banner17

Hem genç, hem usta!

2000'li yılların öykücüleri tartışılıp, soruşturulurken biz de Ümit Savaş Taşkesen'in Harmancı öyküsü üzerine yazdığı ve Karagöz Dergisi'nde yayınlanan yazıyı ç-alıntılayarak katkıda bulunduk.

Hem genç, hem usta!

Abdullah Harmancı’nın Muhteris ve Ertesi Dünya adlı kitaplarının ardından uzun süredir beklenen üçüncü hikâye kitabı Yerlere Göklere, 2007 yılında Ebabil Yayınları’ndan çıktı. Kitap hak ettiği biçimde Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2007 yılı hikâye ödülünü aldı.

Muhteris’te dil ve biçim çalışmasıyla dikkat çeken Harmancı, Ertesi Dünya’da modern kıssa diyebileceğimiz denemeler yaptı. Bu yazıda Harmancı’nın hikâyesini değerlendirirken son kitabı Yerlere Göklere merkezde olmak üzere diğer kitapları da değerlendirilecektir.

 

Koşu bandında hayat

Hayat içinden çıkılmaz, geri dönülmez bir hız ve sıradanlık içinde ilerliyor. Koşu bandında hızla yürüyoruz, koşuyoruz, karşımızdaki dijital rakamlara bakarak işte diyoruz, çokça yol aldık. Yaktık yağları, kiloları… Bir de bakıyoruz durduğumuz yer aynı: Resimler, bedenler, giysiler, düşünceler aynı. Bu can sıkıntısı vuruyor yüzümüze. Gülmüyoruz.

Harmancı’nın ilk hikâye kitabı Muhteris, “Umur Bey Hikâyeleri” ile başlıyor. Umur Beyin günleri, akşamları, ukdeleri, doğu anlatısı ve caddeleri diğer bölüm başlıkları. “Yiten Yüzyıl” ve “Edebiyat Tarihçisine Notlar” kitabın diğer ana başlıkları.

Belki hayatımızda bir daha bu kadar çok artı yan yana gelmez: İlk gençliğimiz, hep ilk defa olanlar; sınıflarda tanıştığımız, kara tahta önünde yatay ve dikey iki çizginin kesişmesiyle oluşan artılar… Muhteris, bu artıların arasına sıkıştırılmış yarım cümlelerin, içimizin sızladığı, kendimizi kaybettiğimiz anların hikâyesi.

 

Markalar

Noktasız ve virgülsüz başlıyor Umur Beyin günleri. Pazartesiden cumaya gömlek-kravat, gömlek-kravat uyumu, renkler, derby, tekel 2001, otobüs, çay, teneffüs, sıra üstü farzından namaz, “Üç çeyrek kavurma lütfen,” der gibi doğal, rutin içerisinde yer buluyor hikâyede. İşyeri, iş, günlük hayat, eve dönüş denklemi arasında nasıl bocaladığımıza ayna tutuyor Umur Bey günleri. Bazen Kafka’daki gibi bir sıkışmışlık hissi uyandırıyor. Harmancı’nın sıkı dil örgüsünde, hikâyeye kendimizi bıraktığımızda çarkın dişlilerini bize hissettiren bir anlatımı var: Hızlı ve ritmik. Her gün yaşadığımız; ama rutininin farkında ol(a)madığımız günlük yaşamı işaret ediyor bize bu durum. İçiniz daralıyor, çıkmak istiyorsunuz. Bunun bir sonu olmalı, bir çıkış bulunmalı derken “sonu gelmez bir karanlığa saplan”ıp, “düşüyor, düşüyor”sunuz…

 

Umur Beyin Günleri

“Umur Bey Günleri”nde pazartesiden cumaya iş hayatının rutini anlatılıyor gün gün. Bunu görüyoruz ve düşünüyoruz; peki, iş hayatı böyle olan Umur Bey akşamları nasıldır? Bu merakımız da gideriliyor. TV karşısında uyuklayan, dizi seyreden birisi değil Umur Bey. Tam verim alınamayan okumalar, kararsızlıklar, komşular, eşi, kitaplar arasında belki kendi kendine kalabildiği bir tek akşamı olabilen bir adam: “Kızlar caddelerden geçiyor / (…) garip bir iz bırakıyorlar / İzleri ciğerlerime çekiyorum / O ciğerle eğiliyorum secdelerime / Dualarım engelleniyor.”

 

Abdullah Harmancı, MuhterisBugünün hikayesi: Muhteris

Harmancı bugünün hikâyesini anlatıyor. Dünün değil. Yaşanmakta olan hayatın. Hayatımızda yer bulan markalar, isimler, adresler, mekânlar da hikâyesinde yerini alıyor: Wembley, futbol, çıraklık, tekel 2001, derby, Mell Gibson, alışveriş fişi, ülker, eti, bifa, ince minare, mc donalds, nargileci, teksas pavyonu, heykelin önü, çift maaş. “Köşeyi dön, sitene gir, karanlığına gömül, acılarına gömül, anılarına.”

Muhteris, yayımlandığı dönemde en çok dil ve anlatım açısından dikkatleri üzerine çekti. Noktalamanın dışlanması, kimi zaman yüklemsizlik, cümlenin bitirilmeden bırakılması hükmü bizim vermemiz, cümleyi bizim tamamlamamız amacını güdüyordu.

Muhteris’te, “aynı”lık içinde boğulmuş, sıkışmış, daralmış, bir çıkmaza hapsolmuş karakter, sanki onun iplerini daha da sıkmak, ondan intikam almak veya tam tersine bu daraltılmışlığı yıkmak istercesine sıkı bir kelime ve anlam örgüsüyle işlemiştir. Okurken bizi bir kafesin içine mi kapattığını yoksa çıkmamız için bize işaret mi verdiğinin kararı gene bize bırakılmış; ya bu rutine teslimiyet ya da çıkış yolu aramak… Muhteris’i okurken boğazınızda bir şeylerin düğümlenip sıkıştığını hissediyorsunuz. Bu ya çıkışa doğru harekete geçirir ya da tam teslimiyet ile diz çöktürür.

 

Ertesi Dünya

Harmancı’nın ikinci kitabı Ertesi Dünya’da ilk gençlik çağında, kişiliğin oluşum aşamalarında inançlarıyla yaşamı arasında bir denge kurmaya çalışan, zihninde gelgitler yaşayan, muhasebe yapan ve kendisini sorgulayan karakter(ler) göze çarpmaktadır. Bu anlamda Muhteris’le Ertesi Dünya arasında bir devamlılık söz konusudur.

 

Abdullah Harmancı, Yerlere GöklereYerlere Göklere

Yerlere Göklere’deyse Harmancı hikâyesinin dil ve işçilik olarak daha bir mükemmelleştiğini

görürken önceki hikâyelerden farklı olarak daha çok insan ilişkileri üzerinde durulur ve hikâyelerinde görmeye pek de alışık olmadığımız kan, şiddet ve cinayet temaları da yer alır. Etrafımızda akıp giden hayatların getirdiği dönemsel bir durumdur belki de bu. Yerlere Göklere’de kollar, bacaklar, kafatasları paramparça ediliyorsa da etrafa pek kan sıçratmamaya özen gösteriyor. Burada bazen “hak edilmiş”, bazen trajik, bazen içinde ironiyi de barındıran çeşitli ölümler de anlatılıyor…

 

Dil örgüsü ve kelimeler

Abdullah Harmancı’nın hikâyelerinde, üzerinde titizlikle çalışılmış sıkı bir dil örgüsü göze çarpmaktadır. Sanki her kelime üzerinde ayrı ayrı düşünülmüş, şiirdekine benzer bir işçilik ve titizlik gösterilmiş, sıkılaştırılmış, yoğunlaştırılmış kelimelerden oluşan hikâyelerde kelimeler ince bir elekten geçirilmiştir. Bu anlamda gereksiz bir cümle ve ayrıntı bulmak zordur.

Harmancı, hikâyesinin bir çırpıda okunup bitmesini istemiyor. Buna özel olarak çalışıyor. Okuyorsunuz, durup düşünüp bir daha okuyorsunuz. O, alelâcele yazılmış gibi duran, seyreltilmiş ve hızla okunan, hayata dair bir şey söylemeyen ve düşündürtmeyen, bir daha okunma gereği ve isteği uyandırmayan metinlerden ve hikâyecilerden bu yönüyle ayrılıyor. Hikâyelerinin yoğunluğunu ve derinliğini artıracak kelimeleri sanki tek tek seçiyor, kelime tasarrufu üzerinde özel bir gayret gösteriyor.

Bu anlamda Yerlere Göklere, Muhteris’teki dil-biçim işçiliği ve yeni ifade-biçim arayışı ile Ertesi Dünya’daki olay anlatımlı, hikmetli hikâye biçiminin sentezi durumundadır. Buradaki hikâyeler hem kaygısı, bir mesajı olan hikâyelerdir, hem de sıkı bir elekten geçirilmiştir.

 

Kahramanları kim?

Abdullah Harmancı’nın hikâyelerinde bir tarz olarak kahramanlarının yüz prototipi genel olarak flu bırakılmaktadır. Hayatın içinden seçtiği karakterlerin bedensel özelliklerinden çok, davranış ve psikolojik tavırlarını, düşüncelerini ön plâna çıkaran bir eylem-düşünce dilini kullanmaktadır. Bazı hikâyelerinde saçların boyası gibi birtakım özelliklerden bahsetse de verilen bilgiler bir portreyi tasavvur edebilecek kadar yeterli değildir. Bu özellikle böyledir. Önemli olan düşünce ve davranıştır.

Portredeki belirsizlik, hikâye kahramanıyla benzer özellikler gösteren çevremizdeki kişileri hikâyeye katma kolaylığı sağlar bize. Ne çok kişi var böyle deriz. Ya da tam beni anlatmış.

 

Mekan

Harmancı hikâyesinin mekânı bellidir: Karakter ve olaylar mekâna oturmuştur. Zaman zaman ayrıntılı bir mekân tasvirine girilmiştir hikâyelerde. Duvarda asılı duran tablonun içindeki çocuk ve köprüden, masanın üzerindeki vazoya değin mekân ince ayrıntılarına kadar işlenir. Bu da psikoloji ve davranış dili üzerinden kurgulanan hikâyelerin soyut, belirsiz, iç sıkıcı bir hâle gelmesini, bir bunalım hikâyesine dönüşmesini engeller. Mekânı bütünleyici bir unsur olarak çeşitli markalar, yer yer büyük harfle yazılarak sıkça kullanılır.

Harmancı’nın hikâyelerinde markalar genellikle ironik bir hâl alır. İronik bir biçimde marka karşısında hissedilen değere, zaafa, duyguya şöyle bir çarpılıp geçilir. Bu anlamda gündelik dilde sıkça kullanılan kelimelerle nabzımıza dokunabilmektedir Harmancı.

 

Öyküdeki ironi

Hikâyelerin bir diğer özelliği ise metne yerleştirilmiş / yedirilmiş olan bir ironidir. İyice sıkılaştırılmış bir örgü içerisinde mayınlanmış bir suda yüzer gibi gergin bir hâlde hikâyenin akışına kendinizi bıraktığınız anda birden gerginleşmiş olan sinirlerinizi yumuşatan bir ironi, bir marka, bir olay, bir durum ile karşılaşırsınız. Hikâyenin yoğunluğu içerisinde karşınıza çıkan hâller akışı bozmadan, kurgu içerisinde sırıtmadan zihninizi okşayıp geçer.

Harmancı hikâyesi bir polisiye gibi sonunu merak etme duygusu oluşturmaz bizde. Bu yargı, hikâyelerin sıkıcı olması veya akıcılık sorunu anlamında bir tanımlama değildir. O sizi, okuma sürecinde, hikâye akarken düşündürür, eğlendirir, şaşırtır. Harmancı söyleyeceği şeyi sona bırakmaz. Acele etmiyorsunuz; ama kelimeler arasında akıp gidiyorsunuz. Hükme süreç içerisinde kendiniz varıyorsunuz. Bu yüzden Harmancı genel bir tavır olarak son sözü söylemiyor hikâyelerinde. Durumu ortaya koyuyor; yargıya varmıyor.

Hikâye, durum ve duygu yoğunluklu olduğu için, bittiğinde, bu hikâyede ne anlatılmıştı, ne olmuştu diye bir çırpıda anlatamıyorsunuz Harmancı’nın hikâyelerini. İkinci, belki üçüncü bir okuma gerektiriyor. Zaaf mı, ustalık mı? Siz karar verin.

 

Bilinç desen ilişkisi

“Bilinç, desenin netliğidir,” formülüyle Abdullah Harmancı hikâyesine baktığımızda, hikâyelerdeki netliğin işaret ettiği bir bilinçle karşı karşıya olduğumuzu açık bir şekilde görürüz.

Harmancı’nın hikâye konusundaki bilincinin göstergesi olarak hikâyelerini ve eleştiri yazılarını örnek verebiliriz. Onda öykü teorisi konusundaki bilinç eksikliğinin göstergesi olan savrukluktan eser yoktur. Bunun yerine, bilinci gösteren ve deseni netleştiren bir titizlik, bir incelik ve kesinlik görülmektedir.

Harmancı bu üç kitaptan sonra kendi hikâyesine yeni yönelimler bulma zorunluluğu, zorluğu ile karşı karşıya kalacak gibi. Yeni yayımlamakta olduğu hikâyelerine bakıldığında bu yeni yönelimin işaretleri görülmektedir.

 

Ümit Savaş Taşkesen

Karagöz dergisinden ç-alıntılanmıştır.

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 14:22
YORUM EKLE
YORUMLAR
?
? - 9 yıl Önce

Abdullah harmancı mükemmel bir öykücü.

rüya
rüya - 9 yıl Önce

Hem iyi bir yazar. Hem de oraya buraya çıkıp, kendini göstermiyor.Yazar dedğin saklamalı biraz kendni...

mehmet Dikkatli
mehmet Dikkatli - 9 yıl Önce

ey editör,
bu yazı karagöz'ün hangi sayısında yayımlanmıştır?

banner8

banner19

banner20