki organizasyonlar gerek mahalle gerekse de cami cemaati işlevini alır oldu.

Aile ve mahalle yapısının gücünün yitirmesi ile birlikte onların yerini alan modern organizasyonlar kişiler için eğitim kurumu ve kültürel aktarım fonksiyonu gören yerler haline geldiler. Geleneksel ve dinî değerleri az soluyan çevrelerde çeşitli batılı menşeli sosyal kulüpler, uluslar arası örgütlerin büyüklü küçüklü şubeleri de bu arada önemli vazifeler görmekteler. (lions, rotary ve mason dernekleri, gençler için leo ve rotaraklar vb.)

Tabii bu arada iletişimin baş döndürücü gelişimi ile birlikte çeşitli kitle iletişim araçları, tv, sinema, internet, dijital oyunlar v.s gibi araçlar da eğitim ve kültür aktarımı açısından da önemli kanallar olarak incelenmeye değer. Bugün kültürel aktarım, bilginin ve değerlerin insanlardan diğer insanlara geçişini sağlayan mekanizmalardan hangisi veya hangileri daha etkili sorusu bence çok hayati bir soru.

Geleneksel bir aktarım modeli olarak yaygın okul eğitimi bu kanallar içinde ne tür bir yer tutuyor? Yoksa bambaşka bir yol veya merkez mi bu aktarımın yönünü, derecesini ve içeriğini belirliyor? Rahmetli Nurettin Topçu’nun mektep ve muallime yüklediği misyonu bugün kimler ve hangi kurumlar gerçekleştirebiliyor? Resmî olarak okulları ve yüksek öğretim kurumlarını yöneten Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK gibi organizasyonlar bu gelişimi ne ölçüde kontrol edebiliyorlar? Başka kaynakların etkisiyle yönlendirilen gelişmeleri takip etmekten ve onların peşinde sürüklenmekten öte ne ölçüde etkili olabiliyorlar?

 

Erhan Erken’le yapılan bu röportaj Eğitim Yazıları dergisinin 19. sayısından ç-alıntılanmıştır.

Güncelleme Tarihi: 22 Ağustos 2010, 23:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13