Gümüş Motordan Ampule bir süreç!

Cihan Aktaş Taraf gazetesinde Yeni Devirli günleri ile Erbakan'ı yazdı, ç-alıntılıyoruz.

Gümüş Motordan Ampule bir süreç!

Erbakan, Yeni Devir, Gümüş Motor…

Prof. Necmettin Erbakan’ın vefatının ardından hakkında yapılan hakkaniyetli değerlendirmeler Türkiye siyasetinde bir “normalleşme”nin sürdüğünün ifadesi gibi geldi bana. Kendisine Allah’tan rahmet dileyerek, yazımda merhumun bende iz bırakan kimi yönlerine değinmek istiyorum.

Bir kere Erbakan’ın Türkiye’de Cumhuriyet’ten sonra karışan ya da aynileşen siyasal terminolojinin zenginleşmesine büyük emeği geçen bir siyasetçi olduğunu düşünüyorum. İslam siyasete ilgisiz bir din midir… Toplumsal sorunlar konusunda fazlasıyla duyarlı olduğum ilk gençlik çağında bu soruya en net cevabı MSP lideri olarak Erbakan’ın verdiğini görüyordum. İslam devrimci, evrensel, siyasetle ilgili bir dindir, Müslümanlık da  “muhafazakâr” ya da “sağcı” gibi sıfatlarla daraltılamayacak kadar geniştir.

İbadeti siyaset, siyaseti ibadetti

İslam’ın salt özel hayatlara özgü mistik bir hal ya da doğum ve ölüm merasimleriyle ilgilenmekle sınırlı bir din olarak algılanması karşısında Erbakan’ın söylemleri, –belki kaçınılmaz- handikaplarıyla birlikte bir karşı eleştirinin geliştirilmesinde önemli bir paya sahip. MSP’li olmasanız bile, başınız örtülü ve namaz kılıyorsanız, kökten laik vatandaşlar kadar Adalet Partisi seçmenlerinin de önyargılarının özlü ifadesi olmuştur yıllarca,  “Erbakancı mısın?” şeklindeki soru.

Prof. Erbakan Türkiye’de siyaseti belli bir kesimin nüfuz aracı  olarak gösteren ideolojik çerçeveyi zorlayarak siyaseti İslami dünya görüşüne sahip kesimlere de açmış, bu yolla da hiç kolay yaşanmayan bir süreçte İslami kesimi sağcılık ve muhafazakârlık çatısının altında daralmaya zorlayan kimlik algılarının değişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ardımızda bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde dünya Müslümanları Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) ibadeti siyaset, siyaseti de ibadet olan bir peygamber olarak anlaşıldığı söylemi iki model üzerinden izlediler: Türkiye’de Erbakan’ın sürdürdüğü demokratik yöntem, İran’da ise Ayetullah Humeyni tarafından sürdürülen ve savaşın ardından değişen toplumsal koşullarda oluşan Yeşil Hareket’in devraldığı devrimci siyaset.

Yeni Devir bir okuldu

Yeni DevirDini hassasiyetlere ve toplumsal duyarlığa sahip bir öğrenciyken, bir elimde T cetveli, ötekinde Yeni Devir’le dolaşırdım Küçükyalı-Beşiktaş-Cağaloğlu hattında.  Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, İsmet Özel, Akif İnan, Abdurrahman Dilipak gibi yazar ve şairlerin her kesimden İslamcı gence bir mektebin dersleriymiş gibi gelen yazılarının yayınlandığı, “Erbakan Hoca”nın yüreklendirmesiyle hayata geçen Yeni Devir çok geçmeden edebiyata tutkun bir öğrenci olarak bana da sayfalarını açacak, 23 gibi erken bir yaşta bir köşesinde yazma imkânını sunacaktı.

Sistemin varlıklarını nâmeşru saydığı İslamcı gençlere kendilerini ifade için açılan yolların herhangi bir köşesinde mutlaka merhum Erbakan’ın adı geçerdi.

Her zaman söylediğim gibi, İslamcılık nispeten “feminist”  bir harekettir. Kadını ontolojik açıdan erkekten ne aşağı görür, ne de ikinci cins sayarak erkek için yaratıldığını düşünür. Topkapı’da karmaşık yollardan geçerek ulaştığım Milli Gazete binası içindeki Yeni Devir “camiası”, bir aile ocağı sıcaklığıyla  karşılardı beni. Orada bulduğum anlayışın ve okuyucuların  gösterdiği yakınlığın  etkisiyle, T cetvelini artık daha gevşek bir şekilde tutar olmuştum elimde. Yeni Devir’e ne yazarsam yazayım –tıpkı Taraf gibi- sansürsüz yayınlanacağını bilirdim ki mesela kadın meseleleri, kültürel ya da siyasal alanda tahakkümcü cemaat refleksleri gibi konularda bir hayli “radikal” eleştirileri de dile getirir ve destek bulurdum.

Kültürel meselelerdeki sorunlar, ekonomi alanındaki katı kurallar çözümlenmeden doğru anlaşılabilir mi… “Neden geri kalanlar hep Müslüman toplumlar?” şeklindeki soruya bir şiir okuma gecesinde de muhatap olabilirsiniz. Bazen bir İmam-hatipli genç sorar size bu soruyu, bazen bir bulvar gazetesi okuru, bazen de ezber bozan okumalara gelemeyen bir yarı aydın. İthal ikamesine dayalı kalkınma planını, Siirt bankalarında mudiler tarafından alınmadığı için biriken faiz paralarını, Hindistan’da ihracata dayalı tüketim aşkına elleri kesilen binlerce el dokuma işçisini konuşmanız gerekir. 

Necmettin Erbakan

Gümüş Motor’dan AKP’nin Ampul’üne

Batı  modeli kalkınma anlayışına eleştiriler getiren İslamcılığın  öngördüğü kalkınma anlayışı, cemaat ölçekli pratiklerin ötesine geçemez miydi.. . Prof. Dr. Nevzat Kor’un anlattıkları, bu yönde sürdürülen çabalarda merhum Erbakan’ın katkısı  hakkında bir fikir verebilir:

“Allah ondan razı olsun, Erbakan Hoca Almanya’dan daha yeni dönmüştü. Almanya’da bir motor fabrikasının teknik müdürlüğünü yapmıştı. Motor konusunda ihtisası olduğu için Türkiye’ye döner dönmez (Mehmet Zahit Kotku) Hocaefendi’nin de teşvikleriyle Türkiye’de bir motor fabrikası kurma girişimini başlattı. Rahmetli Menderes o zaman başbakandı. Erbakan Hoca’nın bu teşebbüsünü  duyunca Menderes çok sevindi. Türkiye’de, Türk insanı motor üretecek fabrika kuruyor... 1960 yılında 27 Mayıs darbesi olunca rahmetli Menderes Gümüş Motor Fabrikası’nın açılışını göremedi. Askeri yönetimden ilgi gösterenler de oldu ama darbe süreci ülke kalkınmasının gecikmesine yol açtı. (...) Türkiye’nin kalkınmasına yardımcı olalım diye maaşımızdan artırdığımız parayı Gümüş Motor’a veriyorduk.”  (İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam,  sf. 329, Dergah Yayınları; 2008)

Merhum Erbakan’ın sahip olduğu vizyonun kültürel etkileri tahakkümcü yapılara karşı bir yandan İkinci Yeni’yi oluşturan, Edebiyat ve Dergâh dergilerinde açımlanmaya devam eden bir varlık ortaya koyma iradesinde kendini hissettiriyordu. “Gümüş Motor” idealinin kazandırdığı ivmenin de bugün AKP’nin ampulünde dile gelen, “ciddi meselelerin çözümünü üretim sürecinde bulmayı uman  bir kalkınma” anlayışında önemli bir etkisi olduğu açık.

Cihan Aktaş, Taraf, 1 Mart 2011



Meryem Uçar
ç-alıntıladı

Yayın Tarihi: 01 Mart 2011 Salı 10:38 Güncelleme Tarihi: 03 Mart 2011, 20:56
YORUM EKLE

banner19

banner36