banner17

Hicret: bir ayrılık ve kopuş, bir varış ve vasıl oluş

“Hicret sadece bir yer değiştirme hadisesi değildir. Hicret bir ayrılık ve bir kopuş olduğu kadar bir varış ve vasıl oluştur da. Putperest bir toplumdan tevhid dinine bağlı bir cemiyete geçiştir.” diyor rahmetli Ali Murat Daryal Hoca.

Hicret: bir ayrılık ve kopuş, bir varış ve vasıl oluş

Mekke’den Medine’ye “Hicret”, muhtevasıyla ve tarihteki fonksiyonlarıyla diğer hicretlerden farklıdır. Hz. Muhammed’in (sas) bir nevi hicret hüviyeti taşıyan Hira’daki inziva günlerine ilave olarak Habeşistan hicreti de tecrübe edilmiş olmasına rağmen hicretlerin en muhteşemi Mekke’den Medine’ye doğru gelişen “büyük hicret”tir.

Hicret sadece bir yer değiştirme hadisesi değildir. O, birbirini takip eden sıra içinde bir bütün olarak kendini takdim eder:

-Hicret öncesi

-Hicret

-Hicret sonrası

Bir sosyal vakıayı başlatmış olması dolayısıyla hicret öncesi, bu üç bölümden en önemlisidir. Hicret Hz. Muhammmed’in (sas) öldürülme teşebbüsü üzerine ortaya çıkmış değildir. Hicreti doğru anlayabilmek için Müslümanlar ile müşrikleri iyi okuyup değerlendirmek gerekir. Bu iki grup içinden, müşrikleri incelemek ve değerlendirmek daha da önemlidir. Bu konuda birçok soru zihinleri işgal edebilir:

Acaba niçin müşrikler Hz. Muhammed’i öldürmeye teşebbüs edebilecek kadar güçlüdür? Bu din ve peygamber Allah’a ait olduğu halde O niçin kendi dinini ve peygamberini düşmanlarına karşı artık Mekke’de korumayacaktır? O güne kadar gerçekleşen ve daha sonra gerçekleşebilecek olan mucizeler neden tesir etmemiş ve yetmemiştir de Medine’ye hicret gibi bir mecburiyet hâsıl olmuştur? Mesela niçin ilahi takdir müşriklerin elebaşlarını değişik vesilelerle imha etmemiştir?

Bu vb. soruların cevabı bir noktadan sondan sonra cemiyetin yapısıyla ilgili bir hüviyet arz eder. Mekke tarihi boyunca ekonomik güç ile şahsî nüfuzunu kendisinde birleştiren sosyal üst yapı, kendisi kadar güçlü olmayan alt yapıyı kendine göre şekillendirmişti. Yüzlerce yıldır kendisini tekrarlayan bu yapı, kalıplanıp donuklaşmış, kendi prensipleri doğrultusunda organize olmaya çalışan her yeni düşünce ve davranışa sert ve haşin tepkiler geliştiren bir cemiyet halini almıştı. Mekke’nin muannit sosyo-ekonomik yapısının, kendi içinde yeni bir imanın doğmasına ve gelişmesine müsaade etmeyeceği açıktı.

Bu yapı İslam’la ilk karşılaştığı günlerin şaşkınlığından giderek kurtulacak ve zaman içerisinde giderek sertleşecek, bu inancın temsilcisinin yeryüzünde yaşamasına bile müsaade etmeyecekti. İslam’ın yayılması karşısında giderek panikleyen bu zihin yapısı değişmedikçe cemiyetin elebaşlarının ortadan kalkması da fazla bir şey ifade etmezdi. Zira bütün bunlar sosyal bünyenin reaksiyonları idi. Bu durumda hicret zaruri idi. Nitekim ilahi takdirin kararı ile hicret emrolundu. Böylelikle hicret şiddet yoluyla, bir insanı öldürerek istenilen neticeye varılamayacağını öğretmiş oldu.

Hicret bir ayrılık ve kopuş olduğu kadar bir varış ve vasıl oluştur da. Putperest bir toplumdan tevhid dinine bağlı bir cemiyete geçiştir. Medine toplum yapısı vahyin gösterdiği gelişme sürecine paralel olarak kendi içinde ikinci ve yeni bir merhaleye geçmiş, tatbiki sahada kendi müesseselerini kurarak, iç ve dış münasebetlerini bu imanın prensiplerine göre oluşturabilmiştir. Hicretle, Medine’de ahkâma yönelik ayetlerin inzalinin başlaması, vahyin de kesintiye uğramadan ve tekrara düşmeden seyrini tabii bir şekilde takip ettiğini gösterir. Bu bakımdan Medine devrini öğrenebilmek ve anlayabilmek, bu muhteşem Hicrette Hz. Muhammed’in mübarek izinde, onunla adım adım Mekke’den Medine’ye doğru giderek gerçekleşebilecektir.

Not: Bu yazı merhum yazarın “İslâm’ın Doğuş ve İlk Yayılışını Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili” (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı yay. İstanbul 2014) isimli eserinden iktibas edilmiştir.

Ali Murat Daryal, “Hicret: bir ayrılık ve kopuş; bir varış ve vasıl oluş”, Din ve Hayat dergisi, Din ve Hayat dergisi, Kış 2018, sayı 33.

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2018, 10:14
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20