banner17

Hiç bilmeyene nasıl öğretirdi?!

Kadir Mısıroğlu, M. Kaya Bilgegil Hoca'nın lisede talebesi imiş. Mısıroğlu'ndan ç-alıntılıyoruz.*

Hiç bilmeyene nasıl öğretirdi?!

Trabzon'u, O'nun eşsiz güzelliğine yakışır bir seviyede anlatabilmiş tek adam Prof. Dr. M. Kaya Bilgegil'dir. Bu edip, şair ve edebiyat âlimi hocamız, Trabzon'a ilk gelişinde, vapurdan çıkışından başlayarak müşahade ve tahassüslerini öylesine beliğ bir üslupla anlatmıştır ki hayran olmamak imkânsızdır. Bunun çok az bir parçası Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği'nin yılda bir yayınladığı "Horon" Mecmuası'nda neşredilmiştir.(…) (Zöhre Bilgegil bu metne ulaşsa ne iyi olur!)

(…) Aşırı merhametli ve alafranga tavırlı idiKadir Mısıroğlu

Edebiyat grubu derslerinde parlak bir talebe idim. Ahmed Saka ve İsmail Haki Berkmen'den başka sağlam hocamız yoktu. O yıl Paris'ten edebiyat doktorası yapıp dönen M. Kaya Bilgegil de bizim liseye tayin olunmuştu. Alışmadığımız derecede kibar ve gerçekten âlim bir insandı. M. Kaya Bilgegil (1921 - 1987) aslen Gürün’lüdür. Fevkalâde değerli bir edebiyat âlimi idi. Sonradan profesör olmuş ve Erzurum Üniversitesi bünyesinde İslâmî İlimler Fakültesi’ni kurmuştur. Ben ömrümde bu kadar dersini sevdirmeyi becerebilen ve mesleğine âşık bir başka insan görmedim. Bize okuttukları fakülte seviyesinde idi. Bilmeyene not vermez, bilene kadar tekrar tekrar tahtaya kaldırırdı. Hatta mektebin pansiyonunda kalan bu mübarek insan, bozuk ve yanlış muhtevalı imtihan evrakını alıp mütealaya gelir ve bunların sahiplerine, "Kardeşim, Allah için söyle ben böyle mi anlattım?!. Çıkar notlarını oku, öğren!.. Ben burada bekleyeceğim, ‘öğrendim’ dediğin anda sana yeni bir kâğıt vereceğim. Kitabını, defterini kaldırıp yeniden yazacaksın!.." derdi.

Kendisi de kürsüde oturup beklerdi. Bu şekilde muamelesi yüzünden en haylaz çocuklar bile O'nun dersini  "On" alacak derecede öğrenirlerdi.

Gayet mustalah (ıstılahlı) konuşurdu. Mesela Tataroğlu soyadlı bir arkadaş dövülmüştü. Başmuavin Hakkı Bey'e ağlayarak hadiseyi naklediyordu. Orada bulunan Kaya Bey, O'nun sözünü kesip, "Sen hâmuş ol Tatarizâde!.. Maceranı çeşm-i giryan söylesin!.." demiş. Bu söz, aramızda darb-ı mesel olmuştu. En çok kullandığı kelime "kardeşim"di. Bir grup arkadaşla Maçka'daki Sümelâ Manastırı'na gitmişlermiş. Ata binmiş. At her aksadıkça, "Pardon, at kardeşim!.." dermiş. Aşırı merhametli ve alafranga tavırlı idi. Bundan dolayı talebe arasında lakabı "Şarlo" idi.

Kaya Bilgegil Trabzon'da öğretmen iken(…) Yüz kere dünyaya gelsem, her seferinde edebiyat muallimi olmak isterim

Nöbetçi olduğu zaman bilhassa yatakhanelerde sükûneti sağlayamaz, ekseriya gelip beni kaldırır ve bu işi bana havale ederdi. Her tavrı öylesine yumuşak ve merhamet dolu idi ki, bir kimseyi korkutup susturması imkânsızdı.

Ondan da destek alarak dinsiz hocalarla münakaşaya tutuşuyordum. Bu sırada mektebimize rahmetli Kemal Or müdür olarak geldi. O'nun da milliyetçi mecmualarda yazılan çıkıyordu. Kısa zamanda kendisi ile arkadaş gibi samimi olduk. Kaya Bey'e bir şey sormanın yeri zamanı olmazdı. O, öğretmek için yaratılmış nadir bir şahsiyetti. Bir seferinde, "Yüz kere dünyaya gelsem, her seferinde edebiyat muallimi olmak isterim!" demişti.

Hocalarımız mütalaa esnasında elimde ders kitabı yerine bir başka kitap veya mukaddesatçı bir mecmua görse kızarlardı. Kaya Bey ise memnun olur, beni teşvik eder ve o kitap veya mecmua üzerinde tenvir edici açıklamalar yapardı. Bize "üniversite usûlü" okunan bir kitaptan fişlerle notlar almayı öğretmişti.

(…) Hocam bu ne hal

O sıralarda "Volkan" isimli bir dergi çıkardı, tabiatiyle bu eskiden çıkmış Derviş Vahdetî'nin ‘Volkan'ı değildi. Bunu Mahmud Cevdet adında eski bir felsefe muallimi çıkarıyordu. Bunu görünce aldı, baktı ve gözleri yaşardı. Onda bir takım hisler uyandığını anlamıştım.

“Hocam, Mahmut Cevdet Bey’i tanıyor musunuz”, dedim.

Anlatmaya başladı: “Mahmut Cevdet Bey, benim Vefa Lisesi’nden hocamdı. Sonra ben fakülteyi bitirip muallim oldum. İlk tayinim Vefa Lisesi’ne idi. Muallimler odasına girince kapının dibinde pejmurde kıyafetli birini gördüm. Güçlükle tanıdım. Bu bizim felsefe muallimimiz Mahmut Cevdet Hoca’ydı. Koşup elini öptüm ve ‘hocam bu ne hal’ dedim.

‘Evlat şimdi kendimi buldum’ dedi. Demek şimdi bu mecmuayı çıkarıyor.”

(…) Geceyi tasvir etse ortalığın kapkaranlık olduğu vehmine kapılırdınız

Kaya Bilgegil
(+)

Kaya Hoca’nın en çok kullandığı kelime "pardon"du.

Derse öyle dalardı ki çalan zili duymaz, devam ederdi. Talebeden de hiç itiraz eden olmazdı, hep birlikte dalar giderdik. Bir gazelin tek bir beytini iki ders şerh eder, yine de bitiremezdi. Geceyi tasvir etse, ortalığın kapkaranlık olduğu vehmine kapılırdınız.

Bize önce psikoloji dersine gelmişti. Aman ya Rabbi!.. O ne anlatıştı!.. Ders bitmesin, haşre kadar sürsün isterdik. Hem de elfaz alabildiğince ağdalı olduğu halde... Meselâ, "iç gözlem" demez "bâtınî tefahhus" derdi. "Beş duygu" demez "Havass-ı hamse" derdi.

Bu mübarek insanla gurbet yıllarımda bile inkıtaa uğramayan yakın bir dostluğum oldu. Mevlâ rahmet eyleye!..

(…) Demokrat Parti’den mebus olmak istemişti

Bir gün evvel de Kaya Bey'in dersine kasten, Muallim Mektebi'nden çağrılmış olan solcu mümeyyizler hâdise çıkardılar. Kaya Bey'in "on" verdiği talebeye onlar "bir" verdiler. (…)

1953-54 ders yılında artık son sınıfta idik. O sene seçim yılı idi. Kaya Bey Demokrat Parti'den Trabzon Mebusu olmak hevesine kapılmış, kendisini seven talebeleri de bu iş için bir hayli koşturmuştu. O'na bir de bundan dolayı kızıyorlardı. Gerçi o namzet bile olamamıştı. Ama yine de bu çalışma mektepte bir hayli kıskançlık uyandırmıştı.

(…) Ceza da aldılar okulda

Solcu cunta bizim takvim yırtma işini büsbütün başka bir şekle sokarak müfettişe aksettirdiler. Güya ben mescide asılmış olan bir takvimi değil de duvarda asılı çerçeveli bir resmi indirip çerçeveyi kırmış ve resmi de yırtmışım. İsmail Hakkı Bey de beni himaye etmiş ve işi örtbas ederek bana ceza vermemiş imiş. Bunlara Kaya Bey'in siyasî faaliyetleri ve bu maksatla bizi sağa sola göndermesi etrafındaki iddialar da ilâve olununca mektep cadı kazanına döndü. Kaya Bilgegil ve İsmail Hakkı Bey'ler hakkında da soruşturma başladı. Onlar bu soruşturmadan ceza almışlar.

Kaya Bilgegil, Kadir Mısıroğlu'nun bürosunda
(+)

(…) Elimde değil, inanamıyorum

Bir gün merhum Prof. Dr. Kaya Bilgegil yazıhaneme gelmişti. Kaya Bey o zamanlar Erzurum Üniversitesi bünyesindeki İslâmî İlimler Fakültesi'nin dekanı idi. Nihal (Atsız) Bey'in tavsiyesi ile bazı gençleri fakülteye asistan olarak almış imiş. Buna memnun olan Nihal Bey kendisi ile görüşmek arzusunda bulunmuş. Fakat hasta olduğu için Kaya Bey'in ziyaretine gelmesini rica etmiş imiş. Bunları anlatan Kaya Bey, bana Nihal Bey'in ziyaretine birlikte gitmeyi teklif etti. Ben de kabul ettim. Birlikte Maltepe'ye gittik. Nihal Bey, bizi gayet nezaketle karşıladı. Bir toplantıya gidecekmiş gibi giyinmişti. Demek ki evinde nekahet devrini geçiriyormuş. Bu sırada sohbet dinî bir havaya büründü. Daha ziyade Kaya Bey ile ben konuşuyordum. Sigara içtiğim için, Nihal Bey sehpanın üzerine bir mum yaktırıp koymuştu. Bana dönüp dedi ki: "Ne saf, ne temiz bir imanın var!.. Ne mutlu sana ki,Kadir Mısıroğlu inanıyorsun. Aynen yıllarca önce tanıdığım gibisin!.. Elimde değil, ben inanamıyorum. Şu mum gibi eriyip yavaş yavaş biteceğim!"

Kaya Bey ile göz göze geldik, ikimiz de söyleyecek söz bulamıyorduk. Kısa bir sükût ve fasılayı elinde çay tablası olduğu halde içeri giren hizmetçi kadın kesti. Nihal Bey -ihtimâl bahsi değiştirmek arzusuyla- hizmetçiye, "Kızım, önce misafirlere ver!" dedi. Çaydan sonra da bahis ister istemez başka istikametlere kaydı.

Geri dönerken trende Kaya Bey ile Nihal Bey üzerine konuştuk ve O'nun hesabına ikimiz de üzüntülerimizi dile getirdik.

*Kadir Mısıroğlu, Geçmiş Günü Elerken, Sebil Y.

 

Kâmil Yeşil ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 14:27
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmet arif
ahmet arif - 8 yıl Önce

kadir mısırlıoğlu mu ? hiç bu kadar boş konuşan ve boşa sallayan bir adam görmedim tarihi gerçekleri alt üst eden adeta katleden biridir hiç bir fikri ve bilgi anlamında alt yapısı yoktur bir akademisyen olarak dinlediğim zaman , şaşırıyorum bu kadar yanlış bilgiyi ne kadar rahat ve pervasızca bilmiş bir edayla anlatıyor hafizanallah.....

ilzam
ilzam - 8 yıl Önce

Şimdiye kadar hikaye tazrsındaki tarihimizle uyutulduk..Artık birilerinden tüm bunların doğrularını duymaya ihtiyacımız vardı..K.Mısıroğlu Üstad'a Allah kuvvet versin..Kendisi kaynaklarla konuşan bir tarihçi ,biraz kulak versek keşke..

necib
necib - 8 yıl Önce

örnek rica edelim sayın ahmet arif bey? anlattığı tarihin hangi kısımları "boş" "katledilmiş" ve "altyapısı olmayan" tanımlarına uymaktadır. Aydınlatın efendim bizi!

Atıf dedebey
Atıf dedebey - 8 yıl Önce

Akademisyen olduğunu söyleyen Ahmet Arif Bey Kullandığınız üsluptan "akademisyen" olmadığınız, olamayacağınız anlaşılıyor. Müfteriden akademisyen olmaz. Anlaşılan siz akademisyen geçinen zatlardansınız. Akademisyen geçinmek için bile birşeyler yazmak gerekir. Zatınızın kaç satırı var bilelim. Mısırıoğlu babamın oğlu değil ama ne yazdığından haberdarız. Hiç olmazsa Türkçe bilir.
Saygılarımla

banner8

banner19

banner20